Referandum ardından ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Bese Erzincan

  • 19 Mayıs 2017

Türkiye, anayasa referandum sürecini geride bıraktı. AKP-MHP iktidar bloğu olağanüstü hal uygulamaları temelinde büyük hile, oyunlarla seçim sürecine müdahale etti. AKP, tüm dünyanın gözünün içine utanmazca baka baka, ince ayarlamalarla halkların iradesini gasp ederek  “evet”in çıkmasını Turkey to hold constitutional referendumsağladı. Referandum süreci ve ortaya çıkan sonuç Türkiye’de baş aşağıya doğru giden sürecin hızlanması anlamına da geliyor. Diğer bir deyişle, Türkiye tarihi kuruluşundan bu yana en kritik dönemlerinden birini yaşıyor.  Topluma, kadınlara, halklara karşı fiiliyatta uygulanan soykırım politikaları anayasanın değiştirilmesi süreci ile tamamlanmaya çalışılıyor. ‘Tek adam faşist rejimi’ toplumu iliklerine kadar sömürmenin uygulaması içinde. Topluma “Ben sizi baskı, zor, hile ile tümüyle sömüreceğim. Siz de bunu kabul edin” deniyor.

Bu anlamda Türkiye’de yaşanan bir rejim değişikliği daha doğrusu faşizan rejimin derinleştirilmesidir. Yaşamın tüm alanlarında dinsel kimliği istismar eden; tekçi, muhafazakâr, faşist, kadın düşmanı, kültür, doğa karşıtı çeteci anlayış kendisini devletleştirmenin pervasız uygulamalarını hayata geçirmek istemektedir. Erdoğan kendine sahte zaferler yaratma konusunda son derece kurnazlaşmıştır. 2017 referandumu ve ortaya çıkan sonuçlar ve sonrasındaki tavırlara bakıldığında bu çok somut anlaşılacaktır. Bu referandum faşizmin en net resmi, Erdoğan faşizminin zorla iktidarda kaldığının en açık göstergesinden biri olmuştur. Erdoğan’ın tüm çabası kendisi ve çevresini kurtarma, ömrünü uzatma amaçlıdır.

CHP iktidarı güçlendiriyor

Bir de bunu tamamlayan bir başka cepheye bakalım; CHP’ye. CHP ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kürt sorununa yaklaşımı başta olmak üzere birçok noktadaki devletçi politikaları artık çok net anlaşılmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu etkisiz muhalefeti ile sürekli iktidarı güçlendiriyor. Erdoğan ve Bahçeli ittifakının halklara, kadınlara, topluma karşı yürüttüğü yıkıcı, yok edici politikalar artık dayanılmaz noktalara kadar gelmesine rağmen, sözde muhalefet olan CHP son derece etkisiz, var olan faşizan politikaları bile ifade edemeyen bir üslup ve duruşla kendi tabanının da faşizm çarkları içinde eritilmesine neden oluyor. Bu duruş bilinçli bir duruştur. Kılıçdaroğlu duruşu sosyal demokrat tabanın son derece pasif, etkisiz kalmasına yol açıyor. Bu nedenle de CHP, tarihinin en etkisiz dönemini yaşıyor, bununla da kalmıyor; AKP- MHP ittifakını bu duruşu ile güçlendiriyor.

Devlet tamamıyla çeteleşti

Turkey to hold constitutional referendumBu anlamda Türkiye’de son bir yılda yaşananlara ve sonuçlarına bakıldığında, artık bir devlet olgusundan bile bahsetmek son derece güçtür. Devlet tamamıyla çeteleşmiştir. Toplum karşıtı çete gruplar, özel harpçiler resmi güç haline gelmiş, toplumsal güçler bir yığın haline dönüştürülüp, ötekileştirilmiştir.

