Türkiye’de militarizm ve şiddet sarmalında çocuk

Newroz YILDIRIM

  • 17 Temmuz 2017

Bu geniş konuyu kuşkusuz bir makalede bütün boyutlarıyla ele almak mümkün olmasa da elden geldikçe nesnel bir biçimde genel ve kaba hatlarıyla bazı noktalara biraz da Sosyal Psikoloji perspektifiyle dokunmaya çalışacağız.

COCUK-SIDDET-ASKERÖncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye imzaladığı BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre çocukların birçok temel insani hakları yanında onları şiddettin her türünden uzak tutma ve her ortamda korumakla görevlidir, mükelleftir.

Peki çocukları her türlü şiddetten koruması gereken yetkili ve erk sahibi devletin kendisi hem bu şiddetin üreticisi hem sürdürücüsü ve hem de uygulacısı ise yani baş aktörü ise bu şiddetin?

Ya da şöyle de sorsak; 40 yıldır aralıksız süren iç savaşın ve en son eklenen darbe ve sonrası gelişen toplumsal ve siyasal sorunların tarafı olan devlet, şiddeti temel ve adeta kutsal bir araç olarak görürken ve bunu kendine ‘karşıt’ olarak gördüğü herkese karşı kullanırken, çocukları militarize etmemesi ya da bu şiddet sarmalının dışında tutması mümkün mü?

Çocuklarda şiddetin ödüllendirilmesi

SURİYELİ ÇOCUKLAR DA 23 NİSAN COŞKUSU YAŞADITürkiye’de çocuklara aile içi şiddetten, okulda çocukların maruz kaldığı şiddetten ve yine sokakta birebir maruz kaldığı ya da şahitlik ettiği şiddete (psikolojik duygusal ve fiziksel şiddet) kadarki skalada devletin rolü bu açıdan ortaya konulmalı ki doğru sonuçlara varalım.

Belirtmek gerekir ki devletin şiddetle olan ilişkisi ve onu kullanma biçimi, çocukları korumak şurda kalsın, onları mevcut bu şiddet politıkasının bir parçası haline getirmeyi ve ilerde onları bu şiddeti sorgusuz sualsız ‘karşıt’lara uygulayacak ‘asker’ haline dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Zaten başka türlü bu şiddetini sürdürebilmesi ve kalıcılaştırması, uzun yıllara yayması mümkün olmaz ya da zor olurdu.

Psikoloji bilimi açısından bu çocukların bu şekilde şiddete konu edilmesi ve kullanılmasının negatif yönlerine geçmeden vurgulamak gerekir ki bu evrensel hukukta en başta insan hakları ve çocuk haklarına tamamen ters ve suçtur.

Çocukların şiddeti ve saldırganlığı ‘öğrendiklerine’ dair en açıklayıcı kuram kuşkusuz Bandura ve arkadaşlarının geliştirdiği Sosyal Ögrenme Kuramıdır. (Social learning theory)

Bandura, saldırganlıkla ilişkili olarak biyolojik faktörlerin rolünü kabul etmesine rağmen, teorinin önemi doğrudan veya dolaylı olabilecek deneyim rolü üzerinedir. Toplumsallaştırma yoluyla çocuk saldırganlığı ya doğrudan ödüllendirilir ya da bir başkası bu davranışlar için ödüllendirilmiş gibi görünür. Taklit ya da model yoluyla çocukların bazı davranışları nasıl öğrendiklerini de deneyler yoluyla kanıtlamışlardır.

Çocuklarda saldırganlık ve Bobo deneyi

COCUK-SIDDET-ASKER 3Sosyal Öğrenme Kuramını, öğrenmenin ve davranış ediniminin bir başkasını gözlemleyerek, taklit yoluyla ya da bir kişiyle etkileşime girerek de olabileceğine dair açıklamalar getirmiştir. Yine bu kurama göre saldırganlık davranışları da gözlemle ve taklit yoluyla edinilir.

Bandura ve arkadaşları, model alma yoluyla öğrenmenin saldırgan davranış üzerindeki etkisine ilişkin bir dizi çalışma yapmıştır. Bunlardan en önemlisi ve ünlüsü Bobo Doll Deneyi’dir. Bu deneyde bir model, patlamayan ve plastikten yapılmış olan Bobo adlı bir bebeğe saldırmıştır. Kavgacı biçimde bir hitaptan sonra model, tokmakla bebeğin başına vurur, yere fırlatır, üzerine oturur ve arka arkaya sürekli burnunu yumruklar, bir tekmeyle odanın öbür ucuna savurur, hızla havaya fırlatır ve toplarla bombardımana tabi tutar. Bu gösteri çocuklara izletilmiştir ve sonrasında aralarında Bobo bebeğin de bulunduğu oyuncaklarla oynamalarına izin verilmiştir. Deneyin sonucunda modelin çocukların davranışlarını iki şekilde etkilediği görülmüştür. İlki; model, çocuklara yeni saldırı biçimleri öğretmiştir. İkincisi; modelden taklit edilenlere ek olarak, diğer saldırgan davranışların sayısı da artmıştır.

Bandura ve arkadaşlarının yaptığı bu çalışmada görüldüğü gibi gözlem ve taklit yoluyla diğer davranışların öğrenilmesinde olduğu gibi saldırganlık da öğrenilmektedir.

Bugünün çocukları-yarının askerleri

COCUK-SIDDET-ASKER 4Özellikle Türkiye’de son dönemlerde sınıflarda idam ipleri ile yapılan şovlar, darbecileri konu alan çocuk tiyatroları ve Kürdistan’daki savaşın dizilere taşınması ile şiddet adeta kutsallaştırılarak çocuklara yansıtılıyor. Çocukları birebir bu vahim durumun bir parçası haline getirmenin hem şimdi ve hem de gelecekte toplumun sosyal dokularının altına nasıl dinamitler yerleştirdiğini görmek için psikolog ya da kahin olmaya gerek yoktur.

Sınıflarda sallandırılan idam iplerinin illaki birilerinin boynuna geçmesi gerektiğine inandırılmış bugünün çocuklarının, yarın sokaklarda iplerle dolaşan ve ölmeye-öldürmeye kurgulanmış insanlar olmayacağının garantisini kim verebilir? ‘Oyun’ adı altında eline silah tutturulan bu çocuklar, yarının ölmeyi ve öldürmeyi kutsayan bireylerine dönüşeceklerdir.  Darbe filmleri izlettirilen bu çocukların yaşadığı ve yaşayacağı travmanın ötesinde, yarın o filmlerin gerçek oyuncuları haline gelmemeleri için bir neden var mı?

Ve son olarak çocukları bu şekilde şiddetin gölgesinde yetiştiren toplum ve devletin istese de kısa-orta vadede barışı geliştirebilmesi, demokrasiyi geliştirmesi, özgürlüğü ve toplumsal huzuru bulması mümkün mü?

Kaynaklar:

Social Psychology av Michael A. Hogg, Graham M. Vaughan, Michael A. Hogg

Krahe, B. (1996). Aggression and violence in society. In G. R. Semin & K. Fiedler (eds), Applied social psychology

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page