‘Sen ordasın, fakat ‘başkan’ olarak algıladığı erkek!’

Berjin Tekoşer

  • 17 Temmuz 2017

ANF ImagesKürt Özgürlük Hareketi ve Kürt kadınlarının yıllardır yürüttüğü mücadele sonucu bugün tüm bölgeyi etkileyen, yeni paradigma ekseninde gelişen eş başkanlık sistemi yaşamın her alanında pratik yanıtını buluyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan; kadının örgütlülüğü, öz savunması, yönetimde temsiliyeti, halkların ortak yaşamı temelinde geliştirdiği paradigma ile  eş başkanlık sisteminin önemine dikkat çekmiş ve bunun pratik adımları için ideolojik ve felsefik bir perspektif oluşturmuştur. Eş başkanlık sistemine doğru ilerleyen yolda, elbette birçok kazanım elde edilmiş ve önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Bu paradigmasal değişim ve dönüşüm sürecinde; eş başkanlık sisteminin ne kadar anlaşıldığı, zorlukları, getirisi ve götürüsünü, sahiplenme düzeyini Brüksel Halk Meclisi Eş başkanı Arife Soysüren ile konuştuk.

Brüksel Halk Meclisi’nde iki dönem, Federasyon eş başkanlığında ise bir dönem görev yaptınız. Göreve başladığınızda eş başkanlık algısı neydi?

Bu görevi ilk aldığımda da bunun bir sistem olarak anlaşılması gerektiğinin farkındaydım. Bununla ilgili çok ciddi çalışma ve araştırmalarım olmuştu ve bunun paradigmasal bir şey olduğunun farkındaydım. Bunun bir sistem olduğunu ve en kısa zamanda toplumda yerini bulmasını istiyordum. Aslında bu bilinçle görevi aldığımı söyleyebilirim.

Eş başkanlar olarak klasik yöneticilik anlayışını aşarak Meclis çalışmalarına nasıl katıldınız? Bu ikili temsiliyet ve katılım Meclis’e yansımasını nasıl buldu? 

Aslında bu iki kişilik bir yönetim değildi, var olan sisteme karşı alternatif bir sistem inşasıydı. Bu iki kişi ekseninde değil de, toplumsal olarak yeniden bir değişim ve dönüşüm süreciydi. Her iki cinsin aynı oranda söz sahibi olduğu, aynı oranda hak sahibi olduğu, kadınların iradesini en üstte yansıttığı bir sistem. Bu sistem sadece yönetim ile sınırlı kalan bir şey değil, özellikle yeniden inşa etmek istediğimiz demokratik toplum sisteminin vazgeçilmezlerinden.  Aslında bu sistem aynı zamanda demokratik toplum paradigmasının bir başlangıcı, inşa sürecinin en emel ayaklarından biri. Demokrasiyi ortaya çıkaracak ve işletecek. Özellikle de günümüz kapitalist sisteminde yoğunca yaşanan cinsiyetçiliğe karşı duruş ve itirazları daha da güçlendirecek. Hem kadın hem erkek iradeleşecek. Fakat ne yazık ki bunun toplumumuz tarafından bir bütün olarak böyle algılanmasında sıkıntılar var.

Çalışmalarınızdan yola çıkarak sorarsak; eş başkanlık sistemi alternatif bir siyaset yarattı mı?

Var olan sisteme karşı bir alternatif olarak ortaya çıktık, bu zaten siyasetimizin kendisidir. Ona göre bir katılım gerekli oluyor. Eş başkanlık eşit temsiliyettir ve bu sistemin olmazsa olmazıdır. Bizler eril zihniyet ve sisteme karşı kadın özgürlükçü bir siyaseti açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Verili siyasete karşı alternatif yaratmaya çalışıyoruz.

Brüksel Halk Meclisi’nde kadın temsiliyeti ne oranda? Yine eş başkanlık sistemine yaklaşım nasıl, kadınların ilgisi gelişiyor mu?   

