Feda  edilen kültürel hafıza

Hatice KAVRAN

  • 22 Ekim 2017

MANSET=Hayat’ın bireysel boyutunun yanı sıra kolektif bir boyutu da mevcuttur. Hayat, canlılar için doğumdan ölüme kadar olan süre anlamındadır. Yaşam ise, canlılarda, hayatları boyunca etkinliliği, yani eylemi sağlayan olgular bütünü olarak kabul edilmektedir. İnsan bireyi için kolektif olarak başlayan hayat; yaşam kavşağında kolektifliğini yitirip bireyselleşmektedir. Tam da bu kavşakta insan bireyi bazı özelliklere sahip olurken bazı özelliklerini de yitirir. İnsanın bu kavşakta yitirdiği özelliklerinden en önemlisi “insanoğlu” (beniadem) kavramının içeriğidir. Çünkü güç, cinsiyet, ırk gibi kavramlar beniadem kavramının önüne geçince insanlık, insan bireyinin hayatından dışarı atılır, insanın en çok ihtiyaç duyduğu beniadem kavramı önemini yitiririr.

Hayat, bütün canlılar için hakim unsur ve bu hakimin koyduğu kurallara uymak zorunda olan mahkum unsurlar haline dönüşür. Beniadem ailesinin muktediri erkek olunca gönlünün istediği gibi hüküm koydu; o güne kadar insanın eşit diğer yarısı olan kadını da koyduğu bu kurallara uymaya çağırdı. Kurallara uymayı reddeden ya da hak gaspına karşı çıkan, çeşitli şekillerde cezalandırıldı. Muktedirliğini kabul ettirebilmek için güç kullanmanın yanısıra bazen tanrı buyruğunu bazen de toplumun kutsal kabul ettiği unsurları kullandı. İşte bu zorbalığın adı her çağda başka bir şey oldu. Ancak adı ne olursa olsun zulmün içeriği hiç değişmedi. Bazı dönemlerde çok şiddetli bir şekilde sürdü bu zulüm, bazen de şiddeti biraz yavaşladı, ama çerçevesi hep aynı kaldı. İnsan katlinin yanısıra tarih katli, kültür katli, doğa katli gibi durumlar da yaşatıldı. Bu barbarlık 20. yüzyılda faşizm adıyla sahneye çıktı.

Faşzim ve kültürel saldırı

HASANKEYF=1Kültür;  genel anlamda toplumun duyuş ve düşünüş birliği, gelenek haline gelen her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tümüdür.

Soykırım; ulusal, siyasal, dinsel nedenlerle azınlık durumundaki halkları yoketmek amacıyla yapılan toplu öldürme eylemidir. Bu bağlamdaki kavramlar birbirinden bağımsız değiller. Soykırım sözcüğünün kullanımı çok eski olmasa da toplu yoketme olayı değişik biçimlerde ve değişik nedenlerle farklı milletlerin ve halkların bir arada yaşamaya başlamaları ile birlikte tarihi çok eskiye dayanıyor.

Bilinen en eski yok etme olayı 1637 tarihinde Kuzey Amerika’daki Conecticut eyaletine bağlı Mystic köyünde yaşayan Peguat Kızılderilileri’nin topluca yakılarak yoketmek istenmeleri; yangından kaçan kadın ve çocukların da vurularak öldürülme olayıdır. Sömürge yetkilileri daha sonraki dönemlerde Peguat isminin dahi anılmasını yasaklayarak hafızalardan silinmesini istemişler. Kızılderili soykırımları 1890’lı yıllara kadar devam etmiştir. Çokça bilinen bir soykırım olayı ise 19. yüzyılda gerçekleşmiş olan Avusturalya’nın güneyinde bulunan Tazmanya adasında yaşayan yerli halkın yokedilmesidir. Tamamen yok edilemeyen Tazmanya yerlileri daha sonra İngiliz protestan misyonerler tarafından yokedilmişler. Bu misyonerlerin en bilineni olan George Augustus Robinson önemli bir maddi zenginlikle ülkesine dönmüştür. Daha sonra 2. Dünya Savaşı döneminde ırk üstünlüğüne dayalı Yahudi ve Romen halklarının Almanlar tarafından katledilmeleri olayıdır. Jenosid ve holokost sözcükleri bu olaydan sonra insanların gündeminde yer almış olan kavramlar. Bu olayların öncesinde de sonrasında da bilinen yaşanmış onlarca soykırım olayı vardır ki ne acıları daha hafif ne de bunu hakedecek bir neden vardır ortada. Hiçbir halkın katledilmesinin haklı bir gerekçesi olamaz. Bütün inanç, ideoloji menfaatlerin ötesinde bu bir insanlık suçudur.

