Türk tipi ‘kumalık’

Rojda Yıldırım

  • 19 Mayıs 2017

ACIKLAMAOlmaz demeyelim, oluyor işte. Türk tipi başkanlık, Türk tipi demokrasi, Türk tipi yemek yeme veya bol miktarda Türk tipiyle başlayan birçok şey olduktan sonra ‘kumalık’ neden olmasın?

Bu yazıya sebep olan açıklama ise İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nde hukukçular ve doktorların bir araya gelerek yaptıkları tartışmalardan kaynağını almakta. Medeni Hukuk Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükran Şıpka, “kumalığın Türk tipi taşıyıcı annelik olduğunu, bu nedenle çocuğun soybağının karıştığını ve hukukçuların taşıyıcı annelik kavramına kurallar getirmesi gerektiği” temelinde açıklamalar yaptı.

Sözümona bir hukuk profesörü olan Şıpka, bu yaklaşımı ile evli bir kadının çocuk doğuramadığı zaman ikinci bir kadın yani ‘kumalık’ üzerinden çocuk doğumunun sağlandığını, bu durumun Avrupa’da taşıyıcılık anneliğe tekabül ettiğini, ancak Türkiye’de ise bunun fiili karşılığının ‘kumalık’ olduğunu belirtmiş.

Zenginlerin bir şekilde yurt dışına giderek çocuk sahibi olabildiklerini ancak yoksullar için bunu gidermenin yolunun bir çeşit ‘kumalık’ ilişkisinden geçtiğini ifade etmiş Şıpka. Bununla da kalmayarak yasal olarak bu toplumsal ihtiyaca hukuki bir çözüm bulunması gerektiğini de salık vermiş!

Fikirleri ne ise zikirleri de odur

Bu tartışmalar bir yerden kulağımıza çalınıyor. Daha doğrusu yabancısı olmadığımız, AKP’nin son 15 yıllık iktidarının en sinsi tarafını oluşturan kadına dönük söylemlerinden biliyoruz. Artık bir AKP klasiği haline gelen önce gündeme koy, sonra tartıştır, meşrulaştır ve uygula pratiği en fazla da cinsiyetçi politikalar üzerinden yapılıyor. Çocuk yaşta evlilikten tutalım, tecavüzcü ile evlendirme yasasına kadar AKP imzasını taşıyan ve özünde tecavüz kültürünün yasallaşması olan bu tür adımlar, fikri neyse zikri de odur diyen bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.

Bu son tartışma bir kez daha gündemimize sinsice sızdırılmaya çalışılan bir çeşit köleliğin yeniden dayatılmasından başka bir şey değildir. Aslında iktidarlarının asıl hedefinin şeriata dayalı, muhafazakar, erkek egemen kültürün kendini din adına meşrulaştırdığı bir sistem olduğu tartışmasızdır.

Tabii Türk tipi ‘kumalık’ derken başka ülkelerdeki kimi uygulamaları çağrıştırmıyor değil. Mesela ilk aklımıza gelen benzerliklerden biri İran’da uygulanan muta evliliğidir. Bakarsınız AKP’nin derin cinsiyetçi kodları çocuk sahibi olmayı bir çeşit muta evliliğine bağlayabilir. Muta ağırlıkta şeriatla yönetilen ülkelerde uygulanan bir çeşit geçici, anlaşmalı evliliktir. Niyetlerinin bu tarz evlilikleri meşrulaştırmak olduğundan bir nebze olsun şüphe duymamak lazım. Fırsat buldukça ve toplumsal muhalefette zayıflık gördükleri anda mutadan tutalım, ‘kumalığa’ kadar hepsine Türk tipi bir kılıf bulunacağından emin olabiliriz. Ne de olsa şimdiye kadar yaptıkları icraatlar yapacaklarının da referansıdır…

Din havariliği üzerinden sömürü

En son Türkiye’de yapılan referandumla birlikte çöküş sürecine giren AKP ve Erdoğan faşizminin sistemi ve çürüyen yönlerini restore etmek için kadın ve aile üzerinden geleneksel toplumun fay hatlarını yeniden tetikleyecek açıklama ve yaklaşımlar içine girmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Nasıl ki bir kadın bakanını Hollanda kapılarına göndererek kadından yana toplumun duygusal sömürüsünü gerçekleştirebiliyorsa, din ve ahlak havariliği üzerinden yeniden saldırıya geçeceğini beklemek gerekiyor.

Unutmadan şunu da ekleyelim: Türkiye genelinde ne kadar kadının ‘kuma’ olduğu bilinmemekle birlikte 200 bin resmi istatistik bulunuyor. Bilinmemezlik durumunu ise ağırlıkta Suriye’de başlayan savaşla birlikte Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılan binlerce kadının birçok nedenden kaynaklı ‘kuma’ olarak satıldıklarına dair bilgiler oluşturuyor. Savaşın başka bir travmatik yönünü ifade eden cinsiyetçiliğin en fazla hortladığı süreçler olan savaş koşullarında, aileleri tarafından ‘kuma’ olarak ‘verilen’ ya da ‘satılan’ kadınlara dönük birçok veri bulunmaktadır. Özellikle kız çocuklarının yaygın bir şekilde bu kategoride ‘kuma’ olarak satıldıkları bilinmekte ancak resmi olarak üstü kapatılan, istatistiklere geçirilmeyen bir alan olduğu kadın kurumlarınca ifade edilmektedir.

Cariye kültürü hortlatılıyor

Kimisi ailesinin zoruyla kimisi de Türk devletinin denetiminde olan AFAD kamplarında bizzat devlet yetkilileri tarafından yapılan kadın ticareti yoluyla, kadınların ve kız çocuklarının alenen modern köle pazarlarında satıldığına dair ciddi bulgular bulunmaktadır. Özellikle bu kampların kapalı yapısı, dışardan insanların ve gözlemci grupların içeri alınmaması her türlü çirkefliğin kadın üzerinden yapıldığının da açık kanıtıdır. IŞİD’in bugün hakim kılmaya çalıştığı harem, cariye, cinsel köle kültürü ideolojik olarak AKP tarafından da hakim kılınmaya çalışılmaktadır. Bu anlamda her türlü gericilik, yobazlık “hukuk, medeniyet” adına yumuşatılmakta, tüm hesaplar kadın üzerinden yapılmaktadır.

Adına ataerkilliğin din rengindeki en uç yozlaşması da diyebileceğimiz bu sürecin bir yüzünü Adnan Oktar denen ucubenin etrafına sardığı ve tek tip fabrika üretimi olan kadınlarla sunduğu modern harem kültürü oluştururken; diğer yüzünü de yalan, hilekarlık, her türlü ahlaksızlığın dini değerler adına sunulduğu bir toplumsal çürümüşlük hali oluşturmaktadır. Bizlere 2023 vizyonu ve toplum hedefi olarak sundukları yeni Türkiye tam da budur.

Bu anlamda “bunlar bizimle dalga geçiyor, gündemi değiştirmek için açıyorlar” demeyelim. Vallahi de dalga geçmiyorlar. Hayallerini kurdukları yaşama ulaşmaya çalışıyorlar. Bu yüzden de tehlike herkes içindir. Hele biz kadınlar, tez elden bu çürümüşlüğe güçlü bir el atalım. Belki de bilgelerin deneyimledikleri gibidir: Ortam karanlık. Ama “karanlığın en derin olduğu yerde şafak erken sökermiş”…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page