Kültürel soykırıma karşı kültürel direniş

Pelşin MUNZUR

  • 23 Aralık 2017

İnsan sahip olduğu anlam ve yapısallıklarla toplumsallaşır, sosyalleşir yani insan olur. Tarihsel süreç içerisinde toplumun açığa çıkarıp oluşturduğu yapısallıklar ve anlamsallıklar o toplumun varlığını, küKADIN-KULTURltürünü, kimliğini ifade eder. Her toplum kendi öz yapısallıkları ve anlamsallıkları ile özgürce şekillenir ve o değerleriyle kültürleşir.

Kültür o toplumun hayat ağacı olduğu gibi, ana yaşam damarlarını da ifade eder.

Yaşadığımız çağ ve anda kapitalist modernite en büyük yaşam ve kültür düşmanlığına soyunmuşken ve yapısal bir zıtlığı yaşadığı Kürt kültürel varlığını bir bütünen yok etmeye, yeryüzü halkları arasından silmeyi amaçlamaktadır. Kürdü yok sayma, imha ve inkâr politikalarının bir fiziki soykırım olarak geliştirilip yetersiz kaldığı yerden sonra devreye kültürel soykırım saldırıları konulmuştur. Bu minvalde Kurdistan’da çok ciddi bir şekilde fiziki ve kültürel soykırım içiçe sürdürülmektedir. Fakat Kürdistan’da yürütülen kültürel soykırım hala bir bütünen tüm yönleriyle çözümlenmemektedir.

Kültürün doğurucu ve sürekli büyüten anası olan kadın ve kadına dönük soykırım politikalarının teşhiri zayıf kalmaktadır. Kürt kadınının ve toplumunun uğratıldığı tecavüzün ve soykırımın insanlığın ve Kürt halkının anlam dünyasını ve demokratik eşitlikçi kurumsallığını nasıl tehdit ettiği ve yarattığı acı dolu sonuçlar görülmemekte, yeterince duyumsanmamaktadır.

Bu noktada biz kadınların genel toplumun kültür olgusunu daha fazla ele almasına öncülük etmemiz gerekmektedir. Yine uygarlık tarihi boyunca sürdürülen zorun, kırımların, asimilasyon politikalarının devamı olan soykırım gerçekliğine daha fazla eğilme ihtiyacı vardır. Çünkü bir halkın tarihi, hafızası, varoluşsal renk ve sesleri olarak kültür ele alınırsa, kültüre karşı en ufak bir saldırı anlam yitimi, yok oluş, ölümden beter bir hal olarak görülecektir. Yaşamın katledilmesi, yaşamın tecavüze uğratılması olarak değerlendirilecektir. Ve halklar var olan tüm gücüyle öz ve özgür yaşamlarında ısrar ederek sisteme karşı büyük bir meydan okuyuşta bulunacaktır.

Kürt toplumu insanlığın orijinini ifade etmektedir

Hegemon sistem kendi ideolojisini yani kültürsüzlüğünü ‘tek gerçek’ olarak yaygınlaştırırken elbette ki tüm insan-toplum, doğa karşıtlığını gizleyip maskelemektedir. Bu nedenle de; hâkim ulus-devlet güçlerinin 21. yüzyılda Kürt toplumsallığına ve tarihselliğine en katmerli bir şekilde dayattığı kültürel soykırım boyutlarına karşı dünya halkları tarafından yeterince bilinç ve eylemle karşı koyuş gelişmemektedir. Oysa Kürt toplumsal gerçekliği insanlığın tarihsel ve toplumsal açıdan orijinini ifade etmektedir. İnsanlık değerlerinin doğuş ve yayılımının mekânı olan Toros-Zağros dağ silsilesinin günümüze kadar öz kültürüyle kendini koruyarak varlığını sürdüren emekçi, direngen bir halkıdır Kürt halkı. İktidarcı uygarlığın karşısında bin yıllarca kıran kırana bir mücadele ile insanlığın toplumsal ahlak ve özgürlük bilincini koruyup yaşayan, öz varlığını korumanın her türlü onurlu bedelini ödeyen bir halktır. Yalancı ve kurnaz Enki’lere aman vermeyen İnanna’ların, Star’ların diyarında yaşayan ilk halklarından; zalim ve zulümkar Sargon’a geçit tanımayan Med’lerin mirasçısı, Dehaq’ların fermanını yere çalan Kawa’ların ardılları, İskender’in ordularına geçit vermeyen Zağrosların dağlı ve kadim halkıdır Kürt halkı.

