Rojava devrimi ve kadınların varolma süreci

Dilan NURHAK

  • 18 Eylül 2017

Rojava devrimi kendi sınırları içerisinde bir devrim olmaktan çoktan çıkmış, bölge ve dünya devrimci hareketlerini derinden etkileyen, bölgenin de siyasi ve toplumsal yapılanmasını değişime yönelten bir devrim haline gelmiştir. Burada atılan her adım “nasıl yaşamalı” sorusuna cevapMANSET niteliğindedir. Yeni bir yaşam anlayışı, yeni bir yaşam sistemi, yeni bir yaşam tarzının mücadelesidir. Kürt halkı ve bölge halklarının milliyetçilik, dincilik, mezhepçilik ve cinsiyetçilik çıkmazından çıkışın adımları Rojava devriminde somutlaşıyor. Rojava devrimi kadınlar için özgür yaşam koşullarını yaratma zeminidir. Kürt halkı kendini özgürce örgütleme imkanını yakaladığı gibi, komşu halklarla da demokratik ve barışçıl ilişkilerin geliştirilmesinin temellerini oluşturuyor. Birbirine düşmanlaştırılmış Arap, Kürt, Êzîdî, Hristiyan Asuri-Süryani, Türkmen, Alevi, Sunni aynı cephede savaşmakta, aynı koşullarda kendini örgütlememektedir. Halkların birlikte demokratik yaşayabilme inancı ve anlayışı yükselme seyri içerisindedir. Son yüzyılın ulus-devlet gerçeği içerisinde katmerleşen önyargılar ve karşıtlıklar; demokratik, kardeşçe yaşam iddiasına çarparak dökülmeye başlıyor. Bu bölgemiz için büyük bir umut kaynağıdır.

Devrim gerçeği ve özgüce dayanmak

Ortadoğu’da ve dünyada dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemden geçmekteyiz. Özellikle DAİŞ’e karşı mücadele ile birlikte Kürdistan devrimi giderek Ortadoğulaşan bir devrime doğru evrilmektedir. Egemen güçler, ısrarla ve oldukça dikkatli bir şekilde devrimi küçük coğrafyalarda sınırlandırmaya çalışmakta, etkisini kırmak ve tecrit etmek istemektedirler. Devrimin gelişim karakteri hızlı bir yayılma ve büyümeyi dayatmaktadır. Özellikle devrimin siyasi etkilerini iyi görmek ve özgürlük çizgisinin hayat bulmasında ortaya çıkan zemini iyi değerlendirmek hayati önem kazanmaktadır.

Kürdistan’ın diğer parçalarında yürütülen direniş ve mücadele yeni bir aşamaya girmiştir. Dört parçada devrimci halk savaşının örgütlendirilmesi ve yürütülmesi kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır. Bu stratejiyle sürece müdahil olunursa, yaşanan kaos ortamında Kürdistan Özgürlük Mücadelesi kazanmış olacaktır.

Başta ABD olmak üzere kapitalist sistemin Kürt politikası sadece piyon ve işbirlikçi bir Kürdistan ulus-devlet konseptidir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok daha belirgin ve sistemli bir şekilde bu politikanın zeminleri hazırlandı. Tam da Kürdistan Özgürlük Hareketimizin tarihsel kazanımlar elde ettiği ve Ortadoğu’da önemli bir politik özne haline geldiği bir süreçte, Kürt halkına yardım adı altında yeni politikalar geliştirilmesi, yeni bir konsept olarak ortaya çıkmaktadır. Amaç, Özgürlük Hareketimizi kendi politikalarına entegre etmek, sistemiçileştirmek ve liberalleştirmektir.

Rusya’nın da Kürtlere yaklaşımı ABD’den çok farklı değildir. Her iki taraf da Kürtleri temel savaş gücü olarak görmekte ve kendi tarafına çekmeye zorlamaktadır. Siyasal olarak Kürt halkını statüsüzleştirme politikalarından halen vazgeçmiş değiller. Bu güçlerin askeri olarak YPG/YPJ’yi kabul etmeleri taktiksel ve dönemseldir, siyasal kimlik ve statüyü kabul etmemektedirler. Bu nedenle birilerinin tarafında olmak veya salt her iki taraf arasında bir denge politikası yürütmek değil, kendi özgürlüğümüzü ve çizgimizi koruyarak birçok güçle ilkeler ekseninde ilişki geliştirilebilir. Yani üçüncü çizgi olarak özgüce dayanmak ve çizginin korunarak hareket edilmesi önemli olmaktadır.

