Zamanı Geldi

Havin GÜNEŞER

  • 18 Eylül 2017

“İnsan, hakikati mümkün kılan varlıktır.” Abdullah Öcalan

SYRIA-CONFLICT-PEACE-TALKS-DEMOKürt Halk Lideri Sayın Abdullah Öcalan, korsanvari bir biçimde burjuva hukukunun bile işletilmediği bir NATO operasyonu sonucunda 15 Şubat 1999 tarihinde Kenya’dan kaçırılarak Türkiye’ye götürüldü. Tam 18 yıldır askeri alan olarak ilan edilen İmralı adasında adı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi olarak geçen fakat gelmiş-geçmiş tüm politik liderlere yapılan hukuksuzlukların toplamı altında tutuluyor. Kürt halkı tarafından uluslararası komplo olarak tanımlanan bu süreç, Kürt halkının ezici çoğunluğunda bir dönemin sonu olarak algılanmış ve bir matem havası yaşatmıştı. Halk arasında matem havasının yaşanmasının tarihsel nedenleri vardı ve Sayın Öcalan şahsında yeşeren özgürlük umutlarının bir kez daha ortadan kaldırılacağına dair derin bir endişe duyuluyordu.

Hakikati mümkün kılmak…

Tüm yakın zamanlarda gerçekleşen direnişler benzer sonuçlarla karşılaşmıştı. Böylesi bir gün, devletin aynı tarihli 1925 Şeyh Said isyanını bastırma sahneleri ve anıları ile de birleşince, Kürtler durumun ciddiyetini ve derinliğini tüm hücrelerine kadar hissedip yaşadılar.  Bu nedenle Kürt halkı 15 Şubat’ı “Kara Gün” olarak ilan etti. “Güneşimizi Karartamazsınız” sloganı etrafında meydanlara çıktılar ve eşi benzeri az görülen topyekûn bir direniş ile ağır şehadetler vererek bu süreci durdurdular. O günden bu yana, geçmişin tekerrür etmesine izin verilmeyeceğine dair iradelerini tekrar ve tekrar ortaya koymak için her 15 Şubat’ta yeniden meydanlara çıkılmaktadır. “Güneşimizi Karartamazsınız” sloganı bu nedenle çok güçlü bir anlam kazanmış ve sürecin hemen başındaki tehlikeleri bertaraf etmiş ve komplonun önüne set çekme işlevi görmüştür. Bu eylemlilik süreci ve ortaya konan iradeyle Kürtler, Abdullah Öcalan’ın da dediği gibi insanın, hakikati mümkün kılan varlık olduğunu defalarca kanıtladı.

FRANCE-EU-KURDS-OCALAN-DEMO-TURKEYSonraki süreçte de pek çok kampanya düzenlendi. Kürtler, bir referandum niteliğinde olan ve Özgür Yurttaş Hareketi tarafından 2005 ile 2006 yılları arasında yürütülen “Abdullah Öcalan Siyasi İrademdir” kampanyasını büyük baskılar altında yürüttü. Kampanya kapsamında toplanan yaklaşık 3,5 milyon insan imza, Türk parlamentosuna gönderildi. Kimi imzacıların verdikleri imza nedeniyle tutuklanmasına rağmen kampanya başarıya ulaştı ve Türkiye’nin ve uluslararası güçlerin Sayın Öcalan’ı tasfiye etme girişimlerine çok net bir cevap verildi.

Abdullah Öcalan’ın, 2007 tarihinde tutulduğu İmralı Cezaevi’nde zehirlendiğine dair bulgular elde edilmesi üzerine bu kez “Sağlığı Sağlığımdır” kampanyası başlatıldı. Bu kampanya ile Abdullah Öcalan’ın yaşamına yönelik içeride gelişen ve olası gelişebilecek tehlike ve tehditlerin önü alınmıştır.