Kürt kültürü toplumsal ahlak ve özgürlük bilinciyle şekillendi

Ortadoğu nasıl ki insanlığın beşiği ise Kürtler de insanlığın ana kurucu ve kollayıcı öğesidir. Her türlü zora, aşağılanmaya, hakarete, zindanlara atılma veya sürgünlere, darağaçlarına gönderilmeye karşı direnerek insanlığın kutsal değerlerini ve onurunu koruyan Kürt kadınları, Kürt halkı bugün kültürel soykırım kıskacında tutulurken; Kürtleri savunmak ve korumak insanlığın haysiyeti ve özgürlüğü ile alakalıdır. Bir iktidar ve devlet geleneği olarak binyıllardır sürdürülen egemenlik savaşları, şimdi yoğunlaştırılmış bir hegemonik savaşla kültürel soykırım olarak geliştirilmektedir. Kürt kültürü toplumsal ahlak ve özgürlük bilinciyle şekillendiğinden her daim iktidar ve sermaye tekellerine karşı büyük bir tehdit olarak görülüp; hep yıpratılmaya zayıflatılmaya çalışıldı. Kürtler asimilasyonla sistemin boyun eğen kulları, hizmetçileri haline getirilmek istenmiştir. Bilindiği gibi asimilasyonun tek amacı vardır; o da köleleştirmedir, köleler topluluğu yaratmaktır!

AKP-MHP ittifakı ile yeni kültürel soykırım süreci

MANSET-I. ve II. Emperyalist Savaşları’nın amacı Ortadoğu’dan en büyük pastayı alabilmekti. Kürtlere karşı yürütülen egemenlik savaşları da bu süreçte derinleştirilerek kültürel soykırım düzeyine taşındırıldı. Şimdi ise Kürdistan’da bilinen beyaz, kara ve yeşil faşizm politikaları içiçe geçirilerek sürdürülmektedir. Yeşil Türk faşizmi ve sömürgeci politikalarıyla Kürt kadınlarının ve halkının direnişi karşısında başarısız olan AKP devleti MHP ile kurduğu ittifakla yeni bir faşist sömürgeci dönem, konsept geliştirmektedirler. Devletin tüm imkânlarını Kürdistan’da geliştirmek istedikleri bu kültürel soykırım konsepti için seferber etmektedirler. AKP-MHP faşist sömürgeci güçler kültürün anlamsal boyutu olan zihniyet-ideoloji, özgürlük ahlakı, politika, ekonomi, sanat ve bilimine saldırdığı gibi; kürdün öz bilinç ve öz gücüne dayalı geliştirdiği kültürel kurumsallıklarına da saldırmaktadır. Bu yeni kültürel soykırım sürecini doğru ve yeterince değerlendirmeden ne düşmanın esas amacını tam anlayabilir ne de karşısında tüm bunları boşa çıkaracak bir mücadeleyi sergileyebiliriz.

Kürdistan’da yoğunlaştırılan faşizan sömürgeci politikalar kapitalist modernitenin ele geçirme, kendi ideolojisini dikte ettirme amacıyla elbette ki bağlantılıdır. Birebir bu zihniyetten beslenmektedir. Dünya genelinde tüm hegemonik rejimler halkların kültür alanını kuşatıp, yok etmeye liberalist düşünce ve yaşamı, anlamın yitirildiği tüketim kültürsüzlüğünü geliştirmeyi amaçlamaktadırlar. AKP rejimi de iktidara gelişinden bugüne kadar fiziki soykırımın yanı sıra sürekli Kürt kültürüne saldırmıştır. Kürt kadınlarına ve analarına saldırmış, hedef alarak zindanlara atmış, kadın bedenini  teşhir etmeye, süreklileştirdiği taciz ve tecavüzle iradesini kırmaya çalışmıştır.