20170612_155305Maalesef kadın katılımı hedeflediğimiz oranda değil. Komisyonlarda yer alan kadın arkadaşlarımız var, ancak bunu yeterli bulmuyoruz. Şöyle bir gerçek var; aslında kadınlar politikleşti, ancak halen çok ciddi yetersizlikler yaşıyoruz ve ne yazık ki bunları aşmış değiliz. Çalışmalara katılım sorunu var, kadınların kendi temsiliyet hakkına sahip çıkma sorunu var. Hâlâ eril zihniyetin baskın olduğu bir toplum gerçeğinde yaşadığımız için, eş başkanlık sisteminin tam olarak anlaşıldığını söylemek zor. Bu sistemi siyasi bir yol ve yaşam modeli olarak gören, kabullenen ve sahiplenen duygu henüz güçlü olarak gelişmiş değil. Elbette herkes için bunu söylemek doğru olmaz. Bu sistemi anlayan, katılım gösteren, hayata geçiren ve bu yönlü çaba veren kadınlar da var. Ancak toplumun genel tabanını düşündüğümüz zaman eş başkanlık sisteminin tam anlaşıldığını ve yaşam bulduğunu söylemek çok zor.

Meclis çalışmalarında yer alma konusunda kadınları tutuk kılan nedir sizce? 

Çok yönlü nedenler var tabii. Feodalite var, cinsiyetçi toplumdan kopamama var, yeniye kapalı olma var, toplumun kalıplarını kırma konusunda cesaret sorunu var. Kadınlar tüm bunları aştığında toplumdan dıştalanacağı korkusunu yaşıyor. Bu nedenle tutuk kalıyor. Eş başkanlık yeni bir sistem. İyi anlamak ve uyarlamak lazım. Bunun için de başta merak lazım. Çünkü merak ettikçe katılım ve kendini onun bir parçası olarak görme gelişir. Bu konularda çok eksik bir noktadayız.

Meclis bünyesinde kimi tartışmalar yürütüyoruz. Örneğin Jineoloji biliminin de yoğunca vurgu yaptığı, kadını yok sayan ve kadın iradesini kıran iki olguyu tartışıyoruz. Bunlardan biri kapitalist modernite, diğeri ise dincilik. Fakat cesaret sorunu var, bunları cesurca konuşamıyoruz. Bu iki olgunun kadınları olumsuz etkileyen yanlarını geniş ele alamıyoruz. Bu iki olgu toplumumuzda çok etkili. Kapitalizmin ve dinciliğin cenderesinde kalan bir toplumumuz var. Sorunlarımızı her yönüyle tartışabilmeliyiz ki çözüm üretebilelim. Maalesef bunu pek yapamıyoruz, sorunlarımızı tartışma konusunda da yeterince cesaretli değiliz. Halen var olan eril sistemden tam bir kopuşu sağlamış değiliz.

Peki eş başkanlık sisteminin ilk süreçlerin de, ilk tartıştığınız ve pratikleşme adımları attığınız dönemlerde nasıl karşılandı bu sistem? Biraz bahsedermisiniz? 

20170612_155434Ben ilk eşbaşkanlık sisteminin pratik adımlarının atıldığı dönemde bu görevi üstlendim ve belki de bu konuda çok da şansızdım. Çünkü her zaman ilkler çok daha sancılı olur. Eş başkanlık sistemini anlatmada, kavratmada belirli zorlanmalar yaşadık. Çoğu zaman sistem anlaşılmıyor ve yanlış pratiklerimiz de oluyordu. Örneğin bir toplantı aldığımızda çoğu kişi ‘başkan yok, nasıl toplantıya başlayacağız’ şeklinde yaklaşıyordu. Sen ordasın, fakat ‘başkan’ olarak algıladığı erkek! Yani ‘erkek arkadaş olmazsa toplantı olmaz’ algısı vardı. Erkek arkadaşı başkan, kadın arkadaşı ise yardımcısı gören yaklaşım ve tutumlar da oluyordu. Tabii ki bu zihniyet eskiye oranla oldukça aşıldı. Fakat hala sistemi bütün yönleriyle oturtmada sancılar yaşıyoruz.

