Zorba erkek blokuna HAYIR!

Ruken NURHAK

  • 11 Haziran 2018

MANSETAKP-MHP faşist ittifakının danışıklığında Türkiye ve Kürdistan halkları bir kez daha baskın bir kararla yangından mal kaçırırcasına seçim sürecine sokuldu. Türkiye’yi neredeyse yılda bir kez, önceden zemini hazırlanarak yapılan bir seçime sürüklemenin nedenleri sıradan değil.

AKP başkanı Erdoğan yıllardır hayalini kurduğu sistemi gerçekleştirmeyi planlı ve sistematik bir şekilde hayata geçirmek istemekte. 2023 hedefini her fırsatta vurgulayan Erdoğan’ın, o tarihe kadar kurguladığı hedefe ulaşmak için, her türlü kirli yöntemi kullanarak sonuca gitmek istediği her geçen gün daha net görülmektedir.

AKP iktidarı ve Erdoğan daha 7 Haziran 2015 seçimleriyle ezici bir çoğunluk sağlayarak hem parlementoda tartışmasız tek güç olma, hem de başkanlığa götürecek yolu garantilemek istedi. Ancak HDP kimliği etrafında örgütlenen Kürdistan ve Türkiye halklarının AKP’nin beklemediği bir sonuçla üçüncü büyük parti olarak seçimlerde önemli bir başarı sağlaması hesapları bozdu.

Hatırlanacağı üzere 7 Haziran seçimlerine kısa bir süre kala HDP mitinglerinde bombaların patlatılmasından tutalım, büroların kundaklanmasına kadar faşizan saldırılarda sınır tanınmadı. Buna rağmen 7 Haziran seçiminin belirgin kazananı HDP ve onun şahsında demokratik ulusu destekleyen halklar, eşit temsiliyetle bu seçimin öncü gücü ve belirleyeni olan kadınlar oldu. Seçimin kaybedenleri ise AKP ve MHP oldu. Bu nedenle 7 Haziran’ın birçok şeyin başlangıcı ve belirleyeni olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.

7 Haziran umudu büyüttü

AGIRI MINTING-2Birincisi, ezilen, ötekileştirilen bütün toplumsal farklılıkların başarma umudunu açığa çıkartıp büyütmüştür. İkincisi, eşit temsiliyet ve eş başkanlık esprisi ile kadınların belirleyici rol üstlendiği bu seçimde, toplumun yaygın bir kesiminde inanılmaz bir heyecan yaratmıştır. Üçüncüsü, bu güne kadar parlemento zemininde kendi kimlikleriyle temsil fırsatını bulamayan farklı etnik ve inançların buluşma adresi olmuştur. Oluşan bu çok renkli ve temsiliyetli tablo toplumda rahatsızlık uyandırmak şurada kalsın, daha fazla demokrasi, eşitlik ve özgürlük taleplerinin yüksek sesle tartışıldığı bir gerçeğe dönüşmüştür.

AKP-Erdoğan faşist iktidarı, açığa çıkan bu demokratik yelpazeyi kurmak istediği faşist-milliyetçi rejiminin önünde büyük bir tehdit olarak gördü. “İç-dış düşman”, “milli güvenlik” ve “ekonomik istikrar” gibi uydurma gündemlerle, amacına ulaşmak için tek başına iktidar olmanın arayışına hızlıca girdi. Bölünme paranoyasıyla milliyetçi duyguları pompalayarak toplumda oluşan renkli ve demokratik dinamikleri parçalayıp, kutuplaştırmayı temel hedef olarak önüne koydu. Suruç’ta, Ankara Garı’nda ve daha birçok yerde demokratik muhalefetin tepkisini dile getirdiği mitinglerde bombalar patlatarak, “terörizm” ve “bölünme” algısını yaratıp yapmak istediği daha kapsamlı katliamların meşru zeminini oluşturmaya çalıştı. Tarihte bütün diktatörler planladıkları katliamları gerçekleştirmeden önce propaganda ve basın aracılığıyla toplumsal bir algı yaratmayı özenle geliştirmişlerdir. Bu gerçeği Hitler Almanyası’nda Yahudi katliamı öncesinde oluşturulan özel propaganda ve algı oluşturma merkezlerinden, yine 1915 Ermeni Soykırımı öncesinde toplumda özenle geliştirilen ‘şeytanlaştırma’ algısından iyi biliyoruz. Faşist Erdoğan rejimi de, arkasına aldığı havuz medyasıyla, geçmişe taş çıkartırcasına bir toplumsal algı operasyonuna girişmiştir.

