Moden zamanın idam yöntemi: TECRİT!

Ebru GÜNAY

  • 22 Ekim 2017

IRAQ-KURDISH-PKK-OCALAN-DEMOİmralı sistemi, Öcalan şahsında özgür Kürtlüğün, özgürlük iradesinin bastırılmak ve teslim alınmak istendiği bir işkence sisteminin adıdır. Sn. Öcalan buna karşı direnmekte özgürlük iradesini İmralı işkence rejimi koşullarında bile, kapitalist dünya sistemi tanrılarına teslim etmemektedir.

Tarih 9 Ekim 1998’i gösterdiğinde milyonların, hatta koca bir coğrafyanın kaderini etkileyecek bir yolculuk başlayacaktı. Her yolculuk öncesi olduğu gibi, başlamadan önce karar verilmeli ve yolculuğun yönü belirlenmeliydi. Kuşkusuz zor bir karar olsa gerek; bir tarafta yaklaşık 20 yıllık bir emek, diğer tarafta ise Kürt Halkı ve Ortadoğu toplumu için kördüğüm haline gelen sorunun çözümünde gerekli olan stratejik ve köklü çözüm arayışları. Nihayetinde Atina, Moskova, Roma ve tekrar Atina üzeri Kenya-Nairobi ve 15 Şubat 1999’da İmralı adasında sonuçlanan bir yolculuk başlayacaktı. Daha sonra kendisinin de ifade ettiği üzere “İmralı’ya getirilişim, hegemonik sistemin, ABD ve AB’nin önderlik ettiği Kapitalist Modernite Sisteminin gücüyle gerçekleştirildi. Daha da önemlisi, meşru güçlerini ve hukuki yolları kullanarak değil, meşru olmayan ve hukuk dışı bir yolla, sistemin ortak askeri örgütü NATO’nun gayri nizami ve yasadışı çalışan örgütü Gladio’nun büyük bir operasyonuyla İmralı’ya getirildim.”

Bu yolculuğu belirleyen kapitalist sistemin aktörlerini bir araya getiren siyasal dinamikler de önemli. Ortadoğu’da halklar için çözümler yaratan ve daha da önemlisi egemenlerin oyunlarını bozan bir hareket ve onun lideri Sn. Öcalan kapitalist sistemi rahatsız ediyordu. Kendi ifadesiyle “oyunu bozuyor”du. Kapitalist sistem için Sn. Öcalan’ın Ortadoğu’dan çıkarılmış olması yeterli değildi. Toplumla tümden bağı koparılmalı, geliştirdiği ve çabasını yürüttüğü özgürlük felsefesi hayat bulmamalıydı. Çünkü onun şahsında gelişen özgür kürtlük bilinciydi. Özgürlük ise kapitalist sistem için en büyük tehlikeydi. Bu nedenle de geliştirilen İmralı tecrit sistemi bu komplonun ve saldırının yeni biçimi oldu. İmralı sistemi hukuk ve yasadışı gizli anlaşmalar ve korsanca kaçırma üzerine kuruldu. Devam eden süreçte de cezaevi koşulları ve uygulanan politikaların belirlenmesinde de ABD, AB ve Türkiye ortaklaşa hareket etmeye devam etti. Öcalan bu konuda “Ben Türkiye’den ziyade kapitalist dünya sisteminin mahkûmuyum” demiştir.

“Tabutlukta yaşam”

Bilindiği üzere İmralı ada cezaevi, geçmişten günümüze siyasal kimliği veya muhalif özelliği ağır basan şahsiyetlerin idam edildiği, tecrit edildiği bir mekân olarak kullanılmıştır. İmralı sürecinin başında Sn. Öcalan’ın da idEBRU-TECRIT2am tartışmaları bu tarihsellikten bağımsız değildir. Ancak tecrit sistemi, zamana yayarak çürütme, modern zamanın idam yöntemi oldu. İdam nasıl ki fiziken imhayı hedefliyorsa, tecrit de dış dünya ile olan bütün bağlarını kopararak, içselleştirme ve unutturma temelinde manevi imhayı hedefliyordu. Kısacası Öcalan’a göre ikisi de idamdır, sadece yöntem farklıdır; “Bir adada tek kişilik bir hücrede dış dünya ile bağı koparılmış halde yaşamak bir tabuta canlı konulmak gibi bir şeydir, buna tabutlukta yaşam dedim. Zaten bu tabutluk gibi hücremde nefes almakta bile zorlanıyorum.  Nasıl bir idam mahkûmu asılma sırasında son nefesini vermeden önce çırpınır, üç dakika sonra ölürse, burada bana uygulanan yöntemle bu üç dakikalık ölümü zamana yayarak gerçekleştirmek istiyorlar.”

Korsanca kaçırma üzerine kurulan İmralı cezaevi hukuk ve yasaların nüfuz etmediği, baskı, tecrit, işkence ile siyasi muhalifinin iradesini kırma ve kendi çizgisine çekme esasına dayalı ilk Guantanamo tipi cezaevi olarak uygulamaya konuldu. Esasında İmralı adası; hukuk sisteminin merkezine insan hak ve özgürlüklerini aldığını iddia eden Avrupa hukuk sisteminin Guantanamo’su niteliğindedir. Bu nedenle de İmralı cezaevi her dönem hukuki denetime kapalı bir alan olarak kaldı. Kuşkusuz İmralı tecrit sistemi açısından son bir yıllık süreç ayrı bir öneme sahiptir. Darbe mekaniğinin devreye girmesiyle beraber adayla olan her türlü iletişim, ziyaret, yazışma OHAL sürecince yasaklanmıştır. Bu aslında aynı zamanda şu demekti; 18 yıllık fiili OHAL uygulamalarına yasal kılıf bulmaktı. Ancak bulunan bu yasal kılıfın kendisi bile yasadışıydı.