2012 yılının Eylül ayında ise “Abdullah Öcalan’a Özgürlük – Kürdistan’da Barış” Uluslararası İnisiyatifinin başlattığı ve birçok kurum, kuruluş ve halkımızın ortak emeği ve çabası sonucunda Abdullah Öcalan’a Özgürlük Uluslararası İmza Kampanyası ile 10 milyondan fazla imza toplandı.

Bunların yanı sıra gerçekleştirilen Kapitalist Modernite’ye Meydan Okumak Konferanslarının her üçünde Sayın Öcalan’ın teorisyenliğini yaptığı Demokratik Uygarlık, devlet-dışı politik sistem olarak ortaya koyduğu Demokratik Konfederalizm ve Kadın Özgürlüğü paradigmaları derinliğine ele alınmıştır. Bu düşünceler tartışılıp okundukça, görünür hale geldikçe her geçen gün daha büyük bir ilgiyle karşılanmakta ve yaşamsal olarak ele alınmaktadır.

Nitekim Sayın Öcalan’ın düşüncelerinin gücünü, bu düşünceleri bastırmak için harcanan enerji ile de ölçebiliriz. Kendisinin çok uzun yıllar bir adada tek başına tecrit altında tutulmasının, tüm bu yıllar boyunca yaşanan çok önemli süreçlerde büyük kaygılara yol açacak şekilde kendisiyle hiçbir bağlantıya izin verilmemesinin nedenini de burada aramak gerekir.

Sayın Öcalan, ‘Demokratik Uygarlık Manifestosu’ isimli beş ciltlik savunmasının son cildine ‘Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü: Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtler’ ismini vermesi de önemlidir. Devletin, kitaba bu ismin verilmesini istemediğini o dönemki tartışmalardan biliyoruz. Kitabın yazıldığı süreçte Abdullah Öcalan ve devlet arasında bazı görüşmeler vardı ve buna rağmen Sayın Öcalan son cilde bu başlığı daha uygun bulmuştu. Tüm bunlar bize kendisinin, sürecin hem pozitif hem de negatif yönlerinin farkında olduğunu gösteriyor.

Öcalan’ın öngörüleri ve soykırım kıskacı

VAN 8 MART MITING BASKAN POSTER 24Unutmayalım ki sömürgeciler, devletler ve çeşitli egemenlikçi güçler, en zayıf oldukları, hegemonik sistemlerin krize girdiği anlarda halklara, kadınlara ve kazanılmış haklara karşı soykırım gerçekleştirmeye kalkışırlar. Şu anda yaşadığımız süreci de bu şekilde değerlendirebiliriz. Nitekim kapitalist modernite ciddi bir yapısal kriz içerisindedir ve bu yapısal krizin nasıl sonuçlanacağı henüz bir netlik kazanmamıştır. Daha faşizan bir rejim bu mücadeleden çıkabileceği kadar halkların ve kadınların yüzyılı olma potansiyeli de mevcuttur. Sayın Öcalan bu savaşı III. Dünya savaşı olarak nitelendirir ve “bu savaşın stratejik alanı da Ortadoğu’dur” der. Sisteme yeni bir biçim verme, yeni hegemonik gücü belirlemenin stratejik mücadelesi burada yürütülüyor.

Türk devleti, Suriye rejimi ile geliştirdiği ilişkiler üzerinden rejimi Kürtlere karşı kışkırtmış, ardından da Kürtlere yönelik saldırılarında IŞİD’e her türlü destekte bulunmuştur. Bu süreçte Rojava’daki Kürtleri de rejime karşı kışkırtmaya çalışsa da Sayın Öcalan’ın, halkların kardeşliği ve ortak mücadelesi ile demokratik öz yönetimleri güçlendirme projesi buna engel olmuştur. Sonuç olarak bu darbeci-komplocu eğilim, çözüm tartışmalarını sonlandırmış ve Kürtlere karşı soykırımı yeniden güncellemiştir.