Demokratik ulus perspektifinin 7 Haziran’da toplumda karşılık bulmasından ürken AKP-MHP ittifakının temeli de daha o dönemde atıldı. Çünkü faşizm ancak bulanık ve kutuplaştırıcı ortamlarda ayakta kalabilir. Demokratik iradenin öne çıkmasıyla her iki taraf da kaybettiğini gördü. Özde aynı faşist milliyetçi çizgiyi uygulayan AKP ve MHP, başta HDP olmak üzere demokratik muhalefeti tehdit göstererek, 7 Haziran seçimlerinin üzerinden aylar geçmeden 1 Kasım’da yine bir dayatmayla ülkeyi seçime sürükledi. 1 Kasım 2015 seçimlerine her türden hilenin, hak ihlallerinin, şiddetin ve baskının uygulandığı bir ortam yaratılarak gidildi. Demokratik bir seçimin sonucunu tanımayın faşist Erdoğan rejimi, 1 Kasım’da kirli yöntemler kullanarak tek başına iktidar oldu. Bu temelde MHP ile kurduğu ittifakı bir adım daha ileri taşıyarak, 15 Temmuz 2016’da kontrollü darbeyi gerekçe yaparak ülkeyi sürekli OHAL ile yönetme gerekçesi haline getirdi. Kendilerinden olmayan bütün farklılıkları susturmayı ve demokratik muhalefeti tasfiye etmeyi vazgeçilmez amaç gördüler.

Örgütlü kadına saldırılar AKP’nin öncelikli hedefi oldu 

dyb-bismil-19-04-15-secim-buro-acilis2Yaklaşık iki yıldır sıkı yönetim ve KHK’lar ile yönetilen süreç, cinsiyetçilik, dincilik ve milliyetçiliğin en üst düzeyde uygulanmasıyla sosyal, kültürel, etnik, inanç ve kadın katliamlarının önü bir savaş stratejisi temelinde sistematik olarak açılmıştır. Kürt kadını öncülüğünde gelişen kadın mücadelesinin demokratik ve özgür toplumun temel dinamik gücü olduğunu gören Erdoğan iktidarı, öncelikle direnen örgütlü kadına saldırmayı öncelikli hedef olarak belirlemiş, giderek cinsiyetçi şiddet dalgasını sokaktan toplumun tüm hücrelerine kadar yaygınlaştırmıştır. Tutum alan, düşüncesini ifade eden, çalışan ve özgürce sokakta yürüyen kadına saldırıları örgütleyerek, münferit olaylar gibi basın aracılığıyla bütün topluma yansıtmıştır. Saldırıları gerçekleştirenlere herhangi bir cezai müeyyide uygulanmadan serbest bırakılmasıyla saldırılar daha da teşvik edilmiş, bu nedenle kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katletme hiçbir dönemle kıyaslanmayacak denli yaygınlaşmıştır. Bu yöntemle kadının özgürlük mücadelesinin önünü kesmek, kamusal alandan çıkartılıp giderek özel alana, eve kapatma, yani erkeğin özel mülkü haline getirme planlı bir şekilde işlenmiştir. Kadının gülüşünden kaç çocuk doğuracağına, giyiminden saçına, evlilik yaşından tecavüzcüsüyle evlendirmeye kadar müdahale etmeyi sistemin en önemli tarafı olarak şekillendirilmeye çalışılmaktadır.

