Öz güce dayanmadan statü kazanılamaz

KJK Koordinasyon Üyesi Evindar Ararat ile röportaj-Evin ZİLAN

  • 17 Temmuz 2017

EVINDAR ARARAT 1KJK Koordinasyon Üyesi Evindar Ararat, Kürtlerin siyasi statü mücadelesini, bu mücadele ekseninde sağlanması gereken ulusal birliği, KDP gerçeğini ve KDP çizgisinin amaçladıklarını gazetemiz Newaya Jin’a değerlendirdi. Ararat, “Türk devletinin, AKP
hükümetinin temeli Kürt inkarı ve imhası üzerine kurulmuştur. KDP ile şimdilik karşılıklı çıkar temelli ilişkiler söz konusu. Ticari ilişkiler de var ancak şunu çok iyi biliyoruz ki Türk devleti asla Başûrê Kürdistan’ı bir iradi güç ya da komşu ülke olarak görmeyecektir. Rojava karşıtı tutumu gözler önündedir, yine Bakur’da Kürt imhası ve karşıtlığı için tüm devlet imkanlarını seferber etmiştir” diye belirtti. 

Kürt kazanımlarının gün geçtikte arttığı bir dönemdeyiz. Bu kazanımlar dört parça Kürdistan’da siyasi statü ve ulusal birlik için önemli bir zemin sunuyor. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin birçok girişim ve çabasına rağmen bu noktada henüz ciddi bir buluşma yaşanmış değil. Biraz tarihe uzanırsak bu parçalılığı nasıl değerlendirirsiniz?

20. yüzyılda Kürdistan’ın dört parçasında Kürtlerin temel arayış ve mücadelesi, özgür Kürdistan’ın kurulması ve Kürt kimliği temelinde bir yaşamın inşa edilmesini amaçlıyordu. Kürtler bir ulus olarak varoluşunu dünyaya kabul ettirme mücadelesini veriyordu. Ciddi bir mücadele söz konusuydu, fakat öncülükte zayıflıklar yaşanıyordu. Çok fazlasıyla parçalıydılar, bu parçalılık mücadele birliğini engelliyordu. Bu nedenle de Kürtlerin siyasi bir statü kazanma mücadelesi başarıya ulaşamamıştır. İsyan ve direnişler bastırılma ile karşı karşıya kalmıştır. Rojhelat bu kaderi yaşadı, Bakur’da birçok Kürt isyanı yaşandı, Şex Said, İhsan Nuri Paşa ve Seyid Rıza isyanları oldu, ancak bu isyanlar başarıya ulaşamadı. Başûr’da da böyledir. Kürt ve Kürdistan’ın siyasi statü kazanması için mücadele yürütüldü, fakat Enfal ve Halepçe katliamları yapıldı. Rojava ise farklı bir politika ile karşı karşıya kaldı. Bu parçada yaşayan Kürtler, Baas rejiminin asimile politikalarına maruz kaldı ve pasifize edildi. Çelişkisiz bırakıldı; Baas rejimine karşı tarihsel, toplumsal ve siyasi bir çelişki yaşanmadı, buna izin verilmedi. Bu parçada yaşayan Kürtler baskı, zulüm, tutuklama, işkence ve faili meçhul olaylarla karşı karşıya kaldı. Genel olarak dört parça Kürdistan’da da ağır bir asimilasyon politikası süreci devreye girdi. Kürtler dil ve kültürlerinden uzaklaştırıldı. Kendi dili ile kendini ifade edemedi, kimliğine sahip çıkamadı.

21. yüzyıl açısından neler söyleyebilirsiniz, neler değişti…

21. yüzyıl bu noktada her açıdan Kürtler için farklıdır. Çok yönlü eleştirilerimiz olsa da, Başur’da bir özerklik durumu oldu. Tabii ki bir statü söz konusu ancak bu statü dört parçayı kapsayacak, Kürt ulusal bilincini geliştirmeye vesile olan bir statü değildir. Bu nedenle de tüm Kürtdistanlıları kapsadığını söylemek güç. Daha çok parti, aile ve aşiret çıkarı temelinde bir yaklaşım ön plana çıkmaktadır.

Bu yüzyılda Bakurê Kürdistan’da Önder Apo öncülüğünde mücadele ve varolma bilinci gelişti. Özgür Kürt, örgütlü ve varolma iradesini gösteren bilinçli Kürt gerçekliği ortaya çıktı. Önder Apo öncülüğünde özgür Kürt gerçekliğinde bir diriliş, mücadele ve amansız bir örgütlülük gerçeği yaşandı, yaşatılıyor.

