Yeliz ve özgür bir kadının ölümsüz şarkısı üzerine

Arzu DEMİR

  • 11 Haziran 2018

1_spot_yeliz“Nasıl yaşamalıyım, nasıl var olmak istiyorum. Kadın kimliğimle anılmak istiyorum, bu konuda netim. Kadın militanlığının simgelerinden birine dönüşmek istiyorum… Kadın özgürleşmesiyle özdeşleyen bir özneye dönüşmek istiyorum.”

Bu sözler, Yeliz Erbay’ın üyesi olduğu Marksist Leninist Komünist Parti’ye (MLKP) 2013 yılında sunduğu “kadın özgürlük raporu”nda yer alıyordu. Bu rapordan iki yıl kadar sonra, 22 Aralık 2015’te İstanbul’da yoldaşı Şirin Öter ile birlikte kaldığı ev polis tarafından basıldı ve iki komünist kadın bu baskına silahlı direnişle yanıt verdi. Partilerindeki adları Berçem Renas ve Ekin Su, düşlerine ve mücadele sözlerine bağlılıklarını eylemleri ile de göstererek ölümsüzleştiler.

Yeliz’in (Berçem) devrimci fikirlerle tanıştığı andan itibaren bir devrimci olarak yaşamaya çalıştığı, kadın cins bilincini edinmeye başladığı andan itibaren de özgür bir kadın olma mücadelesini her yerde sürdürdüğü, ölümünün ardından yayınlanan kitaptaki yazılarında, raporlarında çok net görülüyor.

‘Olanaksızlıklar içinde devrimcilik’

Varyos Yayınları’nın okurla buluşturduğu, “Özgür Bir Kadının Ölümsüz Şarkısı” kitabı, Yeliz’in öğretmenlikten kent gerillasına giden sürecini anlatırken, özgürleşmek isteyen her kadının kendine sorduğu soruların da yanıtlarını veriyor.

Yeliz, 1998 yılında KGÖ üyesi olarak devrimci mücadeleye başladı. 2001 yılında illegal mücadelenin ihtiyaçlarını karşılamak üzere partisi tarafından özel bir görevle konumlandırıldı. 2001 yılından 2006 yılına kadar bir taraftan öğretmenlik yaparken, diğer taraftan da illegal çalışma alanının kurumlaşma ihtiyaçlarını karşıladı. 2008 yılında ise öğretmenlikten istifa ederek, tamamen illegal çalışma alanına geçti.

Bu dönemdeki çalışmaları için “olanaksızlıklar içinde devrimcilik üretme gücüm arttı” diyordu. Bu süreçte bir taraftan da teorik olarak da kendini eğitti. Özellikle politik askeri alanın sorunları üzerine yoğunlaştı, okudu, yazdı.

Heyecanlıydı ama kaygılardan uzaktı

1“Bir dönem sonra ise, kadın ve politik askeri çalışmaya dair yazmak istemiyordum. Dışarıdan konuşmak gibi geliyordu, yazdıklarıma hakkım yokmuş gibi geliyordu. Önce kendim yapmalıydım, yaşamalıydım yazdıklarımı.”

Dediği gibi yaptı, 2010 yılının Ağustos ayında gerilla olmak üzere MLKP’nin Medya Savunma Alanları’ndaki kampına gitti. Heyecanlıydı ama kaygılardan uzaktı. Çünkü bireysel yaşamı kadınların her şeyi yapabildiğinin pratiğiydi. Dağlara da bilmediği bir şeyi öğrenmek için gidiyordu ve “Bir kadın olarak yapamadıklarımın altında ezilmemeye kararlıydım” diyordu.

Politik askeri alanın bir kadrosu olma yolunda attığı ilk adımda taşıdığı bu duygu, tüm çalışma boyunca kendisini yönetti. Böylece yılmadan öğrendi ve öğretti. Yüzünü dağlara ve devrimci mücadelenin bir başka alanına çevirerek özgürleşmek için büyük bir adım atmıştı. Ancak kadın özgürleşmesi bakımından hala daha yolun başında hissediyordu kendini. “Emir kipiyle konuşmak” karakterine aykırıydı. Her pratiğinde, karşısındaki yoldaşına bir birey olduğunu hissettiren bir dil kullanmıştı. Çünkü bunu “insani bir nezaket ve eşit ilişkilenmenin bir biçimi olarak” görüyordu. Şimdi ne yapacaktı? Nasıl yapacaktı? “Hiçbir erkeğin yaşamayacağı bu sorunlar, askeri alanda kendini bir kadın olarak var edebilmenin sorunları olarak kuşatıyordu” onu.

Daha fazlasını yapmak…

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKarşılaştığı her sorunu “cins mücadelesini bir üst boyuta sıçratmanın bir gerekliliği” olarak gördü. Kadın yoldaşlara daha fazla zaman ayırması gerektiğini fark ediyordu ve “Değiştiremediğin, yeterli bilinci oluşturamadığın için hep eksik bırakmış oluyorsun, daha fazlasını yapman gerektiğini görüyorsun” diyordu.

2007 yılının başında başlayan 2009 yılının sonlarında üst noktaya çıkan ilgisi ve yoğunlaşması, kadın kimliğini keşfettiği ve kendine herhangi bir komünist olarak değil, kadın komünist özne olarak rol biçmeye yöneldiği tarihsel bir kesit oldu.