Devrimi ezme politikaları

KOBANE - OZ SAVUNMAOrtadoğu ve Suriye’de var olan toplumsal kriz ve kaos derinleşerek devam etmektedir. Soruna müdahil olan aktörler krizin bir tarafı ve nedeni oldukları için çözüm adına ileri sürdükleri seçenekler gittikçe daha fazla anlamsızlaşmakta ve yapılan her yeni müdahale krizi daha da derinleştirmektedir. Başta Rojava olmak üzere, Suriye ve Irak’da iç savaş ve çatışmalar durmadığı gibi, en büyük insanlık dramları yaşanmaktadır. Yaşanan katliamlar, vahşet düzeyine varan saldırılar, harap edilen kentler; kaçırılan, pazarlarda satılan ve tecavüze uğrayan binlerce kadın, öldürülen çocuklar, milyonlara varan göçler, insanlık onuruna yapılan her türlü saldırı ve yönelimler, tam anlamıyla bir insanlık kıyımı, toplum kıyımıdır. Yaşanan bu kıyımları pratikte gerçekleştiren DAİŞ çete güruhu olsa da, arkasındaki zihniyeti, tarihsel ve toplumsal dayanaklarını anlamak ve bu temelde mücadele etmek oldukça önemlidir.

Faşist Türk devleti başta olmak üzere bölgenin statükocu güçleri mücadelemizi engellemek için her türlü yolu denemektedir. Türkiye başta olmak üzere Katar ve Suudi Arabistan’ın El Nusra ve DAİŞ’i destekleyerek Suriye’de hakim olma ve özellikle Türkiye’nin bu yolla devrimimizi ezme politikası büyük direnişimiz sonucunda boşa çıkmıştır. Açıktır ki mevcut durumda Rojava’da birinci düşmanı T.C. devletinin faşizan ve işgalci yaklaşımlarıdır. Türk devleti Kuzey Kürdistan’da olduğu gibi artık Rojava’da da en büyük düşmandır.

Devrime karşı özel savaş konsepti

Rojava devrimi ile Bakûr devrimi birbirine oldukça bağlı hale gelmiştir. Topyekûn özel savaş politikalarına karşı Bakûr’da Demokratik Özerklik devrimini savunmak, Rojava’da da AKP-KDP-DAİŞ ittifakının yürüttüğü saldırılar karşısında Rojava özgürlük devrimini savunmak önemli olmaktadır. Rojava devrimini Demokratik Suriye Devrimi haline getirme, bunun için de öz savunma sistemine ağırlık verme, halkın yaşamını savaşa göre örgütleme çalışmaları tüm hızıyla sürmektedir. Uluslararası güçlerin KDP ve TC eliyle Rojava’ya yönelik geliştirdikleri sosyo-ekonomik özel savaş konseptlerinin yoğunlaştığını belirtmek mümkündür. Halkı devrimden bezdirmek, aç bırakmak ve alttan alta kendine bağlamak kapsamlı bir konsept çerçevesinde hayata geçirilmektedir. İşbirlikçi-ihanetçi aile, tüccar ve kimi sözde sivil toplum örgütlenmeleri eliyle halk içerisinde devrim karşıtı örgütlenmeler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu anlamda devrimin ekonomik ve sosyal zeminlerde yaşam bulması ve demokratik inşa çalışmalarının kapsamlı planlamalar ve konseptler çerçevesinde geliştirilmesi hayati bir önem arzetmektedir. Önümüzdeki süreçte sosyo-ekonomik zeminde çok kapsamlı bir savaşın dayatılacağını öngörmek mümkün. Bunun için de öz savunmaya ve komünal yaşamı örgütlemeye daha fazla ağırlık vermek halkımız için hayati önemdedir.

Bu örgütlemelerde kadının varlığı, kurumsallaşması toplumsal yapının değişiminde mihenk taşı niteliğindedir.

Örgütlenme ve devrimin kalıcılaşması

YPJ - RAKKA HAMLESIKadınlar öz örgütlülüğü yaratmada önemli bir düzey yakaladı. Belli boyutlarda kendisini örgütledi ve özünde toplumsal zeminde geniş bir yapıya kavuştu. Kadın komün ve meclislerini, kadın vakıfları, akademileri gibi sivil toplum örgütlerinin varlığı toplumun değişimine çok önemli katkılar sunmaktadır. Kadın merkezli ekonomik girişimler, öz savunma gücü, kadın diplomasisi ile azımsanmayacak bir örgütlülük düzeyi yaratılmıştır. Ancak tüm bunlar henüz köklü ve kalıcı bir sisteme kavuşturalamamıştır. Toplumsal sistem yaratmak kuşkusuz daha kapsamlı bir çerçeve ve yapılanmayı gerektirmektedir.

Eşit temsiliyet ve eş başkanlık sistemi diğer halkların siyaset anlayışını önemli bir düzeyde etkilemektedir. Kadının ulaştığı düzey büyük bir politik kazanım olmaktadır. Kadındaki bu gelişme toplumsal ve kültürel devrimin gelişmesinde önemli bir adım olacaktır. Eş başkanlık sisteminin oturtulmasında yaşanan sorunlar ve çözüm yöntemleri konusunda kadın gündeminin güçlü bir şekilde ele alınmasına ihtiyaç vardır. Erkek egemenlikli zihniyet kadar, kadın geriliği ve gelenekselliğiyle de güçlü bir mücadelenin geliştirilmesi önemli olmaktadır.

