Kuşatmayı yaran kadınlar

Hacer Altunsoy

  • 16 Kasım 2017

Yılllar öncesinden hafızamda kalan bir film karesi, kadına yönelik her şiddet haberini okuyunca canlanır gözlerimde. İsmini hatırlamıyorum maalesef ama çok gerçek ve yaşamın içindendi…

MANSETFilm karesinde bir evin salonu gözüküyor. Şarhoş, ayyaş, saçı sakalı birbirine karışmış pijamalı bir adam yalpalayarak kadına yaklaşıyor, temizlikle uğraşan kadın irkiliyor. Kaçmaya çalışıyor, ama kaçamıyor, itekliyor kadını… kadın düşüyor… adam ‘kaltak, orospu’ küfürleri arasında üstüne çullandığı kadını dövmeye başlıyor. Kadın üzerindeki adamdan kurtulmaya çalışsa da başaramıyor. Adamın kötü niyeti besbelli, tecavüz etmeye çalışıyor. Son bir hamle ile kurtulan kadın, saçı başı dağılmış bir halde kendini sokağa atıyor. Yüzünde acının, gözlerinde kırılmış gururunun derin izleri ile etrafına bakınıyor. Nefes nefese soluklanırken iri yarı bir adam sokağın başından sırıtarak geliyor. Kadının yüzü allak bullak olmuş halde toparlanmaya çalışıyor. Belli ki ‘mutlu aile’ algısının değişmesini istemiyor. Adam yüzündeki alaycı, yılışık bir ifade ile kadına yaklaşıyor; ‘bu adamdan koca olmaz sana, bana gel’ diyor… Kadın ters ters adama bakarak arkasını dönüp, üzerindeki hırkanın iki yanını birbirine dolayıp, ellerini göğsünde birleştirerek göz ucuyla sokakta ilerleyen adama bakıyor birkaç saniye. Ardından çıktığı evin kapısına takılıyor gözleri… Çaresiz ve umutsuzca az evvel saldırıya uğradığı evin kapısından tekrar içeriye giriyor. Ne yapsındı ki…? Toplum gözünde meşru, yasal, tahammül edilmesi, sineye çekilmesi gereken ‘yuvasına’ dönmek dışında…

Aile ile sokak arasında sıkışmış bu kuşatılmışlığı bu kare kadar iyi anlatan çok az şey vardır. Sokak ile aile; ‘kırk satır mı, kırk katır mı istersin?’ der gibi…

Aile; kadının en çok şiddete uğradığı, buna rağmen ataerkil toplum tarafından sürekli öncelenen, kutsanan olmazsa olmazlardandır. Aile kurumu sadece toplumu ilgilendiren bir kurum değil elbette. Bizzat devlet ve iktidarlar eliyle beslenen, erkek egemen sistemin temel yapı taşını oluşturan, erkeklik ve kadınlık rollerinin sürekli inşa edildiği, üretildiği, yenilendiği bir kurum. Ataerkil sistemin ideolojik merkezi. İktidarların politik alanı. Cinsiyetçiliğin üretildiği mekan. Köle kadın, egemen erkekliğin döl yatağı. Ataerkil zihniyetin kurumsallaştığı bu merkez bütün militarist, dinci, milliyetçi iktidarlar tarafından sürekli beslenmiş, allanıp pullanarak kadınlara sunulmuştur.

Hitler’in 3K’sı; ‘Kinder, Küche, Kirche’

BU YASALAR BOYLE GECMEZ10Hitler ve Musollini, faşizmin inşasında kadın üzerinden toplumu inşa etmeye çalışırken aile temel bir merkez olarak ele alınmıştı. Hitler; “Erkeklerin dünyası devlet, kadınların dünyası ise evdir ve bu iki dünya birbirini tamamlamıştır. Kadınlar erkeklerin dünyasına sızmak için uğraşmamalıdırlar” derken, kadının nereye ait olduğuna işaret ediyordu.

