‘Önce inanmak gerekiyor’

Nilay EGELİ

  • 19 Mayıs 2017

Eşbaşkanlık sistemi Kürt Özgürlük Hareketi’nin, Kürt kadınlarının yürüttüğü özgürlük mücadelesinin hem bir sonucu hem de ideolojik ve felsefik bir yaklaşımını ifade ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın perspektifi ardından önce KCK’de ardından peyderpey özgürlük hareketinin etkilediği
RUKEN OGUR 1tüm alanlarda hayata geçirilen eşbaşkanlık sistemi gerçekten de Öcalan’ın “kadın ve erkek özgürlüğünü muazzam çözen bir şey” sözünde olduğu gibi toplumsal değişimin ete kemiğe büründüğü bir sistem olarak mı algılanıyor, yoksa sadece yönetim düzeyindeki bir işbölümü olarak mı görülüyor ya da daha kötüsü kağıt üzerinde mi kalıyor ? Sanırız buna yanıtı en iyi muhatapları verebilir diyerek Paris’te bir kadın eşbaşkana konuk oluyoruz.

Ruken Oğur, 33 yaşında. Paris’in Drancy banliyösünde Demokratik Kürt Demokratik Toplum Merkezi’nde iki dönem (2015-2017 yılları arasında) Halk Meclisi eşbaşkanlığı görevini yürüttü. Geçtiğimiz Mart ayında yapılan kongre ile bayrağı bir başka kadın arkadaşına devretti. Şimdi hem Drancy Zin Kadın Meclisi sözcülüğünü yürütüyor hem de halk meclisinin barış uzlaşı komisyonunda toplumsal sorunların çözümünde, geçmiş dönemin tecrübeleriyle birlikte rol oynuyor. Ruken Oğur, kadınların birçoğunun öne sürdüğü gerekçeyi pratikte boşa çıkarmış, hamileyken de sonrasında ufak bebeğiyle de meclis eşbaşkanlığı görevini yürütmeyi başarmış. Gerisini ondan dinleyelim…

Drancy Halk Meclisi’nde iki dönem eşbaşkanlık görevini geride bıraktın. İlk süreçten başlayalım. Göreve başladığında kafandaki eşbaşkanlık algısı neydi, bunu bir sistem olarak algılama durumu var mıydı?

Doğrusunu söylemek gerekirse Halk Meclisi Eşbaşkanlığı görevine seçilmeden önce mecliste bile yer almamıştım. Böyle bir çalışmada yeniydim. Meclis’in önemi, işlevi ya da eşbaşkanlığın kapsamı vs konusunda çok da bilgi sahibi değildim. “Yaptıkça, işin içine girdikçe öğrenirsin” diyerek cesaret verdi Meclis’teki arkadaşlar. Özellikle de kadınların büyük desteğini aldığımı belirtmeliyim. Elbette en genel çerçevede bu sistemden haberdardım. Sonuçta hareketimiz bunu yıllardır tartışıyordu; hem ülkede hem Avrupa’da zaten örnekleri vardı, büyük bir sorumluluk aldığımın farkındaydım. Ama bundan da gurur duydum. Kişi olarak hangimiz bu onurlu sorumluluğu omuzladı belki o çok önemli değil ancak, özellikle genç bir kadın arkadaşın böyle bir göreve aday olması Drancy yurtsever ortamında da kadın-erkek birçok kesimden destek gördü. Ailem de bu konuda büyük destek oldu. En başta da eşim….

Şunu belirtmek istiyorum özellikle, önce inanmak gerekiyor. Bu sistemin başarısına, kadının da erkekle her alanda temsil gücü olabileceğine, birşeyleri değiştirebileceğine inanmak gerekiyor. En başta da kadınlar bu konuda kendine, kendi cinsine güvenir ve inanırsa gerisi geliyor.

Peki eşbaşkanlık sistemi sadece 2 kişinin yönetim temsiliyetini aşarak Meclis’e ne kadar sirayet ediyor, oraya nasıl yansıyor ? Mesela Drancy Halk Meclisi’nde kadın temsiliyeti ne oranda? 

RUKEN OGUR 2Geçen yıl 56 kişilik bir meclis oluşumunda diyebiliriz ki meclisin 3’te 1’i kadınlardan oluştu. Gönül isterdi ki eşit temsiliyet olsun. Ama olmadı.

Neden, engel ne? 

Kadınlar çok aday olmuyor. Kendilerinden çok eşlerinin orada (Meclislerde…) yer almasıyla yetiniyor. Bu konuda çok fazla geleneksel rollere, kadın olmanın getirdiği sorumluluklara sığınma var. Gerekçeler çok fazla. İşte “çocuklarım var, ev işleri var, zamanım hiç olmuyor, zaten eşim gereğini yapıyor vs” gibi söylemler olabiliyor. Bunun payı var. Bir de kadınlar eylemlere katılımı daha fazla esas alıyorlar. Hala toplumsal bir sistem olarak görme, kendi sistemi olarak görmede zayıflık var. Bu bir süreç gerektiriyor. Bu konuda daha fazla anlatmak ve içselleştirmek gerekiyor.