Son yy’da 90 milyon insan öldürüldü

HASANKEYF=21915’te soykırımında iki milyon Ermeni,  1970’lerde ise Kamboçya’da Kızıl Kimerler tarafından 1.7 milyon insan yok edildi. Guatemala’da yerli halklar devlet güçleri tarafından, Ruanda’da beşyüzbin Tutsi  Hattular tarafından öldürdü. Irak devleti de Enfal ve Halepçe katliamlarında yüzbinlerce kürdü katletti. Sadece son yüzyılda farklı çoğrafyalarda toplu öldürülen insan sayısının 90 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Özellikle son yüzyılda Ortadoğu ve Asya’da egemenlik anlayışı ile alakalı insanların öldürülmeleri devam etmektedir. Asya, Afganistan, Pakistan,Hindistan ve Kore ülkeleri başta olmak üzere katliamlar hiç durmadan devam etmekte; İsrail-Filistin, Irak, İran, Lübnan, Suriye ve Türkiye gibi Ortadoğu ülkelerinde de aralıksız olarak etmekte.

Bütün katliamlar egemen unsur tarafından bir üst kimlik için yapılır. Çünkü egemen unsur kendisinin üstünlüğüne; kendisi dışındaki her şeyin kendisine uymak ve mutluluğu için yaratılmış unsurlar olarak görmekte. Örneğin erkek kadının kendisinin eşit diğer yarısı olduğunu unutmuştur. Zihninde varolan şey kadının kendisinin istediği doğrultuda, mutluluğu için yaratılmış olması fikridir. Bu nedenle erkeğe karşı hayır sözcüğü kadının lugatından çıkarılmak istenmektedir. Toplum Bilim Terimi: Tarihsel ve toplumsal gelişme sürecinde meydana getirilen değerler ve sonraki kuşaklara miras bırakılan insan bireyinin egemenliğinin ürünleridir. Kadın katliamı da daha çok bu kavramla ilgilidir. Çünkü kadın, kültürün sonraki nesillere taşınmasında en önemli öznedir. Kadın öğrenirse öğretir. Bireysel olarak da kadın cinayetlerinin artması tesadüfi değildir. Kadın üzerinde taşıdığı bütün kimliklerin en güvenilir taşıyıcısıdır ve canı pahasına da olsa, üzerine aldığı emaneti koruyup ulaştırılması gereken yere taşıyandır. Yeterki kadın bir şeyi değer olarak görsün. 90’lı yıllarda faşizmin başka bir yüzü olan köy boşaltmaları esnasında yaşlı annenin ateşe verilen evlerin içerisinden, değer olarak gördüğü duvarında asılı Yılmaz Güney’in resmini alıp göğsünde saklayarak evden çıkarması ve daha sonra bunu anlatırken gözlerindeki gururu ve ışıltıyı görselerdi, neye karşı mücadele ettiklerini de görürlerdi. Son kadın da yok edilmeden bu topraklardaki değerleri katledebilirler ama asla yok edemezler. Kadınları hedeflerine ulaşmadaki en büyük engel olarak görmeleri de bundandır. Onun için özellikle bizim coğrafyamızda kadın hedef alınmaktadır.