Hitler faşizmi kadınların eve dönüşünü sağlamak için kadınların mücadele alanlarını da ortadan kaldırmıştı. 1933 yılı öncesinde kurulmuş olan kadın örgütleri Hitler zamanında yasaklanarak kadınlar siyasi alandan tümüyle dışlandı.

Kadınlara yüklediği sorumlulukları tarif etmek için ise; 3K (Kinder, Küche, Kirche/Çocuk, Mutfak, Kilise) sloganını kullanmıştır. 1934 yılından itibaren eğitim sistemini değiştirmiş, kız çocuklarının karma ve normal liselerden çok ‘ev kadınları’ olarak eğitilecekleri okullara yöneltmişti. Bu uygulamalar sonucunda 1933 öncesi 18 binden daha fazla olan kadın üniversite öğrenci sayısı, 1939 yılı itibariyle 5 bine kadar inmiştir.

 

Egemen ideolojinin hizmetindeki aile kurumu

Mussolini’nin de kadın yaklaşımı farklı değildi. “…Kadın bambaşka görevler ve sorumluluklar için yaratıldı. Dolayısıyla erkeğe eşit kabul edilmesi, tabiatın kanunlarına aykırı hareket edilmesine sebep olur” demektedir. (Mussolini, 1998, s. 220).

Her iki iktidarda da erkeklere cesaret, güç ve kahramanlık gibi değerler atfedilirken; korkaklık, tembellik veya zayıflık gibi nitelikler ‘kadınsılık’la özdeşleştirilerek aşağılanmıştır.

Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi faşizm ve bütün egemen ideolojiler ailenin ataerkil zihniyet için öneminin fazlasıyla farkında ve kadını dört duvar arasında tutmak için her türlü uygulamaya başvurmuştur.

Günümüz Türkiye’sinde de bu örnekleri görmek mümkün. 24 Kasım 2014’te dönemin Cumhurbaşkanı Erdoğan KADEM tarafından düzenlenen Uluslararası Kadın Ve Adalet Zirvesi’de yaptığı konuşmada “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, çünkü o fıtrata terstir. Çünkü fıtratları farklıdır” diyerek feministlerin, kadınların annelik makamını anlamadıklarını iddia ediyordu. Aslında kadın örgütlerini, sokakta direnen kadını hedef haline getiriyordu.

1 milyon kadın çocuk bakımı için iş bıraktı

KADIN EYLEM - YASA PROTESTO 2AKP hükümetinin kadın bedeni üzerindeki karşıt politikaları, kadının doğuracağı çocuk sayısının belirlenmesi, kürtaj ve sezaryenin yasaklanması girişimlerine kadar uzandı. Bu tehlikeli girişim ve adımlar, AKP’nin iktidarı sürecinde cinsiyetçiliği alabildiğine şahlandırdı. Kadına yönelik şiddet her geçen gün arttı. Neredeyse kadının katledilmediği bir tek gün yok gibi. Devlet ve erkek işbirliği, evi ve sokağı kadın katliamlarının birer merkezi haline dönüştürdü.

Kadınların eve dönüp annelik görevi ile sınırlandırılması politikaları 2016 yılı başında hız kazanmış ve ekonomik sebeplerden dolayı evlenemeyen gençlerin evliliğe teşviki için ‘çeyiz hesabı’ yasası çıkarılmıştı. 2017 Şubat ayı başında ise; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kamuoyunda ‘Büyükanne Projesi’ olarak bilinen, aile büyüklerinin torunlarına bakma karşılığında maaşa bağlanması projesi devreye konuldu. Böylece iş yaşamındaki kadınların çocuk doğurma ve bakma yolları açılmış oldu. Proje imzalandıktan sonra ilk 48 saat içerisinde 30 bin kişi başvuru yaptı. Bununla sınırlı kalınmadı tabii. Kadınları iş yaşamından çıkarmak için ücret eşitsizliği derinleştirildi, kadınlar mikro kredilerle evlerde yapabilecekleri ‘kadınca’ işlerle sınırlardırıldılar. KHK’lar ile işten çıkarmalarda kadınlara öncelik verildi. Birçok kadın ekonomik olarak mağdur edilerek erkeğin eline bakan bir pozisyona getirildi.