Topluma karşı gelliştirilen politikalar, en çok da kadına yönelik politikalara bakıldığında anlaşılmaktadır.  AKP faşizmi belki toplumun tümünü, en küçük hücresine kadar etkilemektedir ama en çok da kadınlar bu faşist yönetimin cenderesi altındadır. Türkiye’de kadın bedeni, ruhu, emeği kısacası kadın yaşamı üzerinden en egemen, erkeksi politikalar yürütülmektedir. Kadınlara karşı azgın, vahşi politikalar yürürlüktedir. Faşizm kadınların sömürülmesi üzerinden topluma karşı büyük bir savaş açmış durumdadır.

Kadınlar üzerinden topluma mesaj

Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri son yılların en yüksek oranlarını göstermektedir. Kadınlar üzerinden topluma şiddet mesajları verilmektedir. Kadınlar teslim alınarak tüm toplum teslim alınmak istenmektedir. Yaşamın her alanında adaletsizlik, eşitsizlik, barış düşmanlığı, her kesimin diğerine düşman olduğu bir toplumsal gerçeklik yaratılmaya ve derinleştirilmeye çalışılmaktadır.

Bu çok bilinçli bir politikadır çünkü Kürt sorunu da, demokrasi ve özgürlükler sorunu da, kadın sorunu da, ekonomik sorun da birbirine bağlı, birbiriyle etkileşim içindedir. Dolayısıyla bu sorunların çözümleri de birbirleriyle ilintili ve bütünlüklüdür. Ayrıştırılamaz. Bu açıdan Türkiye’deki sistemsel kriz ve sorunlara bütünlüklü cevaplar verilmek durumdadır.

Örneğin kadınlar açısından bakacak olursak, kadın sorununa gösterilen duyarlılığın, işsizliğe, şiddete, insan haklarına, Kürt sorununa da aynı biçimde gösterilmesi gerekiyor.  Toplumdaki tüm sorunlar kadınların sorunlarıdır. Toplumdaki her haksızlık, her kötülük birbirini besliyor. Büyütüyor. Kadın yaşamlarımızı direk etkiliyor. O zaman kadın sorunları ile birlikte, toplumsal tüm adaletsizliklere, yanlışlıklara aynı duyarlılık, örgütlülükle karşı koymamız zaruri hale geliyor.

Tespit yapmak kadar çözümü yaratmak

Sorunların çözümü doğru tespitlerle başlar. Demokrasi ve özgürlük güçleri açısından Erdoğan’ın ne yapmak istediğini doğru tahlil etmek önemlidir. Ancak, buna karşı nasıl bir ortak irade, mücadele gücü ve örgütlülük ortaya çıkarılacak?

img_3809Mücadele hangi araç ve yöntemlerle sürdürülecek? Bu sorulara verilecek yanıtlar daha da önemlidir. Bu noktada parçalı duruşlar, etkisiz kalışlar, bireysel olarak kendini kurtarma anlayışı da aşılabilmelidir. Erdoğan rejimi korkular yaratarak, toplumu ve bireyleri sindirerek sonuç almaya çalışıyor. Direnen tek bir insan bırakılmak istenmiyor. Yapılmak istenen bu ama, gerçeğin kendisi farklı. Bu referandum sonuçları bize özgürlük ve demokrasi güçlerinin ortaklaşması ve birlikte mücadelesinin ne kadar hayati bir konu olduğunu çok net bir şekilde gösterdi. Kürdistan’da yıllardır sürdürülen özgürlük mücadelemiz Kürt halkında çok önemli bir politik bilinç ve duruşu ortaya çıkardı. Türkiye’deki devlet ve iktidar güçlerinin baskısı da artık tüm Türkiye toplumunun da kaldıramayacağı bir düzeye geldi. Toplumda ciddi bir öfke ve tepki seli; muhalif bir ruh hali oluştu.