Sn. Öcalan özgürlük iradesini tanrılara teslim etmemekte

Bu temelde kurulan İmralı sistemi, Öcalan şahsında özgür Kürtlüğün, özgürlük iradesinin bastırılmak ve teslim alınmak istendiği bir işkence sisteminin adıdır. Sn. Öcalan buna karşı direnmekte özgürlükEBRU-TECRIT3 iradesini İmralı işkence rejimi koşullarında bile kapitalist dünya sistemi tanrılarına teslim etmemektedir. Aksine bu süreçte geliştirdiği savunmalarıyla bu iradeyi daha güçlü ideolojik ve politik donanıma kavuşturdu. Bulunduğu her ortamı her koşulu tüm olumsuzluklara rağmen özgürlükler alanına çevirmeye çalışması, hakikat ve özgürlük arayışı egemenlerin komplosunu ve tasfiye planlarını boşa çıkaracak en temel silahı oldu. Öcalan ve Kürt halkı ve Kürt gerçekliği arasında bağ ve en önemlisi özgürlük diyalektiği çok önemlidir. Bu özgürlük diyalektiğidir ki birçok yönelimi ve komployu boşa çıkardı. Tam da bu nedenle “trajik tarihin bir ‘kader kurbanı’ olmanın ötesinde rol almak istediği için” haklı davasının sloganını “ÖZGÜRLÜK KAZANACAK” şeklinde belirledi.  Kendi ifadesiyle; “Trajedi oyunlarında hep tekrarlanan kaderi özgürlük lehine bozmak her acıyı katlanılır kılmaya yeterlidir. Davam ve dava arkadaşlarımla birlikte bu sefer adı gerçekliğin ta kendisi olan bir oyunu oynamada kaderin payına düşen yenilgi olacaktır”.

Öcalan’ın tecridi, kadının tecridi’dir

Bu yenilgiyi sağlayacak olan da geliştirdiği alternatif yaşam esasları olacaktır. Kapitalist sistemle de en büyük savaşımı ideolojik sistem savaşıdır. Bir tarafta kendini ölme-öldürme üzerine var eden savaş toplumu yaratma çabasında olan kapitalist sistem; diğer tarafta ise yaşamın hakikati ve anlamı üzerinden kendini var eden özgür toplumu yaratma çabasındaki demokratik modernite tezi. Ve aslında tecridin yani modern zaman idam yönteminin esas sebebi tam da bu ideolojik savaşımdır. Çünkü Öcalan ile toplum ve özgür birey arasındaki bağ ve mücadele birlikteliği bozulmalı, hatta koparılmalı ki kapitalist sistem kendini var edebilmeli. Herkesin bildiği gibi nasıl ki Öcalan’ın özgürlüğü toplumun özgürlüğü ise Öcalan’ın tecridi de topumun tecridi demektir. En çok da özgürlük arayışçısı olan kadının tecridi demektir.

Tecride karşı mücadele özgürlük mücadelesidir

Sn. Öcalan; “Kadın yaşamına içerilmiş köleliğe ve sömürüye karşı özgürlük ve eşitlik mücadelesi ve bu mücadelenin kazanım düzeyi, tüm toplumsal alanlardaki köleliğe ve sömürüye karşı özgürlük ve eşitlik mücadelesinin temelidir” anlayışıyla kadın özgürlüğünü demokratik modernite tezinin olmazsa olmaz ilkesi olarak belirlemektedir. Demokratik modernite tezinin hayat bulması kadınlar için ayrı bir öneme sahiptir. Kapitalist sistem kadınlara düşürülmeyi, tacizi, tecavüzü reva görürken, Demokratik modernite ise özgürlüğü sunmaktadır. Bu nedenle de gelişen özgür kadın bilincine karşı, köle kadın dayatması her gün daha da artmaktadır. Özelde kadınlar, daha genelde ise toplumların ve halkların tecride karşı mücadelesi bu yönüyle özgürlük mücadelesidir. Çünkü İmralı tecrit sistemi savaşın en inceltilmiş ve ağırlaştırılmış halidir. Savaş ve tecrit birbirini besleyen olgulardır. Bu nedenledir ki tecridin derinleşip daha da yoğunlaştığı, ada ile fiziki temasın kesildiği dönemlerde, savaş daha da keskinleşir, katliamlar ve ölümler artar. Son birkaç yılda bunu toplum olarak yakından gördük. İmralı tecrit istemi tüm ülkede yaygınlaşmaya başladı. İmralı adasındaki tecrit; karaya katliam, yıkım, sokağa çıkma yasakları, özetle savaş olarak yayıldı.

18 yıllık İmralı sürecince herkesin yakından gözlemlediği şey; Öcalan’ın en kısıtlı koşullarda dahi topluma seslendiği zamanlar toplumun barış umudunu büyüttüğü demokrasiyi soluduğu anlar olmaktadır. “Kaderi özgürlük lehine bozmak” halkların iradesine dayatılan katliam ve sömürü gömleğini yırtıp atmak için yapılacaklar çok basit, özgürlük ve çözüm iradesi etrafında kenetlenmek. Nasıl ki uluslararası komploya karşı kenetlenip boşa çıkarıldıysa şimdi de özgürlük için kenetlenmeliyiz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page