Tek adam saltanatına giden yolu açmak için, OHAL süresince kadın kurumları, demokratik basın, sivil toplum, çevre örgütleri, sendikalar başta olmak üzere bütün demokratik muhalefet kurumları kapatılmıştır. Tam da bu nedenle, Erdoğan’ın her fırsatta belirttiği 2023 hedefi ve baskın seçime kadar gelişen süreci salt ekonomik nedenler gibi sıradan ele almak, bunu sadece kişisel hırs ve iktidarla izah etmek doğru olmayacaktır. Tamamıyla ideolojik ve rejim değişikliğine dayanan bir strateji temelinde geliştirilmektedir. Bu rejim değişikliği başta Kürt varlığını inkar ve imhayı içermekle birlikte, bütün halkların kaderini belirleyecek köklü yapısal değişiklikleri içermektedir.

CHP, Erdoğan rejiminin sigortası olmuştur

ant-160515-konyaalti-kadin-koor-kahvalti-sahil-temizligi6M. Kemal Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası)’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak resmen ilan etmiştir. 2023 hedefinin Cumhuriyetin 100. Yılına denk getirilmesinin bunca yaşanandan sonra normal görülmesi beklenemez. Cumhuriyet ve parlamenter sistem yerine, yeni Osmanlıcılık hedefiyle tek kişinin diktasına dayanan saltanat sistemini tekrardan getirmenin derin planı yapılmaktadır. Bu planın gerçekleşmesi durumunda Türkiye halklarını nelerin beklediğini öngörmek güç değil.

Öz yönetim sürecinde Sur, Cizre, Nûsaybin ve daha birçok yerde gerçekleştirdiği katliam, yıkım ve talan politikasıyla gerçek yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. En son Efrîn’e yönelik işgali ile Kürt soykırımını nasıl bir hevesle gerçekleştirmeye çalıştığını bütün dünya gördü. AKP-MHP faşizminin önü alınmazsa bütün farklılıklar için aynı tehlike söz konusudur. Daha şimdiden bunları yapan zihniyetin, başkanlığı kesinleştiğinde neleri yapacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Tabi tüm bu süreçte AKP-MHP faşist ittifakı kadar, CHP’nin de rolü belirleyici olmuştur. Hatta AKP-Erdoğan rejiminin sigortası CHP’nin muhalefet tarzı olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Bu sürecin önü CHP’nin desteğiyle açılmıştır. CHP’nin çokça savunduğu parlamenter sistemin anlamsızlaşması da dokunulmazlıkların kaldırılmasında AKP’ye verdiği destekle gerçekleşmiştir. CHP’nin bu güne kadar yaptığı tek muhalefet, Kürt karşıtlığı üzerinden AKP’ye yönelmek olmuştur. 24 Haziran baskın seçimlerine giderken, HDP ve demokratik kesimleri dıştalaması aslında sonuç itibarıyla AKP-MHP faşist ittifakından bir farkının olmadığını ortaya koymaktadır. En nihayetinde bu seçimde yarışacak olan iki sağ milliyetçi blok ve halkların etrafında tek yürek olacağı demokratik ulusu savunan HDP olacaktır.