Kadınların meclise ilgisi nasıl, hem genel Meclis hem de Kadın Meclisi’ni bir irade olarak görüyorlar mı?

Ne çok idealize etmek ne de çok kara bir tablo çizmek doğru olmaz. Meclisimizin tüm komisyonlarında kadın arkadaşlar yer alıyor. Drancy için şunu söylesek yanlış olmaz. Kadın arkadaşlar Kürt halkının kaderini ilgilendiren tüm eylem ve etkinliklerde kesinlikle öncüdürler. Drancy bölgesini biraz harekete geçiren pozisyondalar. Düşmanın zulmünü görmüş, çok bedel ödemiş analarımız var, özellikle Paris kitlesinin de Avrupa kitlesinin de yakından tanıdığı analarımız. Onların emeğini, rolünü özellikle belirtmek istiyorum. Sadece onlar değil, derneğimizin diğer etkinliklerinde de öyledirler. Drancy bölgesindeki kadın arkadaşlar olarak güçlü katılmaya çalışıyoruz ama yine de yeterli görmüyoruz.

Şu anda barış uzlaşma komisyonunda yer alıyorum. Şunu diyebilirim ki çok sayıda sorun bize intikal etmiş durumda. Çözmek için uğraş veriyoruz. Ama şu anlaşılıyor ki, Özgürlük Hareketi’nin verdiği bir bilinç ve kültür var. Fakat sistemimizi yedirmede alacağımız mesafe de var. Bazı sorunlara çözüm bulduğumuz gibi, bazılarında da erkek egemenlikli sistemin dayatmalarını görüyoruz.

Peki eşbaşkanlığın topluma yansıması nasıl oldu. Meclis üyelerinin her biri kendisinden bağımsız mı ele alıyor eşbaşkanlığı? Yani bu salt 2 kişiye indirgenmiş bir yönetim biçimi olarak mı görülüyor yoksa yaşamın tümüne yayılmış bir ideolojik felsefik yaklaşım mı? 

RUKEN OGUR 3Şurası kesin. Sadece meclis eşbaşkanlığı ile değil genel olarak özgürlük hareketinin bu modeliyle birlikte kadınların katılımı daha fazla oldu. Yani özgürlük hareketinin kadın çizgisi zaten bunu gerektiriyordu. Ama eşbaşkanlıkla daha fazla oldu. Ancak eşbaşkanlık denilince daha çok yönetimdeki arkadaşlar gibi anlaşılıyor.

İki yıl öncesine baktığında nasıl bir ilerleme görüyorsun?

 Kadının olduğu her yerde sadece o kadınlarda değil, erkekte de bir değişim oluyor. Bu gözle görülen bir şey. Erkeklerin kendi arasındaki ilişkilerde bile bir farklılığa yol açıyor. Bir kültür oluşturuyor. Bunu yavaş yavaş eve taşıyor.

Mesela nasıl, senin eşbaşkanlığın eve nasıl yansıdı?

Eşim de Meclis üyesi. Belki o mecliste olmasaydı ya da ben olmasaydım birbirimizi anlamamız belki daha zor olabilirdi. Özgür eş yaşam nedir, nasıl örnek olabiliriz bunun çabasını vermeye çalışıyoruz. İkimizin de aktif çalışmasıyla kaynanam da daha aktif rol aldı, amcam da, ailenin tümü daha aktif oldu. Eskiden sadece belki yürüyüşlere katılıyorduk ancak şimdi tüm aile, mecliste ne gibi sorumluluğumuz varsa yerine getirmeye çalışıyoruz. İkinci çocuğum ben eşbaşkanlık görevini yürütürken dünyaya geldi. Kadın ya da erkek birçok kişide “hamiledir, nasıl yapacak” gibi bir yaklaşım vardı. Doğum yapana kadar da meclis görevlerinden geri durmadım. Sonrasında toplantılarda ve meclis çalışmalarında çocuklarımla yer aldım. Kimi zaman ben toplantılara katıldım eşim çocuklarımla zaman geçirdi. Bunu özellikle söylemek istiyorum, ben yokum diye eşim çocuklara baktı değil, kendi çocuğuna zaman ayırdı.

Kadınlardan şunu çok sık duyuyoruz; “çocuklarım ufak yapamam, istesem de bu çocuklarla adım atamam” gibi. Şu çok net; bahane ararsak, çocuk var dersek, işlerimizin bitmesini beklersek, kadın evden çıkamaz. Eşbaşkanlıkla birlikte kadına yüklenen geleneksel rollerden sıyrılma mücadelesini verdim. Belki ev gezmelerim azaldı, ama vicdanım rahatladı. En önemlisi dedikodu kültüründen koptum. Eskiden en ufak ailevi sorunu kafaya takardım ama şimdi daha önemli özgürlük problemleriyle karşı karşıyayız. Ufkum genişledi yani. Belki hep gelişmeleri izliyorduk ama eşbaşkanlıkla birlikte gittiğim her toplantı bana bir eğitim oldu, onlarla hayatın daha önemli yanlarının farkına vardım.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page