2017 Mayıs ayında Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) hazırladığı İş Dünyasında Kadın Raporu’na göre, 2010’dan 2015’e kadar yaklaşık 1 milyon kadın çocuk bakımı, yaklaşık 112 bin kadın ise yaşlı bakımı nedeniyle iş hayatını bıraktı.

Verilerden de anlaşılacağı gibi AKP’nin kadınları iş yaşamından koparma politikalarının sonucu olarak binlerce kadın eve dönmek zorunda bırakıldı. Raporda kreşlerin pahalı olmasından dolayı çalışan kadınların işi bıraktığına dikkat çekiliyor. Hükümet ise kreşlerin sayısını arttırıp, fiyatlarını düşürme yerine kadınların iş hayatından çekilmesini zorunlu kılan politikalara ağırlık verdi.  

Kadınlar siyasetten uzaklaştırılıyor

KADIN EYLEM - YASA PROTESTO 1AKP sadece çalışma yaşamından kadınları uzaklaştırmadı. Kadınların dışlanmaya başlandığı alanlardan biri de siyaset alanıdır. Özellikle OHAL ile başlayan süreç Türkiye’nin KHK’lar ile yürütülmesinin de önünü açtı. İlk yönelinen alan ise siyaset alanı oldu. HDP’li milletvekilleri, eşbaşkanları, siyasi temsilleri tutuklandı. 4 kadın milletvekili ve Eşbaşkan Figen Yüksekdağ’ın vekilliği düşürüldü. 36 belediye eşbaşkanı tutuklandı.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Parlamentolar Arası Birlik (IPU) tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2017” haritasına göre, tüm dünyada hükümet ve parlamentolardaki kadınların sayısında düşüş yaşanmaktadır.

Kadınların parlamentodaki temsili sıralamasında Rwanda yüzde 61,3 oranıyla birinci sırada, Bolivya yüzde 53,1 oranıyla ikinci sırada, Küba yüzde 48,9 ile üçüncü sırada yerini alıyor.

Türkiye Meclisi’ndeki kadın vekil oranı ise sadece yüzde 14,9. Toplam 82 kadın vekille sahip Türkiye 186 ülke arasında 132. sırada yer alıyor.

Gasp edilen belediyelere bağlı 52 kadın kurumu kapatıldı. Böylece kadınların erkek şiddetine karşı başvuracakları, destek alacakları alanlar da kapatılmış oldu. Kadın tümden erkeğin insafına bırakıldı.

 Şiddetin kaynağı iktidar ve erkek işbirliğidir 

Kadının alternatif yaşam alanlarının kapatılması kadına yönelik şiddet olaylarını bir kat daha arttırdı. Erkek şiddetinin devlet tarafından korunması, caydırıcı cezaların verilmemesi erkeği daha da cesaretlendirdi. 2016’nın Ekim ayına kadar 195 kadın katledilirken, 2017 Ekim ayına kadar 209 kadın 4 kız çoçoğu katledildi. Kadın cinayetlerinde ortaya çıkan artış, tamamen iktidarın politikaları ve bu politikaları gündelik hayatta uygulayan erkeğin işbirliği ile bağlantılı.

Bu şiddet sarmalı neredeyse her gün cinsel saldırılarla devam etmekte. Batman’da Mayıs ayında 14 yaşındaki G. yüzlerce erkeğin tecavüzüne maruz bırakılmış, ardından sistematik olarak fuhuşa zorlanmıştı. AKP hükümetinin bizzat kurup yönettiği Ensar Vakfı’na bağlı kuran kurslarında, yurtlardaki çocuklara yönelik tecavüz olayları da yine hükümet yetkililerince üzeri kapatılarak vakfa sahip çıkıldı.

