Sara’nın özgürlük aşkı

Zerya GÜL

  • 15 Ocak 2018

IMG_0174Zindan çıkışlıların yoğun tartışmalarının ve 1. Zindan Direniş Konferansı hazırlıklarının yapıldığı Bekaa’da, Önderlik sahasında tanışmıştım Sara yoldaşla. Devrimcilik yaşamıma damgasını vuran, yeniden doğuş anlamına gelen bir yoğunlaşma ve deneyim zamanıydı. Her adımında özgür düşünce ve ruhun örüldüğü, yüceltildiği böyle bir mekanda, böyle bir kadın yoldaşla ve bu düzeyde kişilik, kadın çözümlemeleriyle karşılaşmanın ayrı bir anlamı, etkisi vardı. Yaşamadan, ama yaşanmışlıkların dersleriyle, canlı tanıklarıyla ediniyorduk özgürlük deneyimlerimizi. Sara yoldaş böyle bir özgürlük, direniş sembolü olmanın, yaşayan bir öznesi olarak duruyordu karşımızda. Önderlik zindanda yaşanan tasfiyeciliğin, en çok da duygu boyutuyla etkileyip yönlendirmek istediği kadın direniş çizgisi, özgürlük mücadeleciliğini onun şahsında çözümlüyordu. En derin kaybedişlerin yaşandığı, en direngen ve güçlü çıkışların yaşanacağı duygular dünyasını çözümlemeye sevkediyordu her defasında. Kaba bir baskı, kaba bir yaklaşım, kaba bir çözümleme yöntemi yoktu burada. Yoldaşça, dostça, karşılıklı bir ikna ve olumlulukları kazanıma dönüştürmenin ilmik ilmik örülen devrimci yoldaşlığını hissediyordu insan.

Konferans hazırlıkları sürecinde ayrı bir çadırda, Önderliğin zindan direnişçileriyle yürüttüğü özel tartışmalar, ikna çabaları vardı. 12 Eylül vahşeti kadar, 14 Temmuz direnişçiliğinin içinden çıkıp gelen bu yoldaşlarda, zindanın ve tasfiyeciliğin direniş ve özgürlük çizgisine dayatmak istediği, dayattığı ruhsal, düşünsel, yaşamsal, örgütsel teslim alma politikaları çözümleniyordu. Direnişe saygının yarattığı en esnek yaklaşım kadar, tasfiyeciliğe geçit vermenin yanılgılarına öfkenin içiçe geçtiği, yoldaşlarında devrimi kazandırmanın en zorlu çözümlemeleri yapılıyordu. Hepsi için çok zorlu olduğu kadar, yeniden anlam dünyalarını oluşturmanın coşku ve heyecanı, gerilla mücadelesinin aldığı yolu ve kişilikleştirdiği devrimi kavramanın derin etkisi de vardı. Yeni katılımlar için de binbir dersle dolu, direniş deneyimini; tasfiyeciliğin, düşmanın özgürlük mücadelesini saptırmanın oyunlarını kavrama çabasıyla içiçe yoğrulan bir anlam zamanıydı.

Kaybettiği alanda kazanma iddiasına sahipti

En derinden etkilenen ve en çok zorlanmayı yaşayan Sara arkadaştı. Çünkü kadının en çok kaybettiği alanda, kazanma iddiasıyla devrim ve özgürlük mücadelesine koyulmuş bir militanlığın sahibiydi. Mahsum Korkmaz Akademisi’nde beş yüze yakın arkadaşın önünde Önderlikle yeniden buluşmanın, özgürlükle direnişi yeniden harmanlamanın sancılı zamanlarını yaşıyordu. Önderlik böyle bir platformda “Sara arkadaşımız da epey zorlanıyor, bakalım senin şahsında biz mi kazanacağız, yoksa tasfiyecilik mi” diye soruyordu kendisine. Ardından da, devrimin kazanması, Önderlik çizgisinin, özgürlüğün kazanması gerektiğini vurgulayan cümlelerle çözümlemesine devam ediyordu.

Önderliğin birçok çözümlemesinde, diyaloglarında karşısında hiç sesini çıkarmadan boynu bükük duranlarımızın sayısındaki çokluğa tanıklık edenler olarak, Sara arkadaşın, kendinden emin, özgürlükçü eğilimini, direnişçi geleneğe bağlılığını ifade eden dik duruşu dikkat çekiciydi. Sakin, olgun, anlama çabasını ortaya koyan duruşunu, kararlılık cümlelerini hayranlıkla izliyor, dinliyor, anlam vermeye çalışıyorduk. “Bunca zorlanmaya, duygu dünyasında fırtınalar kopmasına, düşünce dünyasının alt üst olmasına rağmen, bu sade cümleler, bu netlik, kendinden eminliğin arka planında ne vardı acaba”, diye düşünmeden edemiyordu insan. Kendisiyle en çok başbaşa kalan, kendini dinleyen, çözmeye çalışan olarak, herkesin dikkatini çeken bir yoğunlaşma ve katılımı vardı. Kadın olarak, duygusal alanda kaybetmenin sonuçlarını, kendini koyvererek, perişan ederek, yaşam alanı tükenmiş gibi yerle bir ederek karşılayan geleneksel yaklaşımla, bu devrimci ve özgürlükçü duruş arasında önemli bir fark vardı.