Mahabad devriminin lideri Qazi Muhammed’in şehadetinden sonra Rojhelat Kürdistan’ında öncülük misyonunu üstlenecek, öncülük yapacak ve kitleyi harekete geçirecek bir lider ortaya çıkmadı. Elbette askeri ve siyasi olarak birçok oluşum, parti ve örgütlemeye gidildi ancak bu oluşumlar da kendilerini parçalı duruşlardan kurtaramadılar ve birçok Kürt örgüt ve parti birbirilerine karşı durdu. Rojhelat’ın genelinde ortak mücadele yürütme, mücadeleyi birleştirme konusunda ciddi yetersizlikler yaşandı. Bu parçada da Kürt kimliği, kültürü ve dilini koruma amaçlı ciddi çalışmalar yürütüldü ancak Bakurê Kürdistan’da yaşandığı gibi ortak bir irade ve mücadele ortaya çıkmadı. Özgürlük mücadelesi etrafında ise elbette ki çok sayıda kahraman ve yiğit öncü çıktı. Örneğin Şirin Elemhuyi, Ferzad Kemanger, Ferhat ve Ali Haydariyan gibi onlarca yiğit Kürt evladı bu mücadele uğrunda can verdi. Halen cezaevlerinde tüm zor kuşullara rağmen amansız bir mücadele veren onlarca yiğit Kürt öncüsü var. Kendilerini örgütleme, öz irade sahibi kılma ve Kürtlerin yaşayabileceği bir statünün oluşması mücadelesi var, ancak örgütlenme yetersizliği halen aşılmış değildir. Ulusal mücadeleyi geliştirmek için PJAK, KODAR, KJAR, YRK, HPJ olarak bir örgütlemeye gidilmiş ve bu örgütlülüğü demokratik ulus çizgisi temelinde mücadeleye dönüştürme çabasını görebiliyoruz ki bu verdikleri mücadele halk tarafından güçlü bir sahiplenme ile karşılanmıştır.

Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin çıkışı, büyümesi ve bugünkü mücadelesinin dört parça Kürdistan’ı doğrudan etkilediğinden yola çıkarsak, Rojhelat’a yansımaları nasıl oldu?

EVINDAR ARARAT 2Tabii ki PKK hareketinin kırk yıllık mücadelesi Rojhelat mücadelesine ışık tutmuş, aynı zamanda dört parçayı da etkilemiştir. Bu mücadelenin elde ettiği ve bugünlere taşıdığı değerler elbette Rojhelat mücadelesinin gelişimine önemli katkılar sunmuştur. Sadece Rojhelat’ı değil, aynı zamanda Başûr ve Rojava Kürdistanı’nı da etkilemiştir. Tüm bu gelişme ve mücadele ekseninde bugün Kürdistan’ın dört parçasında mücadele yürütülmektedir. En önemlisi de PKK mücadelesinin bugün Kürdistan’ın dört parçasında ulusal bilinç, özgür Kürt kimliği ve bunun iradesini ortaya çıkarmada temel rol oynamış olmasıdır. Köleliğin, işbirlikçiliğin ve halk düşmanlarının yanında duran değil de, sürekli karşı bir duruş ve iradi tutum içerisinde olmayı kendisine esas almıştır. Bu da özgür ve demokratik ulusal çizgisini, özgür Kürt bilincini açığa çıkarmıştır. En önemlisi de Kürt kadınları öncülüğünde özgür Kürt kişiliği ve örgütlülüğü açığa çıkmıştır. Bu mücadele ekseninde yaşanan gelişmeler, Rojhelat’ta gelişen mücadeleyi derinden etkilemiştir. Rojhelat Kürdistanı’nda gerek siyasi mücadele, gerek öz savunma ekseninde gelişen askeri mücadele, aynı zamanda da zindan direnişi, Kürt dilinin gelişmesi ve Kürtlerin bir statüye ulaşmasına dönük ciddi çalışmalar yürütülmektedir. Bu mücadele gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır.

Bir de Başûr gerçeği var. Parçalı yaklaşımın en fazla yaşandığı ve gündeme geldiği parça. Neden böyle? Ulusal birlik karşısındaki direncin sebepleri nelerdir?  

Başûrê Kürdistan daha farklı özelliklere sahip. Gerek parti eksenli parçalı duruşlar ve bununla bağlantılı coğrafyanın parçalı olması; bu durum Başûrê Kürdistan’ı bir kaç parçaya bölmüş durumdadır. Bölgenin bir kısmı YNK ve diğer bölümü ise KDP denetimindedir. Tabii bu iki parti dışında da farklı küçük partiler ve oluşumlar da var. Bu partiler de nerdeyse her biri bir kasabayı bir küçük şehiri yönetmekte, hakimiyetini sağlama çabaları içerisindedir. Ortak mücadele, örgütlenme alanları yaratma, ulusal birlik temelinde bir çaba ve yaklaşım yoktur. Özgür, özerk Kürdistan eksenli bir yaklaşım ve mücadele söz konusu değildir. Tevgera Azadî ve kadın hareketi RJAK ve diğer Kürt partilerin mücadeleyi ulusal birlik temelinde geliştirme ve demokratik eksenli bir politika yürütme konusunda elbette bir çaba ve çalışmaları söz konusudur. Fakat bu mücadele yeterli olamıyor, tüm halka mal edilmesi konusunda yetersiz kalınıyor. Halk, Başûr’da varolan parçalı yaklaşımlar içerisinde boğulmaktadır. Örneğin bölge başkanlığı döneminin sona ermesine rağmen, kaç yıldır yeniden değişime gidilemiyor. Yine halk tarafından seçilen parlemento işlevsiz durumdadır.  Aslında fiilen parlemento fesedilmiştir. Parlemento başkanı parlementoyu toplayamayacak durumdadır. Başûr’da halkın çıkarını esas alan bir yaklaşım yerine, parti çıkarları her zaman ön plana çıkmıştır.