Kültürel hafıza kırımı

HASANKEYF=4Mezopotamya’da insan kıyımının yanısıra tarih kıyımı, kültür kıyımı ve doğa kıyımı da yaşanmakta. Tarihin, kültürün, doğanın yokedilmesi ile ne amaçlanıyor? Eğer bir milletin yok edilmesi kültür ve tarih katledilerek sağlanmak isteniyorsa bu da bir soykırımdır ve öyle tanınmalıdır. Çünkü egemenler  yoketmeye çalıştıkları milletlerin geçmişle bağlarını koparmak amacıyla tarihi kültürel miraslarını da yok ederek kültürel hafızalarını silmek, kimliksizleştirmek ve geçmişle bağlarını kopararak yoketmek istemekteler.

Türkiye’de egemen zihniyet hangi isimle olursa olsun egemenliğin sürüş koltuğuna oturunca takip ettikleri rota hep aynı olmuştur. Bu rota faşizmin yapı taşları döşenerek inşa edilmiş ve rotadan çıkmanın egemen zihniyetin sonu olduğu bilinci mevcuttur. Rotalarından gitmeyenlerin de faşizmin sopasıyla terbiye ederek yola getirmek kanunları olmuştur. Faşizm harcı ile inşa ettikleri egemenliklerini ayakta tutabilmek için bu barbarlığın özü olan kendinden olmayanı yoketme politikası ile hareket etmekteler. Tarihleri boyunca hep kendilerinden olmayan halkları imhaya yönelik politikalar geliştirmişler. 1915 Ermeni Katliamı, 6-8 Ekim olayları ile Rumlar ve yokedemedikleri diğer gayrimüslim halkları; 1925 Şêx Said, 1930 Zilan Katliamı 37-38 Dersim tertelesi ile Kürtleri toplu şekilde katletmişler. O günden bu yana bu halklara karşı öldürülmeler ile birlikte insanlık onurunu ayaklar altına alacak şekillerde uygulamalarda bulunuyor. Barbarlığın zirve yaptığı bu topraklarda tarih, doğa ve kültür katliamları da aynı şekilde devam etmektedir. Mezopotamya coğrafyasında günyüzüne çıkarılan tarihi kalıntılar şimdiye kadar insan bireyine ait bilinen en eski tarihlere ait varsayımları altüst edecek bilgileri beraberinde getiriyor. (göbekli tepe)

Geçmişle bağı kopartıp kimliksizleştirmek

HASANKYEF=3Ne var ki Anadolu tarihi sanki 1071 yılında başlıyormuş gibi bütün resmi okumalar bu tarihten başlatılıyor. Mezopotamya ve Anadolu topraklarında sanki bu tarihten önce onlarca imparatorluk, krallık yaşamamış gibi, bunları tarih sahnesinden silmek için bu uygarlıklara ait tarihi kalıntılar, miraslar yokedilmeye devam ediliyor. Bu tarih katliamlarının bugünkü örneği Hasankeyfi Ilısu barajı ile sulara gömmek, gömemediklerini de dinamitlerle tahrip ederek atalarımızın emanetlerinden bizi mahrum bırakarak geçmişle bağımızı koparmaya, kimliksizleştirmeye kendilerine amade bireyler olmaya zorlayarak yokolmamızı sağlamaktır. Aynı şekilde UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine bulunan Diyarbakır Surları ve Sur’un içerisinde bulunan kültür varlıklarını yüzyıllardır sürdüren Ermeni, Kürt, Süryani ve Keldanilere ait yapıları hazırladıkları plan çerçevesinde iki sene önce uygulamaya koyarak, buradaki tarih kültür cinayetlerine kendi atalarından miras aldıkları zalimlikle devam etmekteler. Bu çoğrafyada yaşamış, medeniyetler kurmuş ve miras olarak bırakılan kültürlere ait izleri silerek yokedilecekleri sanılıyor. Hatta DAIŞ denen vahşi oluşum ile Ortadoğu’daki bütün tarihi kalıntılara saldırıyorlar. Ama DAIŞ ve onu besleyenler bilsinler ki asla amaçlarına ulaşamayacaklar.

Hayat yolunun yaşam kavşağında kadınlarımız bütün barbarlığa karşı direniyorlar. Direnenlere sonsuz selamlar.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page