Özgür Kadının Ölümsüz Şarkısı kitabında yer alan raporunda, kişisel tarihi bakımından, “2011 ise kadın kimliğini yaratmanın, cins mücadelesi yürütmenin kolektif sorumluluğunu hissetmeye başladığım tarih kesiti oldu” diye yazıyordu.

“Her şey bitti mi?” sorusuna “Elbette hayır. Her şey nasıl ki olmakta olansa, özgür kadın kimliğim de olmakta olan” diyordu.

‘Kadına tarihte bir yer açacağız’

DSC_0210Bu nedenle Yeliz, hayatın her anını erkek egemenliği ile mücadeleye, kadın aklı ve iradesinin güçlenmesine adadı. Kadın özgürleşmesinden sadece kendi özgürleşmesini anlamıyordu. Kadın yoldaşlarından başlamak üzere tüm kadınların cins bilincini kazanması için sorumluluk duyuyordu. Bunun için de MLKP’nin Komünist Kadın Örgütü’nün kuruluşu ile sonuçlanan kadın konferansının örgütlenmesinde sorumluluk aldı. Konferansta tartışılan teorik ve siyasi konuların belirlenmesinde ve tartışma metinlerinin hazırlanmasında emeği büyüktü. Konferansta büyük bir coşku ve heyecanla konuştu, çünkü kadınlara, kadın yoldaşlarına güveni sonsuzdu.

“Bugüne değin tarihin tozlu sayfalarında bir yer bulamadık kendimize. Ancak bundan böyle, kadın cinsine tarihte biz bir yer açacağız. Gezi ruhuyla, ayaklanmanın ateşiyle, devrimin yakıcılığıyla, tırnaklarımızla var edeceğiz tarihteki yerimizi ve söküp alacağız gelecekteki hakkımızı.”

Onun için kadın devrimi, cins ayaklanmasıydı. Kitapta yer alan notlarında “kadın devrimi”ne ilişkin şöyle yazıyordu: “Kadın devrimi, güçlü bir kadın iradesini ve onun önderlik ettiği devrimci bir cins politikasını şart koşar. Erkek egemenliğiyle kesintisiz savaş içeren politikaları zorunlu kılar. Bu devrim, kadın cinsinin erkekle tam eşitliği sağlanıncaya kadar sürdüreceği cinsel özgürlük mücadelesidir.”

Ayrı bir kadın örgütünü “Kadın aklının, emeğinin, üretiminin, iradesinin erkek denetiminden özgürleşmesi” için şart olarak görüyordu. “Erkekleşmiş kadın” sorununa da kafa yoruyor ve “Amacımız erkek bilinciyle kuşatılmış, yer yer onun taklitçileri olan, erkekleşmiş kadını iktidarlaştırmak değildir. Politikayı, siyaseti, savaşı, çalışma yaşamını, sosyal yaşamı yani hayatın her alanını kadın gözüyle ele alan ve kadın yararına değiştirmeyi isteyen, önderleşen ve komutanlaşan kadın bilincini örgütleyebilmek, her alanda kadın aklını, tarzını, ruhunu ve rengini hakim kılmaktır” uyarısını yapıyordu.

Özetle her alanda bir kadın tarzının yaratılmasını önemsiyordu.

Kadının kendi cinsine ve bilincine yüzünü dönmesi 

yeliz-erbay-ve-sirin-oter-gerilla-fotolariKitapta, rapor ve notlarının yanı sıra Yeliz’in bazı yoldaşları ile yazışmaları ve MLKP’nin merkezi yayın organı Partinin Sesi’nde yayınlanan yazıları ile “öğretilmiş rol çözümlemeleri” kapsamında erkek ve kadın devrimcilere sorular da yer alıyor. Tüm bunların her biri, bir eğitim materyali gibi.

Yazılarında kadınların askeri mücadele araçları ile kurduğu ilişkiyi ele alırken, “askeri politik savaş örgütü yaratmada cins bilincinin rolü”nü özellikle inceler. Bu konuda şöyle yazar: “Kadının insani niteliklerle yüklü o güçlü özünü açığa çıkarmanın tek yolu, kendi cinsine ve bilincine yüzünü dönmesidir. Askeri-politik kadın öznelere dönüşmenin yolu, olay, olgu ve gelişmelere herhangi bir komünist gözüyle bakmaktan değil, kadın komünist gözüyle bakmaktan geçer. Her şeyi cins bilinciyle yüklü bir akılla görmek, kadın görüş açısından sonuçlar çıkartmaktan, hemcinsleri ve erkek cinsiyle kadın bilinciyle ilişkilenmekten geçer.”

Ölümsüzleştiğinde MLKP FESK komutanı olan Yeliz Erbay, dediğini yaptı; komünist bir kadın komutan olarak varlığını gerçekleştirdi ve bunu eylemiyle yarattı.

“Egemen Türk ulusuna mensup bir kadın olarak, egemen ulustan olmama karşın neden devrimcileşmek gerektiğini tüm benliği ile anlatan, bütün kadınların yüreğini ve aklını aydınlatan bir güç olarak anılmak istiyorum. Kadın özgürleşmesiyle özneleşen bir özneye dönüşmek istiyorum.”

Özgürleşme yolunda ilerleyen tüm kadınlara, eylemi ve sözü ile yoldaş oldu.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page