Nerdense ordan…

Vildan Dirik

  • 18 Mart 2017

HAYIR DIYELIMHalkların  tecrübesi olayların sonuçlarını felsefik cümlelerle ortak bellek haline dönüştürmeyi başarmıştır. Her duruma, her olaya, her durumun ve olayın sonuçlarına uygun  anlatımlar ve çıkarılması gereken dersler özlü sözlerle ifadesini bulmuştur. Halkların belleği  güçlü bir savunma mekanizmasına sahip olmalı ki bu özlü sözler asırlar boyu nesilden nesile unutulmadan geçmiştir. Zorlandığımızda sarıldığımız  halk felsefesinin bu fantastik cümlelerini kullanmadan edemediğimiz, anlatımlarımızı renklendirdiğimiz ve güçlendirdiğimiz dayanaklarımızdır. Bu yazıda sıkça kullanmak istediğim bu özlü sözler içinden geçtiğimiz süreci daha iyi kavramamız ve yorumlamamıza farklı bir perspektif de sunacaklardır.

1-“Nerden inceldiyse ordan kırılsın”

Bu söz, artık kopma aşamasına gelmiş durumlar ve ilişkiler için kullanır ve bir şey sürdürülemeyecek duruma gelmişse , tam da o noktada sona ermesi gerektiğini ifade eder ve eğer birşeyler bitsin istenmiyorsa, bu zayıflamış yerleri güçlendirmekle işe başlamak gerekir. Bu kırılmanın hızlanmasını isteyenler ise işte bu en zayıf noktayı darbeleyerek süreci hızlandırırlar.

Bu durumu siyasete ve güncele uyarlayarak ifade edecek olursak, AKP faşist rejimi ve önceki tüm anti demokratik devlet yapılanmaları politikalarını zayıf noktaları darbelemeye yönelik yürütmektedirler. Zayıflıklar ve kırılma noktaları incelikle ele alınmakta ve bu noktalara vurucu darbeler yapılmaktadır. Nedir bu noktalar diye bakacak olursak, bunlar; mezhepler, dini ve etnik farklılıklar ve de siyasi ayrılıklardır. O halde buna karşı geliştirilmesi gereken tutum tüm bu ayrılık ve farklılıkları zenginlik olarak görüp, zayıflatılmış ve koparılmaya çalışılan ilişkileri güçlendirmek olmalıdır. Yani Faşizm nereyi zayıflatmak istiyorsa işte orası güçlendirilmelidir. Kısacası “Nerde birlik, orda dirlik.”

2- “Aç kurt aslana saldırır”

1-MANSETFaşizmin korktuğu şey halkların ayağa kalkması, isyan etmesidir. En korktuğu şey ise halkların örgütlü bir güce dönüşmesidir. Örgütlü olan bir halk karşısında faşizmin hiç bir zaman şansı olmamıştır. Bunu bildiği için de hegemonyasının devamı  için tehlike olarak gördüğü halka acımazsızca ve sistemli olarak saldırmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyecektir. İktidarın tüm olanaklarını kullanarak öncelikle halkı biat etmeye, iradesizleştirmeye, ekonomik, sosyal ve siyasal olarak eritmeye çalışan despotik yönetimler, bunun karşısında duran ya da durması muhtemel olan muhalif tüm sesleri kesmek ve ezmek için her yöntemi denerler. Yükselen direniş ve mücadele karşısında azgınlaşıp, bastırma yöntemlerinin en barbar ve vahşi halini devreye koyarlar. Bu her zaman böyledir. Direnç ne kadar güçlüyse, dirence yönelik baskı da o denli artar. Ancak öyle bir zaman gelirki, direnenler birleşir, aslanlaşır. İşte o zaman aç kurt karşısındaki gücün büyüklüğünü farkedemeyerek salt açlık dürtüsü ile kendini aslanın pençelerinde bulur. İşte bu yüzdendir aç kurdun aslana saldırması. Ve işte bu yüzden gereklidir en korkulan güçlerin bir arada ve dayanışma içerisinde olması gerekliliği. Kısacası “nerde birlik, orda dirlik“

3- “İt ite havlamaz”

En korkulan muhalif güç halktır ve ondan sonrada halkın yanında, halkın sesi, kulağı ve gözü olan medyadır. Medyanın gücü ve önemi herkesçe  ama en çok da faşizm tarafından bilinmektedir. Bu yüzden basın ve görsel yayın şirketleri ele geçirilmekte, denetim altına alınmakta ve günümüz deyimiyle, “yandaş” yapılmaktadır. Kendisine sadık bir köpek haline getirdiği yandaş medya  elbette sahibine havlamayacaktır. Halk bu medya kuruluşları aracılığı ile, sadece iktidarın izin verdiği kadarını bilmekte, seviyesiz, cinsiyetçi ve din sömürüsü yapan yayınlarla bilinci köreltilip, yozlaştırılmaktadır. Öte yandan muhalif tüm basın ve yayın organları ya sansürlenmekte, ya kapatılmakta ya da çalışanları cezaevlerine gönderilmektedir. Muhalif medyanın halk tarafından sahiplenilmesi bu açıdan oldukça önemli olmaktadır. Kısacası bir kez daha “nerde birlik, orda dirlik” olacaktır.

4- “Akıl akıldan üstündür”

Son olarak toplumların aklına değinelim. ‘Herkesin aklı kendine’ deriz, kızınca. Ama öyleleri vardır ki onların aklına çok güveniriz, söylediklerini dikkate alırız ve onlardan öğreniriz. Onlar toplumun aklıdırlar. Akademisyenler, araştırmacılar, yazarlar ve sanatçılar. Potansiyel tehlikedirler iktidarlar için, faşizm için. Ne kadar susarlarsa o kadar iyidir. Susmazlarsa kendileri bilirler. Ya ölürler, ya sürülürler ya da zindanlarda çürürler. Susanları HAYIR DIYEN KADINLARsahibinin sesi olur, susmayanları ise halkın sesi ve halkın aklı olur. Susmayanlar bilirler ki akıllarını halka borçludurlar. Burda bir kez daha ortak aklın değeri ve güçlendirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak; faşizme karşı tüm  mücadele süreçlerinde olduğu gibi AKP- Erdoğan diktatörlüğünün dayattığı sistemi onaylama süreci olan Referandum sürecinde de yapılması gereken yukarda saydığımız faşizan yönelimlere karşı doğru ve yerinde yöntemlerle mücadele etmektir. Saldırılan her mevziyi  ve zayıflatılmış tüm noktaları güçlendirmek, sahiplenmek, halk, siyaset, medya ve akıl olarak bir bütünen direnişe geçmek kaçınılmazdır. Saldırı nereye ise mücadele ordan yükseltilmelidir. ‘Nerdense ordan’ diyerek  tüm baskı, sindirme, inkar ve imha politikalarına, tek adam rejimine, tek bayrak, tek millet, tek vatan diyerek çoğulculuğu  katleden AKP-Erdoğan faşizmine, ötekileştirilmeye, cinsiyetçiliğe, dinciliğe ve milliyetçiliğe hep birlikte HAYIR denmelidir. Tüm ayrılıkları ve farklılıkları HAYIR’lı bir noktada buluşturmak faşizme vereceğimiz en güzel cevap olacaktır. Ne diyelim, halkın deyimiyle ‘HAYIR’lı olsun’ diyelim.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page