Başûr’da ciddi bir ekonomik ve siyasi kriz var. Yine toplum birçok sorun ile karşı karşı bırakılmıştır. En önemlisi de Türkiye, İran, Irak ve bölge siyaseti direk bu parçayı doğrudan etkiliyor. Ne vakit Başûr’da siyasi ve ekonomik sorunlar yoğunluk kazansa, KDP hareketi ve başkanı Mesud Barzani, Kürdistan bağımsızlığı referandumunu gündeme taşıyor. Amaç toplum ve Başûr siyasetinde var olan sorun ve krizin üstünü kapatmaktır. Hedef toplumu bir bütünen pasifize etmektir.

Bağımsız Kürdistan söyleminin hemen yanında Başûr topraklarını Türk devletinin işgaline açan bir siyaset de güdülüyor… 

Evet, bu derin bir çelişkidir. Barzani bir yandan Kürdistan bağımsızlığından söz ederken, diğer yandan Başûrê Kürdistan’ın birçok noktası Türk devleti tarafından istila edilmiş durumdadır. Yine diğer parçalara dönük istila amaçlı saldırıları söz konusu. Başûr’da Türk devletinin yerleştiği, askeri alan olarak kullandığı birçok askeri alan mevcut ve bu sayı gün geçtikçe artmaktadır. Örneğin Başika, Bamerni, Amediye vb. yerlerde Türkler’e ait üsler vardır. Yine TC istihbaratı neredeyse Başûrê Kürdistan’ın birçok mekanizması içerisinde rahatlıkla hareket etmektedir. Bunun kaynağında PKK karşıtlığı vardır. Türk devleti “siz PKK’ye karşı mücadelede bizimle olun, karşıt bir tavır içerisinde olun, PKK Başûr ve Rojava da zayıflansın, belki biz de ileride Başûr’da bir Kürt devletine sıcak bakarız” diyor. Ancak bu bir hikayeden başka bir şey değildir.

Kürt varlığına yeminli bir Türk devleti var. Fakat ‘bağımsız Kürdistan’ söylemine yaslanan bir KDP gerçeği var. Ve bu iki güç arasındaki yakın bir ilişki ve alış verişi göz önünde bulundurursak; Barzani ailesi ve KDP çizgisi neyi amaçlıyor?  

Türk devletinin, AKP hükümetinin temeli Kürt inkarı ve imhası üzerine kurulmuştur. KDP ile şimdilik karşılıklı çıkar temelli ilişkiler söz konusu. Ticari ilişkiler de var ancak şunu çok iyi biliyoruz ki Türk devleti asla Başûrê Kürdistan’ı bir iradi güç ya da komşu ülke olarak görmeyecektir. Rojava karşıtı tutumu gözler önündedir, yine Bakur’da Kürt imhası ve karşıtlığı için tüm devlet imkanlarını seferber etmiştir. Bu saldırılarla, Rojava ve Bakur’da gelişen mücadele ve kazanımlar tasfiye edilmek isteniyor. Bütün bu Kürt karşıtı tutuma rağmen, nasıl olur da bir Kürt varlığını kabul edecek. AKP’nin yürüttüğü politika, kandırma ve oyalama politikasıdır. Türkiye ve dış güçlerin sergiledikleri tutum “ne kadar PKK, Kürt karşıtı bir yaklaşım sergilersen o kadar seninle oluruz” tutumudur. “Kürt halkını ne kadar güçsüz kılar ve işbirlikçi bir tutum içerisinde olursan o kadar tanınırsın” politikası yürütülüyor. Bu ilişkiler her zaman özgür Kürt mücadelesine karşı işbirlikçi tutum içerisinde olarak gelişmektedir. Ne kadar PKK karşıtı bir yaklaşım içerisinde olursan o kadar seni tanır. Tek şartları bu. Başûrê Kürdistan bu egemen güçler tarafından siyasi, toplumsal, ekonomik olarak işgal edilmiş durumdadır. Bütün bu gerçeklikler var iken nasıl bağımsız bir Kürdistan kurabilir, bunun garantisi nedir? Ne siyasi, ne ekonomik ne de askeri anlamda bunun garantisi yoktur. Bu noktada çok ciddi bir kendini kandırma söz konusudur. Kendi öz gücüne dayanmadan, birliğini sağlamadan ve Kürtler dört parçada bir çözüm iradesini ortaya çıkarmadan bunun mümkün olmayacağını çok iyi bilmek durumundalar. Diğer parçaları hesaba katmadan tek parçada çözüm arayışı içerisinde olmak beyhudedir. Bu nedenle Başûr halkımız bu tür politikalara karşı çok duyarlı yaklaşmalıdır. PKK karşıtı yaklaşım hiç bir zaman başarılı olamadı, bundan böyle de başarılı olamayacaktır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page