Kültürel varlığımızın S.O.S sinyalleri vermekte

Yine Kürt kültürel karakteri olan direniş ve direniş alanlarını dağıtmaya, ezmeye, kırmaya çalışmıştır. Tarihsel demokratik tüm Kürdistani renkleri, sesleri, motif ve sembolleri küçümsemiş, aşağılamış, yırtmış, yasaklamıştır. Bilindiği gibi AKP-MHP faşizmi Kürdistan ve Türkiye’de tek bir özgür kültür-sanat kurumu bırakmamıştır. Bu yasaklama, kriminalize etme, yıkma operasyonlarını iyi deşifre etmek ve işlevsiz kılmak hayati önemdedir. Çünkü bir ulus için dil varlıktır, bedendir, düşünce dünyasıdır, ideolojik kimliktir. Hâkim elit ulus-devlet dili ve kültürü dayatılırken aslında dayatılan kapitalist modernite sistem ideolojisi ve yaşamı oluyor. Kelimelerle öz varlık silikleştirilmekte, maneviyattan koparılmış, cüceleşmiş, insan yığını yaratılmaktadır. Kelimelerle kapitalizm ve liberalizm meşrulaştırılıyor, özendirilip, benimsetiliyor. Ataerkil cinsiyetçi paradigma kişilik ve toplumda örülmüş oluyor. Ana-kadın öncülüklü demokratik, ekolojik, eşitlikçi yaşam kültürü karşısında sonuna kadar iktidara bulaştırılmış, doğayı metalaştırıp kırımlara uğratan, cinslerin kaba güdülere bağlanıp birbirinin uydusu kılındığı, eril bir köleler dünyası dayatılmaktadır. Bu nedenle Kürt diline ve kültürüne karşı yürütülen saldırıların bir furya haline geldiğini, kültürel varlığımızın çoktan S.O.S sinyalleri verdiğini bilmemiz, görmemiz gerekmektedir. Kürt dil eğitim kurumları teker teker kapatılmıştır. Kreş, okul ve yerel diğer kurumlar yasaklanmıştır. Anadilde eğitim alma imkânları ortadan kaldırılıp, Kürt çocukları ve gençleri böylelikle sömürgeci dil ve kültürüyle şekillendirilip asimile edilmektedir. Her gün DGM peydahlı Ağır Ceza Mahkemelerinde Sarı-Kırmızı-Yeşil renkleri kullanan Kürt yurtseverler yargılanmakta, zindanlara atılmaktadır. AKP-MHP faşist sömürgeciliğinin son olarak yürürlüğe koyduğu soykırım girişimi de, Kürt çocuklarının boynuna zorla TC bayraklı kravatlar takmak, TC sembolleriyle TC karşısında sindirilmiş, baskılanmış, iradesi kırılmış bir nesil yaratmak.

Bilinen Kürt kapanı yine devrede

Geliştirilen bu yeni konsept Kürt dil ve kültürünün yasaklanacağı yeni mevzuatların planlandığını göstermektedir. Bu girişimleri AKP-MHP faşizminin yeni kültürel soykırım saldırı hazırlıkları olarak değerlendirmek gerekmektedir. Var olan Kürt kazanımları yok edilip uyanan ulusal bilinç ve yeşertilen Kürt varlığı boğdurulmak istenmekte. Tüm güncel fiziki ve kültürel soykırım saldırılarının özeti şudur; ya

devletin köle ruhlu Kürdü olacaksın ya anlamlı ve onurlu yaşam şansı bulmayacaksın. Varlık ve bilincinden vazgeçeceksin. Yani bilinen Kürt kapanı yine devrede. Hala Kürt kadınının ve halkının direnişinin karşısına; kendine bağlayıp kendi hizmetçisi haline getirdiği Kürtleri çıkarmakta, satılmış Kürtlerin kölecil ruh, düşünce ve yaşamlarını allayıp pullayarak servis etmekte. Siyasi, sosyal, ekonomi, kültür ve sanat alanları bu iradeleri teslim alınıp, uydulaştırılan soysuz kişiliklerle doldurulmuştur. Soykırıma hizmet eden bu kişilerle Kürt halkını ele geçirip, iradesizleştirerek kapitalist modernite sistemine bağlamaya çalışmıştır ve başaramamıştır. Kendini satar içi boşaltılmış bir kürtlüğü yaşarsan her zaman devletin yanında yerin vardır denilmektedir. Ya da kabul etmezsen “En iyi Kürt ölü Kürttür” yasası devreye sokulmaktadır. Ya gönüllüce soykırıma boyun eğip ona hizmet edeceksin ya da serden geçmeyi kabul edeceksin. AKP devletinin mantığında bu vardır.