Sevgi, aşk ve toplumsal özgürlük arayışı 

Heval Sara’nın, ağır zindan pratiği ve kadın-erkek ilişkisinde düğümlenen çelişkiler yumağının altında ezilmeden, Önderlik karşısında yoldaşça ve samimi duruşunu, çözümlemede derinleşen, kararlaşan yaklaşımını, ancak Hep Kavgaydı Yaşamım adlı otobiyografisini okuduğumda daha iyi anladım. Bu alanda devrimcilik yaşamının başından itibaren nice savaşlar verdiğini, yenilmediğini, hep devrimin, direnişin ve yoldaşlığın kazandığını satır satır okudukça o zamana, o dik başlılığa anlam verdim. Sevgi ve aşk arayışı, her zaman toplumsal özgürlük arayışıyla bir uyum ve denge içinde ilerlemişti. Devrim ve sosyalizm aşkına engel olmaya, toplumsallıktan uzaklaştırmaya, mülkleştirmeye, bireyciliğe ve yalnızlaştırmaya çekmeye başladığını gördüğü anda, mücadeleye sarılmıştı. Aileciliği; devrimci yoldaşlıkta, mücadelecilikte derinleşerek aşmış, özgürlük tercihini direnişçilikle buluşturmuş ve kadın militanlığının öncülüğünü geliştirmişti.

Özgürlükle sözleşmenin bir romanıydı yaşamı

En önemlisi de en zorlu süreçlerde, Önderlikle yürüttüğü tartışmalar hem çözüm gücünü geliştirmesinde ve kararlaşmasında hem de yoldaşlık duygusunun anlam bulmasında etkili olmuştu. Geleneksel kadın, evlilik, aile ilişkilerini derinliğine çözümleme ve kurtulma, ruhsal ve düşünsel arınma ile özgürlük ahlakıyla duygu ve düşünce dünyasını yeniden şekillendirme, anlamlandırma, estetik ölçüler kazandırma yönü gelişmişti. Fiziksel güzelliği, düşünsel, ruhsal güzellikle buluşturmanın devrimci sanatçılığına soyunmuş ve başarmıştı. Otobiyografisinin bir bölümünde “Ne garipti! Sevdiğini, karasevdaca vurulduklarını söyleyen bu ‘sevenlerimin’ hepsi de neredeyse beni tanrı katına çıkarıyorlar. Tanrıçalığıma ulaşmanın zor olduğunu, bir türlü buna cesaret edemediklerini söylüyorlar ama, özünde en kaba, en ölçüsüz, en saygısız ve ucuz bir aşk ilanıyla kendi putlarını yıkıyorlar” diyor ve erkek egemen zihniyetin aşk yalanını çözümlemeye tabi tutuyordu. Bu yalanın kadın kadar erkeği de düşüren, bitiren ve toplumsallıktan uzaklaştıran yönüne dikkat çekiyordu. Devrimle, özgürlükle sözleşmenin bir romanıydı yaşamı, kavga bu sözleşmeyi bozmak ve anlamsızlaştırmak isteyenlere dönüktü.

Kördüğüm haline gelmiş kadın-erkek ilişkisini, cinselliği kaba retçilik yerine, çözümlemek ve özgür toplumsallığın hizmetine sunmak, Sara yoldaşı, kadın özgürlük mücadelesinin ve özgür kadın çizgisinin özü ve gerçeği kılar. Bu anlamda, mücadeleye katılım aşamalarından grup dönemine, zindan ve gerilla direnişini buluşturan pratiğine, toplumla, kadınla heyecanlı, canlı ve özgürlükçü buluşmalarına, öncülüğüne yön veren özgürlükte ısrar çizgisini görmek önem taşıyor. Görmek kadar, anlamak ve bu çizgiye katılmak; kadını ve erkeği kendi gerçeğiyle buluşturacak, özgürleştirecek, toplumsal kurtuluş ve mücadele çizgisidir.

Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşlar, bu çizgiyi yaşayanlar ve yaşatanlar olarak hep var olacaklar ve özgürlük mücadelemize öncülük rolünü oynamaya devam edecekler. Onlarla varız, Onlarsız hiçiz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page