Toplumsallığın kazandıran gücü

Zerya GÜL

  • 12 Temmuz 2018

Toplum, sevgi, özgürlük, kadının varlık ve kimlik tanımında en köklü, en enerjik, sonsuz gerçekleşmelere açık temel olguları oluşturuyor. Toplumsuzluk, sevgisizlik, özgürlüksüzlük, kadının varlık ve kimlik yitimi zamanlarının yıkım ve kıyımıyla birlikte yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Toplumsuz, sevgisiz, özgürlüksüz dünyaya başkaldırının tarihi, varlık ve kimlik yitimiyle eşzamanlı ve köklerinden kopmama mücadelesinin amansız varlık ve özgürlük mücadeleleriyle dolu.

Toplumsuz bir varlık, sevgisiz bir yürek, özgürlüksüz bir dünyanın mümkün olmadığı, kadın mücadelelerinin temel esaslarını oluşturuyor. Toplumsuzluk, tarih, toprak, doğa ve insan bilincinden kopukluğa; sevgisizlik, toplum, kadın ve erkek doğasından, akıl ve duygu uyumundan uzaklaşmaya; özgürlüksüzlük, toplum, kültür, kadın ve doğaya yabancılaşmaya tekabül ediyor. Nedenleri çoğaltmak mümkün, ancak kaynağa işaret eden esaslarla ilgili olmak önemli.

Kaynağı kurutmak, yaşam damarlarını kesmek, varlık ve bilince yönelmekle bir tutulduğuna göre, erkek egemen akıl ve zihniyetle mücadelede, varlık ve bilinç kazanmak, kadın ve toplumlar açısından özgürlüğün temelini oluşturuyor. Kendi olmanın, kendini bilmenin ve bulmanın tarihsel ve toplumsal bilinçten geçtiği, yüreği özgürlük için çarpan ve özgürlük adına yola çıkan tüm mücadelecilerin ortaklaştıkları bir nokta. Yönü belirleyen ise, nereden ve nasıl baktığımız oluyor.

İyiye, güzele ve doğruya dair sözleşmeler

Bildikçe ve buldukça, derinleşen bir özgürlük tutkusu ve mücadelesiyle yeni oluşumlara koyulmak, yeni yollar bulmak, yeni aşamalar kaydetmek hakikate ulaşmada hayati önem taşıyor. Beyni, yüreği ve bedeni yeniden şekillendiren duygu ve düşüncelerle dolmayı, taşmayı ve oluşmayı anlatıyor. İyiye, güzele ve doğruya dair sözleşmeler, savaşlar ve toplumsal inşa adımlarıyla kötülük duvarlarını ören, çirkinleştiren, kendi olmaktan uzaklaştıran iktidarcı ve devletçi tuzakların, komploların dinci, milliyetçi, cinsiyetçi kalıplarını kırmayı, aşmayı, aşmak için en zorlu mücadeleleri göze almayı gerektiriyor.

Toplumsallık sonsuz gerçekleşmelerin, çeşitlenmelerin, oluşumların, kucaklaşmaların önünü açarken; toplumsuzluğun donduran, fakirleştiren, sınır ören, ötekileştiren ölümcül sisteminin, ruhsuzluğunun, bitirici ve yokediciliğinin farkına varmak, nedenlerini görmek ve aşmak bir mücadele gerekçesi oluyor. Toplumsallık adına yola çıkan ve en büyük bedelleri ödeyenlerin toplumsuzluğunun ne anlama geldiği ise, bir kördüğüm olarak karşımızda duruyor. Liberalizmin sahte birey ve özgürlük anlayışları kadar dogmatizmin, tıkanıklık, kendini tekrar ve aynı yokedici tuzaklarla karşılaşmanın izdüşümündeyiz. Toplumsuzluğa alıştırılmış erkek açısından aynılaşmanın sonuçları varolanın tekrarını yaşatabilir, ama toplumsuz asla bir zerre kadar varlık kazanamayacak kadın açısından bu gidişat nerede durabilir, hangi sonuçlara yol açabilir? soruları biz kadın özgürlük mücadelecileri açısından can alıcı soruları oluşturuyor.

Tuzaklar egemenlik ve iktidar icadıdır

Sevgisizliğin kaynağına işaret eden bu gidişat; sevgiyi, aşkı, güzelliği, yolu ve yoldaşlığı en güzel, en anlamlı tanımlara kavuşturmuş bir hareket ve kadın hakikati açısından önemli tuzaklara işaret ediyor. Tuzaklar, egemenlik ve iktidar icadıdır, kadınla alakası olmamalı diyebiliriz, ancak alıştırılmış tecridin son biçimiyle derinleştirildiği son zamanın hemen öncesinde “Tahmin ettiğimin ötesinde bir özgürlüksüzlük durumu yaşanıyor” ve yine “Dogmatizmi kadınlar daha derinlikli çözümlesin” tespitlerini yapan Önder Öcalan’ın gidişatımızda gördüğü tersliği irdelemesi gerekenler bizleriz.

Kadınlar birbirini neden sevmez, neden sormaz, neden beğenmez, kabullenmez? Acılarını, sevinçlerini neden hissetmez, kadere neden bu kadar inanır ve bu inancın yerine yeni bir varlık ve özgürlük bilincini yerleştiremez, önlenemez gidişatı aşamaz, yıkamaz, köprüleri atamaz, yalnızlıkta çoğalmaya alışamaz? Kurulu egemenlik ve kölelik kalıpları neden bu kadar duygu ve düşünce dünyalarının fatihidir, yeni fetihlere çıkamaz, çıksa da cesaret, irade biriktirip sonuç alamaz, alsa da toplumsallaştıramaz. Eski ve tarihsel yenilgilerin izini yüreğinden, beyninden silemez.

Soruları doğrudan sormak gerçeğe daha çok yaklaştırır

Tüm bunların hepsi erkek aklına, ruhuna ve sistemine göre şekillendirilmiş kadını anlatmıyor mu? İktidar kurguları içinde tasarlanmış yaşamın kalıplarını kıramayan gelenekselliğin, kadınlığın, kölelik dünyalarının çıplak tanımları, anlatımları olmuyor mu? Soruları doğrudan sormak, insanı gerçeğe ve çözüme daha çok yaklaştırır. Kazanılan deneyim, bilince ve özgürlüksel dönüşüme yol açmadığında, verili gerçeğin üstünü örten ve küçük bir rüzgarla havalanan ve ta uzaklara uçan ince bir şal görevini görebilir.

Özgürlük soluğunu uzun erimli tutmanın yolunu, yöntemini geliştirmek, cins bilincine, sevgisine ve cins mücadelesine dayanıyor. Sevgi, özgürlük zemininde gelişir. Toplumsallığın akışkan enerjisi anlamına gelen özgürlüğün, kadın yoldaşlığı, sevgisi, örgütlülüğü ve mücadelesiyle doğrudan bağı kaçınılmaz oluyor. Kadın özgürlük bilinci, hemcinsini yüceltme ve sevme, gerilikleriyle mücadele etme kararlılığı ile derinleşir, kazanır, kazandırır. Kendini, cinsini kazanan kadın, toplumu ve erkeği de kazanır. Toplumsallığın kazandıran gücü, sevgi ve özgürlüğün kaynağıdır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page