Bizler maalesef tam olarak siyasileşemiyoruz, çünkü siyasileşmek demek var olan politikaları pratikleştirmek demek. Politikalar halk tarafından kabul görmeli ve pratiğe dönüştürmek için de halkla birlikte ortaklaşılmalı. Bu konuda yetersizlik yaşadığımızı düşünüyorum. Bunun temel nedenlerinden bir tanesi de kendini verili toplum gerçekliğinden kopartamamaktır, bilinç eksikliğidir, kendin olamamadır. Diğer bir boyutu ise; kadınlar olarak halen toplumun eril zihniyet etkilerini üzerimizden atamıyor oluşumuzdur. Örgütlenmemiş kadın bir biçimde kendini erkeğe bağımlı hissediyor. Ve kadınlar olarak en çok üzerinde durmamız gereken bir başka nokta ise şudur; bir sistem gerçeği var ve bu sistem erildir. Erkek aklıyla gelişmektedir, erkeği yaşamın merkezine koyarak işlemektedir. Erilliğini korumak için ise elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Belirli bir örgütlülüğe kavuşmamış olan kadın ne yazık ki bu durumu kabullenmektedir. Bu korkunç kabullenişi kırmamız, her kadını örgütlememiz gerekmektedir. Kadınlar, bu yeni demokratik sistemi inşa etmek için her şeyden önce bu kabullenişi bir redde çevirmeliler ki ilk adımı atmış olsunlar. Başarmanın yegane yolu, eril sisteme çok net karşı koyan bir tutum sergilemektir.

Biraz da kendinizden bahsedebilir misiniz? İlk bu görevi aldığınızda ne tür zorlanmalarla karşılaştınız? Olumlu-olumsuz nasıl tepkiler aldınız? 

20170612_155342Tabii ki bir çok zorlukları oldu. Hem toplum açısından çok yeni bir çalışmaydı, hem kadınlar açısından neyi nereye koyacağını bilmeyen bir durum söz konusuydu. Orda olmam sanki normalmiş gibi geliyordu, ama diğer taraftan onlar için başkan başkasıydı. Tam bir anlama durumu yoktu aslında. İlk süreçlerde ‘eş başkanlık nedir, rol ve misyonu nedir, nasıl hareket etmek gerekiyor’ noktasında kavrayış eksikliği vardı. Bir de geçmişten süregelen bir alışkanlık durumu vardı; nasıl olsa yönetici erkekti, onun dışında kadınların bu kadar yoğun karar alma organlarında yer aldığı görülmemişti! Bu da beraberinde dile getirdiğimiz sorunları getiriyordu. Toplumun gözünde kadın hep bir yardımcı konumundaydı. Ötesi hiç görülmemiş bir şeydi! Bizler doğru işlerliğe kavuşan eş başkanlık ile toplumun var olan algısını parçalıyorduk. ‘Kadınlar ancak, erkeklerin olmadığı yerde harekete geçer’ algısını ortadan kaldırdık. Bunu da büyük bir mücadele ve çaba sonucu başardık.

İlk yıllardan bugüne kıyas yapacak olursanız, nasıl bir ilerleme görüyorsunuz? Artılarınız nelerdir? 

Her şeyden önce kendi gerçeğini bilince çıkarma konusunda çok ciddi değişimler oldu diyebilirim. Çalışmalar konusunda hakimiyetim biraz daha gelişti. Çalışma sistemini eskiye oranla daha iyi algılayabiliyorum. En önemlisi de daha önce yapmadığın birçok şeyi öğreniyorsun. Örneğin eş başkan olmadan önce benim için belki de en zor olanı kendini ifade etme sorunuydu. Eş başkanlıktan sonra toplum karşısında güven algısı daha fazlalaşıyor. Kadınların yapabileceklerini daha iyi görme ve hissetme gelişiyor. Yine karşı cinsle aynı çalışmayı yürütmenin avantaj ve dezavantajlarını öğrenmiş oluyorsun. Bu çalışmanın bana kattığı çok şey olduğunu söyleyebilirim.

Eş başkanlık sistemini öz yaşamında yaşamsallaştırmak, yaşamının bir parçası haline getirmek daha pratik bir hale geliyor. Zamanınızı, gününüzü daha iyi programlıyor, kendi gücünüzü daha iyi görüyorsunuz. Yani bir bütün olarak insanı etkiliyor. Örneğin ‘Xwebûn’ gerçeğinde şöyle bir gerçeklik gizlidir; ben var olmak istiyorum ancak her şeyden önce kadın olarak var olmalıyım. Kapitalist modernite kadının ‘Xwebûn’ olmasına ket vurmaktadır, biz ise alternatif sistemimizle kadınlar olarak yeniden kendimiz olmaya dönüşü gerçekleştiriyoruz. Kendim olabilmek için de her şeyden önce kendi cinsimi sevmem gerekiyor. Başkası olmak yerine kendi ‘Xwebûn’ sürecimi başlatmam gerekiyor ki başarı yolunda attığımız adımlar sonuca ulaşabilsin.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page