Ortaklaşma zemini daha güçlü

Yani düne göre bugün kadınların, gençlerin, demokrasi güçlerinin, halkların ortaklaşmasının zemini daha güçlü. Bu anlamda birbirimizin sorunlarına karşı daha ilgili ve sorumlu yaklaşabilmeliyiz. Egemen sistemin saldırı yöntemleri ve araçlarını, özel savaş mekanizmalarını, örgütlülüklerini iyi analiz edip buna karşı mücadele yöntemlerini de geliştirip direnişimizi yükseltmeliyiz.  Yaratıcı yöntemlerle sistem saldırılarını boşa çıkarabilmeliyiz. İktidar karşıtı, antikapitalist güçler bu nedenle parçalı, bölük pörçük olan duruş ve tutumlarını bir an önce terkedebilmelidir.

Mücadele anlayış vHAYIR EYLEMIe felsefemiz daha geniş argümanlarla, daha geniş yelpazede amaçlara sahip olabilmelidir. Kadın özgürlük hareketleri, kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri, kadın meclisleri bunu daha fazla yapabilirler. Devlet ve iktidar güçleri baskı ve zulüm politikalarını arttırıyorsa, direniş güçleri de mücadeleyi hem genişletmek hem de derinleştirmek zorundadır.

Türkiye’de devlete ve iktidara karşı gelişen uyanışın, bilinçlenmenin öncülüğünü kadınlar yapmaktadır. AKP-MHP iktidarına karşı 2017 yılında ilk karşı koyuşu 8 Mart’ta kadınlar gösterdi, direnişin öncülüğünü yaptılar. “Hayır” kampanyalarında, eylemliliklerinde kadınlar çok etkili rol oynadılar. Referandum sonrası da AKP’nin seçim hilesi ve zorbalıklarına karşı yine kadınlar itirazlarını yükseltti. Bu açıdan şunu hemen belirtmek gerekir ki, kadınlar Türkiye’de “faşist tek adam rejimine” karşı mücadelenin öncüleri olarak önemli bir rol sahibidirler.

Kadınların ‘HAYIR’ı her yerde

Başta kadınlar olmak üzere, tüm demokrasi güçleri, “tek adam” rejimine karşı olan tüm toplumsal güçlerin tutumu önümüzdeki dönemin karakterini belirleyecektir. Türkiye bir avuç çetenin insafına bırakılırsa toplumu çok daha büyük kaos ve bunalımlar beklemektedir. Bu yüzden demokrasi ve özgürlük güçleri kadınlar, gençler, Aleviler, Kürtler, emekçiler, işsizler, tüm ezilen kesimler ortak bir mücadele duruşu, öz savunma duruşu içinde olabilmelidir. Bugün AKP, MHP çeteleri en başta da özgürleşen kadınlara karşı büyük bir öfke duymaktadırlar. Kendi faşist, egemen yaşam tarzlarını kadını köleleştirerek, eve kapatarak oluşturmak istiyorlar. AKP-MHP ittifakının kadına ilişkin politikaları DAİŞ politikasının ta kendisidir. Kadın tamamen yaşamın dışına atılmak istenmektedir. Kürdistan’da kadınların elde ettiği tüm siyasi ve politik mevzilerin saldırı altında bırakılmasının nedeni de özünde budur; özgür kadının ve toplumun gelişmesinden duydukları endişe ve korkudur.

Bu açıdan kadınların toplumsal özgürlük alanlarının tümünde öncülük temelinde varlık gösterebilmeleri çok önemli olmaktadır. Kadınların yaşamın her alanına dair gelişen sorunlardan, problemlerden kendini sorumlu görmeleri, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin içinde yer almaları, buna öncülük etmeleri faşist tek adam rejiminin yıkılmasının temeli olacaktır.  Kadınların ‘HAYIR’ı sadece referandum sürecine has bir argüman olarak değil; özgürlüğün güçlü, gür sesi olarak toplumun kalbinde ve beyninde yankılanacaktır. Türkiye’de demokrasi ve özgürlüğün kazanması kadınların özgür düşüncesi ve duruşları, ortak mücadelesi ile gelişecektir. Kadın direnişi özgür yaşamı yeniden yaratacaktır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page