Sıkıyönetim şartlarında seçimin meşruluğu yok

dyb-24-05-15-kursu-kadinlar-bulusmaToplumun bütün kesimlerini ilgilendiren ve geleceğini belirleyecek olan bu süreci sıradan oy kulanılacak bir seçim olarak ele alamayız. Halkların, kadınların ve tüm toplumsal farklılıkların geleceğinin belirleneceği tarihsel bir eşik olma özelliği taşımaktadır. Son dört- beş yılda planlı bir şekilde sıkı yönetim koşulları oluşturulmuştur. Sıkıyönetim şartları altında gerçekleşecek olan baskın seçimin meşruluğu olmayacaktır. Bütün toplumsal dinamiklerin meşru olmayan seçim kararını ve içerdiği anlamı doğru okuması gerekmektedir. Oluşturulan milliyetçi, faşist cepheyi ve kirli planını boşa çıkartacak tek güç; HDP etrafında oluşan demokrasi cephesi olacaktır. Bu tehlikeli oyunu boşa çıkartmak tek görev olmalıdır. Gerekçelerimiz ve düşünce farklılıklarımız olabilir. Zaten demokrasinin özü farklılıkları kapsamaktan geçmektedir. Demokratik farklılıklarımızla demokratik bir ulusta birlikte yaşama kültürünü geliştirmek, bu tarihi süreçte her zamankinden daha önemlidir. Bütün demokratik kesimlerin dönemsel ve güncel çıkarlarını bir tarafa bırakarak, demokratik ulus perspektifiyle bu tarihsel göreve sarılması büyük önem taşımaktadır. Demokratik muhalefet bloğu böyle yaklaşırsa, halkların özgürlük ve barış umudunu gerçekleştirme fırsatının önünü açacaktır. Ne AKP-MHP, ne de CHP’nin başını çektiği her iki sağ milliyetçi blok değil, demokratik ulusu oluşturmayı odak noktaları olarak belirleyen üçüncü alternatif olarak HDP ve etrafında oluşan demokrasi bloğu vereceği örgütlü mücadeleyle faşizmi durduracaktır.

Faşist ve diktatör bloka hayır

blk-04-05-15-demirtas-miting3En önemlisi de bu seçimlerdeki kadın iradesinin belirleyiciliği olacaktır. AKP iktidarının kadın karşıtı politikalarının tavan yapmış olduğu herkesin malumu. Seçilmiş çok sayıda HDP milletvekili, belediye eş başkanı ve demokrasi mücadelesi veren yüzlerce kadının cezaevine alınmasıyla kadın karşıtı politikaların önü açıldı. Bu temelde kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz kadar, neredeyse kadının erkek tarafından katledilmediği gün yok gibidir. OHAL döneminde kadına yönelik şiddet sarmalı artık normal bir toplumsal bünyenin kaldıramayacağı, ahlak ve vicdan sınırlarını aşan bir boyuta taşınmıştır. Bu nedenle herkesin ve her kesimin daha fazla, bütün enerjisini ortaya koyarak bu kadın düşmanı faşizme dur demesi gerekmektedir. Bu karanlık zihniyetin aşılmasında, kadının örgütlü mücadelesi, vicdanı, toplumsal duyarlılığı ve özgürlük tutumu seçimlerde belirleyici olacaktır. Kadınların ve gençlerin kendi gelecekleri kadar, halkların birlikte yaşama umudunu, özgür yaşam arayışını güvenceye alması için 24 Haziran seçimlerinde faşizme karşı direniş ve demokrasi cephesini çok güçlü örgütlemelerine ihtiyaç vardır.

Herkesin mutlaka sandığa gitmesini sağlamak, sandıkta oyların sayımı bitinceye kadar sandık güvenliğini almak, AKP- MHP faşist iktidarına muhalif olan tüm kesimleri birleştirmek için 24 Haziran’a kadar bir demokrasi seferberliği içinde çalışmak hayati önemdedir. Kadınlar birlik olursa, gençlik dinamizmini harekete geçirirse aşamayacakları hiçbir engel yoktur. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere özgürlükten, demokrasiden, halkların kardeşliğinden, adaletten, barıştan yana herkesin 24 Haziran’da sandığa gitmesi, faşist bloğa ve diktatör Erdoğan’a hayır demesi ortak amaç olmalıdır. Bu ruh ve örgütlülükle 25 Haziran sabahına daha umutla ve yeni bir mücadele dönemi ile uyanmış olunacak ve daha güzel günleri yaşamanın önünü açacaktır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page