Erkek şiddetinin artmasına sebep olan gelişmeler bunlarla sınırlı değil. Bütün tepkilere rağmen yürürlüğe konulan eğitim müfredatı “Bekârlık sultanlık değil, henüz karar verilememiş bir sürecin sancılı bekleyişidir” diyerek gençleri evlenmeye teşvik ederken, erkeğe aile reisliği, kadına ise itaat etmesi öğretilmektedir.

‘Kırk katır mı, kırk satır mı?’

KADIN EYLEM - YASA PROTESTO 3Eğitim müfredatı uzun süredir tartışmalı olan müftülere nikah yetkisi verilmesi ile pekiştirildi. Böylece çocukların evliliğe zorlanmasının da önü açılmış oldu. Bu pekiştirme ve toplumda dine dayalı, milliyetçi bir yaşam modelini geliştirme önündeki boşluklarda dolduruluyor. En son boşanmanın önlenmesi için yeni bir tasarı hazırlandığı bilgisi basına yansıdı. Meclis tartışmalarında AKP’li bakanlar, aile kurumunun güçlendirilmesinin memleket için bir gelecek meselesi olduğunu ve boşanmak isteyenlere arabulucularla, mahkemeye gerek kalmadan çözülmesi gerektiğini belirttiler.

Örneklerden de anlaşıldığı üzere kadının bunca KHK ve yasalarla baskı altına alınması, şiddetin ve kadın cinayetlerinin artması, cinsel saldırıların resmen teşvik edilmesi, Türkiye gibi çoğunluğunun muhafazakar olduğu toplum da kadınları ‘kırk katır mı, kırk satır mı’ tercihine zorlamaktadır.

AKP erkekliği şaha kaldırmakta 

İç ve dış siyasette yalnızlaşan, adım adım çöken AKP iktidarı kendisiyle beraber Türkiye’yi de çökertmektedir. Vatan, millet, savaş ve şiddet argümanlarını kullanarak yaşamın her alanında kaybeden erkekliği, kadın bedeni üzerinden şaha kaldırarak, güç kazanmasını amaçlamaktadır. Son yıllardaki maço erkek modellerinin artması, bunun medya eliyle sürekli işlenmesi esasta, AKP iktidarı döneminde iradesizleşen erkeği kadın bedeni üzerinden yeniden canlandırma girişimidir. Böylece hem militarist bir toplum yaratmayı, hem de iç ve dış siyasetteki sıkışmışlığı savaşla aşmayı hedeflemektedir. Sedat Peker, Süleyman Soylu gibi tehditler savuran örnekler; otobüslerde, sokaklarda kadınlara giydikleri kıyafetleri gerekçe göstererek saldıran bazen de katleden tipolojilerin cesaret alasına neden olmakta.

AKP iktidarının erkek egemen politikaları karşısında tabii ki kadınlar susmadı. Faşizmin bu şiddet sarmalı içersinde Kuzey Kürdistan ve Türkiyeli kadınların demokratik mücadelesi korku duvarlarını yıkarak, anlamlı ve büyük bir umudu yarattı.

15 Temmuz darbe girişimiyle başlayan OHAL ve KHK’lara karşı işçi, akademisyen, gazeteci, avukat, siyasetçi kadınlar kadın örgütleri öncülüğünde aralıksız mücadele etmekte, direnmekte. Kadınlar sokakları kendilerine cehenneme çevirmeye çalışan erkek egemen zihniyete karşı sokakları eylem alanlarına dönüştürerek, ne devletin hüküm sürdüğü sokak, ne de erkeğin hakim olduğu eve muhtaç olmamak için mücadelelerini her zamankinden daha fazla büyük bir farkındalıkla yükseltiyorlar.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page