Mor günler ve özgür kahkahalar

Rojda Yıldırım

  • 18 Nisan 2017

MILES DE PERSONAS RECLAMAN EN VITORIA ACCIONES CONTRA LA VIOLENCIA MACHISTA“Her günümüz böyle olsa” dedirten bir 8 Mart gününü daha geride bıraktık. İsviçre’de merkezi kadın yürüyüşünün yapıldığı Zürih’teydik. Otuzu aşkın kadın kurum ve örgütünün birlikte organize ettiği yürüyüş son yıllarda görebildiğim en renkli, en hareketli, hatta bizzat pratikte kadına dönük şiddetin ve öz savunmanın yaşandığı bir 8 Mart oldu desek abartılı olmayacaktır.

Karma yaptığımız birçok yürüyüş ve miting gibi etkinliklerle aradaki farkı sorduğumda birçok kadın “karma yürüyüşlerde bir şekilde kendimizi sınırlandırıyoruz. İçimizden geldiği gibi hareket edemiyoruz. Ama kadın yürüyüşlerinde biz biz olarak yansıyoruz” diyorlar. Bu gözlemi söylettiren ise yürüyüş boyunca sadece kadınların renkli kıyafetleri değildi elbette. Yüzlerine, suratlarına boyadıkları feminist işaretler, mor kıyafetler, yürürken bir çok kadının dans etmesi ve istedikleri kadar bağırmaları, seslerini ve kahkahalarını özgür bırakmalarıydı. “Kim ne der” kaygısına kapılmadan, kadınların işte o gün kendileri, yani bir nevi tam da “xwebun” olmaları günün anlamına da denkti. Kadınlar kol kola girip hoplayıp zıplarken yıl boyunca biriktirdikleri iltifatlarını da birbirine yapmaktan geri durmadılar. “İşte kadın güzelliği budur” dedirten cinsten karelerle doluydu her an.

Tabii bunlarla da sınırlı değildi renklilik. Feministler, Sosyalistler, Anarşistler, Ekolojistler, sol demokratik yapılar, Kürt Kadın Hareketi ve Latinli kadınlar… Dünyanın küçük bir protipi işte. Rengarenk kadın manzaraları. En önde siyah giyinen, yüzleri kapalı ve kendilerine “öz savunma gücü” diyen Anarşist kadınlar vardı. Tabii onların görevi “özel”… Yürüyüş güzergahı boyunca gördükleri her duvara sloganlar yazdılar. Onların bu pratik yeteneklerine hayran kalmamak elde değil. Hazır kalıplar ve boyalarla bir dakikayı bile almayan bir pratiklikle neredeyse her tarafı kadın sloganlarıyla doldurdular. Yürüdüğümüz her sokakta kadının imzasını bıraktılar.

Anarşist kadınların en coşkulu olan etkinlikleri ise güzergah içinde durduğumuzda ani bir çeviklikle binaya tırmanmaları, erkek egemen faşizmini anlatan kısa bir pandominle birlikte astıkları dev pankart oldu. Yazılanlar görülünce yoğun bir alkış ve zılgıt tufanı koptu. RojavaIMG_7419 devriminin selamlandığı pankart bir binaya asıldı ve yola devam edildi.

Kadın yürüyüşü olur da aksiyonsuz olur mu? Olmadı tabii… Zürih’in en işlek ve kalabalık bir sokağından geçerken aniden bir binanın üst tarafından üzerimize su döküldü. Kadın yürüyüşü o an durdu. Binanının penceresinden üzerimize saldıran bir kadın ve erkek başlarını uzatıp saldırılarına sözlü devam ettiler. Tabii kadınlar da boş durmadı. Binanın önünde yarım saat oturma eylemi yapıldı. Cinsiyetçilik ve ırkçılık kınandı. Bir ara öz savunma gücü binaya girmek istedi. Gel gör ki kapı çeliktendi. Ne yapıldıysa da binaya girilemedi. Derdimiz, saldıran çifte kadınlar adına bir çift laf söylemekti. Maalesef olmadı. Ama unutamayacakları başka birşey yapıldı. Oturdukları bina boydan boya cinsiyetçilikle ilgili yazılamalarla kapatıldı. Silmek için epey uğraşmış olmaları gerekiyor.

Zürih’in en ünlü sokağı yani Langstrasse’ye geldiğimizde ise kadınlarda olağanüstü bir hareketlilik başladı. Bu sokak özel olarak seçilmişti. Ünü ise fuhuşun yapıldığı, onların deyimiyle “genelevler (genelev ne demekse) sokağıydı.” Her yıl bu sokakta olay çıkıyormuş. Çünkü kadınlar bu “evlere” dönük öz savunma pozisyonuna geçerek binayı hedefliyor, kadın sömürüsü protesto ediliyor. Kadınlar ellerinde ne kadar boya varsa  binaya fırlattı. Bina boydan boya farklı renklerle başka bir şekle dönüştürüldü. Camları kırıldı. Duvarlara yazılamalar yapıldı. Kadınların yoğun öfkesi ve sloganları “karşı tarafta” geçici bir gerginliğe dönüşse de yolumuza devam ettik…

Yürüyüşçüler olarak merkez istasyona vardığımızda ise ortam birdenbire yine hareketlendi. Bir erkek durduğu yerden biz kadınlara küfretti. Tabii ilk duyan kadınlar boş durmadı. Yapan kişiyi yakaladıkları gibi “şiddetli” bir şekilde fırlattılar. Eminim o fırlatmadan sonra bir daha kadınlara küfretmemesi gerektiğini anlamıştır…

IMG_7413Yol güzergahı boyunca bu tarz irili ufaklı olaylar yaşadık. Bunlar bir kez daha kadın yürüyüşüne karşı tahammülsüzlüğün ne boyutta olduğunu gösterdi. Ama öz savunmanın da hayatın her alanında önemini de tekrardan hatırlattı.

Yine en çok dikkatimi çeken diğer bir nokta ise  “jin jiyan azadî” sloganının artık herkesçe biliniyor olmasıydı. Şaşırtıcı bir şekilde bu Kürtçe slogan İsviçreliler tarafından da rahatça söyleniyor, hatta çoğu kez sloganı onlar attırıyordu. Dünya Kadın Yürüyüşü’nde de aynı duyguyu yaşamıştım. “Jin jiyan azadî” artık evrensel karakter kazanan bir kadın sloganına dönüşmektedir. Bu oldukça sevindirici….

Ya bizim analar… O kadar rahattılar ki… Birçok kadının yanağında resmettikleri feminist işareti “ille bize de yapacaksınız” deyince hepsinin yüzlerini boyadık. Öyle güzellerdi ki, tutabilene aşk olsun… Hele bir dans etmeleri vardı görmeye değerdi.

Bir 8 Mart günümüz daha yoğun sloganlar, erkek egemen faşizmine karşı öfkeyle ve mücadele azmiyle bitti. Tabii Erdoğan’ı unutmadık. Onsuz da olmazdı 8 Mart. Bol soslu mor sloganlar eşliğinde milyonlarca kez “Na-hayır” dedik. Kadın güzelliğinin yanında çirkinliğin payına da Erdoğan düştü…

Zürih’ten Türkiye ve Kürdistan’da yapılan görkemli yürüyüşlere, dünyanın her tarafında Trump şahsında yükselen erkek egemen faşizmine karşı sokaklara dökülen milyonlarca kadına “başkaldırı ve özgürlük” diyerek ayrıldık…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page