Sayın Öcalan, çözüme yanaşılmadığı takdirde bunun gelişeceğini öngörmüştür. Bunu öngörmesine rağmen süreçleri değerlendirmeye çalışmış, Türkiye’de HDP/HDK projesini, Suriye’de ise Rojava devrimi şahsında Ortadoğu’nun sorunlarına yönelik iki önemli, devrimci ve temel projesini ortaya koymuştur. Bu proje halkların ve kadınların ortak yaşamının mümkün olduğunu ortaya çıkarsa da; başta Türkiye olmak üzere, bölgesel ve küresel egemenlikçi güçlerin işine gelmemiştir.

Turkish Kurds with a flag picturing imprisoned PKK leader Abdullah Öcalan, Diyarbakır, March 2015Çözüm görüşmelerinin Erdoğan ve Türkiye devleti tarafından bitirilmesinin ardından Sayın Öcalan’dan bir daha haber alınamadığı gibi, hemen akabinde Kürtler de özellikle 2014-2015 yılları arasında Sayın Öcalan’ın da bahsettiği soykırım kıskacı altına alındı. Batı’dan ve Güney’den IŞİD’in, Kuzey’den ise Türkiye’nin saldırıları ve genel olarak KDP’nin tutumu ile Amerika, Rusya, İngiltere ve AB ülkelerinin tavır ve yaklaşımları; Kürtlerin insanlık, kültürler, halklar ve kadınlar adına var olan potansiyeli değerlendirerek bu kaos aralığından çıkış yapmalarını engellemek istedi. Bu süreçte Kürtlere karşı olağanüstü şiddet ve terör uygulandı, insanlığa karşı suçlar ve soykırım kapsamında yönelimler gerçekleşti. Fakat Kürtlerin direnişi ve yaşamı yeniden inşa etme duruşları, aynı zamanda farklı halkların Kürtlerle beraber durması, bu potansiyelin ortadan kaldırılmasına engel oldu.

Hegemonik güçler, tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de direnen örgütlü güçleri kendilerine engel olmaktan çıkarmaya çalışıyor. Bu güçler, sınırlarını kendi çizdikleri ve adına ‘demokrasi’ dedikleri oyunlarla halkları sisteme entegre ederek, halklar ve kadınları komple örgütsüz bırakma temelinde onları daha kolay ve daha rahat yeniden köleleştirip, daha geri bir rejim açığa çıkarmak niyetindeler. Nitekim milyonlarca insanın ekmeğe muhtaç yaşaması ve kendi topraklarından koparılarak her şeye, tüm sömürü biçimlerine açık hale getirilmeleri başka neyi ifade eder.

Özgürlüklerimiz birbirine bağlı 

Şimdilerde sadece İmralı Cezaevi’nde Sayın Öcalan değil, tüm Türkiye özel rejim altında tutuluyor. Dallar ve yapraklar ile uğraşmaktan ziyade burada çatışma halinde olan çözüm modellerinin olduğunu görmek tam da şimdi önem arz etmekte. Bu nedenle de Kürtlere dayatılan soykırım kıskacı ile Sayın Öcalan’a uygulanan tecritten de öte bir ölüm koridorunda tutuluyor olması arasındaki ilişkiyi daha iyi kurmanın ve Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü her şeyden daha fazla haykırmanın ve bunu açığa çıkarmanın tam zamanıdır. Bunun için Sayın Öcalan’a hitaben kullandığımız ve daha yüksek sesle dile getireceğimiz “Senin Özgürlüğün Benim Özgürlüğümdür” sloganı her zamandan daha fazla bu somut durumu tarif etmekte ve anlam bulmaktadır.

Ortadoğu’da halkların özgürlüğü ve barışı, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürdistan’ın özgürlüğü ve geleceği için “Zamanı Geldi – Öcalan’a Özgürlük Hemen Şimdi” diyoruz çünkü, düşündüğümüzden çok daha yakıcı bir şekilde özgürlüklerimiz birbirine bağlı.

* “Abdullah Öcalan’a Özgürlük – Kürdistan’da Barış” Uluslararası İnisiyatifi

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page