Yine  komünal yaşamın geliştirmesinde öncülük eden kadının özgür gelişimi ve kimlik kazanması kimi engellerle karşılaşmaktadır. Erkek egemenlikli yaklaşımlar, verili aile yapısında kadın üzerinde baskı ve şiddet yöntemlerini kullanmasına neden olmaktadır. Bir yandan kadın şahsında devrimsel bir sıçrama yaşanırken, diğer taraftan erkeğin geri yaklaşımları ve kadının geleneksel yapısı ve yanlış özgürlük algıları, zihinsel gelişmenin önünde en büyük engel olmaktadır. Örgütlü kadında belli bir bilinç gelişmesi olurken, örgütlenmenin dışında kalan kadınlar erkeğin günlük şiddetine maruz kalmaktadır. Örgütsüz kalan ailelerde küçük yaşta evlilikler ya da çok eşli evlilikler yaşanabilmektedir. Tedbir olarak bu durumlara karşı kadının haklarını savunacak bazı kanunlar çıkarılmış olsa da bu geriliklerin önü bir bütünen alınamamaktadır. Kadın eksenli kanunlar karşısında toplumsal gerilikler kendisini dayatabilmektedir. Bu geriliklere karşı mücadele bütün yönleri ile yürütülmektedir.

Özgür yaşam modelleri

Demokratik ulus paradigmasının toplum içerisinde üç temel ayağını oluşturan akademi, kooperatif ve komün örgütlenmeleri son iki yıllık süre içerisinde geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu sürece kadar komün ve kooperatif çalışmalarına daha stratejik bir ağırlık verilmiş; hemen hemen bütün eyaletlerde genel Demokratik Toplum Akademileri bulunmaktadır. Bu akademiler yerelin eğitim ihtiyaçlarını karşılama, yerel kadro oluşturma hedefiyle çalışmaktadırlar. Toplam olarak 40’ın üzerinde akademi bulunmaktadır. Bunların bir kısmı ekonomi, yerel yönetim, diplomasi, kültür, basın, adalet ve siyasi parti gibi boyutlar üzerine eğitim gerçekleştiren akademilerdir.

Kooperatiflerin yapılanmasında belli bir gelişimin olduğu belirtilebilir. 2016 yılında fırın, süt mamülleri, tarım ve bahçecilik, hayvancılık kooperatifleri oluşturulmuştur. Mevcut durumda 70’in üzerinde özgün kadın tarım, fırın, süt, vb. kooperatifi bulunmaktadır. Genel kooperatifler içerisinde yer alan kadınlarla birlikte kooperatiflerde yeralan kadın sayısı on binin üzerindedir. Kooperatifler örgütlendirildikçe bir çatı örgütlemesine ihtiyaç duyulmuş ve sekiz ay önce Kadın Kooperatifler Birliği kurulmuştur. Bütün eyaletlerde kooperatif evleri kurulmuştur. Başta imkanlar ve olanakların dengeli dağılımı için genel kooperatifler birliği ile aynı zeminde örgütlenmeye gidilmiş, bununla birlikte bazı eyaletlerde kadın çarşıları oluşturulmuştur. Bunun dışında merkezi olarak komitenin yürüttüğü bazı çalışmalar vardır. Bioplastik (sera) yapılanması, dikiş atölyeleri ve ayrıca merkezi hayvancılık çiftliği bunlardan bazılarıdır. Geçen bir yıllık süre içerisinde deneme-eğitim-donatım amaçlı yürütülen bu çalışmalar önemli sonuçlar yaratmıştır. Genel olarak kooperatiflerde alınan sonuçlar birebir kadınların yaşamlarını etkilemektedir. Bu nedenle kadınların bu alana ilgisi ve katılımı oldukça gelişmiştir.

Bununla birlikte oluşturulan sulh komiteleri, komünler bünyesinde faaldirler. Bir alanda yaşanan aileler arası ya da aile içi sorunlar ilk etapta komün sulh komitesine taşınır.  Orada soruna çözüm bulunmazsa alandaki Mala Jin’e ya da Mala Gel’e taşınır.  Sorunlara şayet burada da çözüm getirilemezse ya da soruna herhangi bir cezai yaptırım gerekirse mahkemeye havale edilir. Merkezi düzeyde bir toplumsal adalet sistemi oluşmuştur. Kadın Adalet Meclisi; Mala Jin, Sulh Komiteleri ve Adalet Divanı’ndaki kadınların bileşiminden oluşmaktadır.

Kısacası; Rojava ve Kuzey Suriye’deki kadın örgütlülüğümüz kendisini Kongra Star çatısı altında güçlü bir örgütlülüğe ulaştırmıştır. Dolayısıyla sistemdeki bütün bileşenleri kapsamaktadır.  Fakat sadece bileşenlerden ibaret değildir. Kongra Star bir toplumsal sistemdir. Özellikle boyutlar üzerinden kendisini örgütleyen ve daha da büyüyen dev bir toplumsal sistemdir. Yüzlerce kurum, komite, meclis ve komün yapılanmasını barındırmaktadır.

Rojava’da kadınlar, bütün imkansızlıklara ve toplumsal geriliklere rağmen örgütleniyor, kurumlaşıyor ve kendi modelini oluşturuyor. Devrim inşaası kadının özne olduğu bir gerçeklik ile hayat bulmaya devam ediyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page