Adım adım katliamın ağları örülmekte

Düşmanın geliştirdiği son güncel kültürel soykırım saldırıları bile Kürt dili-kültürü ve varlığı karşısında yaşadığı korku, kaygı ve tahammülsüzlüğün bir göstergesi, kanıtıdır. Geliştirdiği faşizan algı operasyonları kendi politikalarını meşrulaştırmaya, bu anlamda toplumda bir kanıksama, normalleştirme yaratmaya çalışmaktadır. Tam bir egemen erkek mantığıyla, sinsi ve kurnazca, politikalarını incelterek adım adım uygulamaya koymaktadır. Bu konsepti, kültürel soykırımla Kürt direnişini hezimete uğratma amacını Erdoğan gittiği açılışlarda, her yerde söylemiştir. Kürt düşmanı Erdoğan’ın Ensar Vakfı’ndaki konuşmasında “Kürdistan’da sosyal ve kültürel yaşamın değiştirilmesi, entegrasyondan’’ bahsetmesi bu yeni konseptin de bir itirafı, açık beyanıydı aslında. Yine Kürdistan coğrafyasında bulunan ve insanlık tarihine ışık tutan, insanlığın en büyük değer ve mirası olan alanların barajlarla su altında bırakılması, yıkarak halkların tarihsel hafızasından silmeye çalışmaları kültürel soykırımın boyutlarını göstermektedir. Hasankeyf’in nasıl dinamitlenerek yıkıldığı, Munzur Suyu üzerinde kurulan barajlarla Gola Çetu gibi nice kutsal anlam ve kurumsalllıkların su altında bırakıldığı bilinmektedir. Bu kültürel saldırı silsilesi en son Nemrut Dağı’na kadar vardırılmıştır. Kommagene uygarlığının mekânı olan Adıyaman’daki Nemrut Dağı “put kalıntıları” denilerek karalanmıştır. Nemrut Dağı’ndaki heykelleri “inançsızlığın, ahlaksızlığın, çirkinliklerin ve putperestliğin merkezi” olarak din kitaplarında işlemeye başlamışlardır. Resmi ideoloji karşıtı ve sapma sayılarak aslında Nemrut kalıntılarının yıkımı için adeta algı yaratılmakta ve zemin hazırlanmaktadır. Yine aynı hile ve kurnazlıklarla adım adım katliamın ağları örülmektedir.

Sömürgeciliğe karşı kültürel direniş

Sonuç itibariyle; Kürdistan’da Kürt kelimesi bile ağza alınamıyor, kürtlük inkâr ediliyorken; PKK’nin çıkışıyla Kürt kendisine “kürdüm’’ diyebilmiş, yıllarca kimlik mücadelesi vermiştir. Önder Öcalan öncülüğünde gelişen ulusal diriliş büyük bir yaşam ve direniş diyalektiği yaratmıştır. Ortadoğu ve dünya halklarına umut olan bir diriliş, ulusal uyanış yaşanmış, direnişle kurumsallaşmaktadır. Şimdi ise; sürdürülmesi gereken demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma eksenli kültürel direnişimizi yükseltmek, mücadele kazanımlarımıza sahip çıkmakdır. Kendi köklerinden dirilerek direnişe geçmek asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacında tutulan Kürt bireyi için onulmaz bir onur mücadelesidir. Önder Öcalan bir soykırım sonrası halkın çektiği acıların, bu acıların stranlarla, destanlarla, masallarla dile gelişini; soykırımda yitirilen maddi değerlerin değil manevi değerlerin kaybedilmesinin yarattığı acılar olarak değerlendirmektedir. Acılarını unutmamak ve intikamını almak onurunu korumaktır. Düşman tüm imkân ve gücünü kültürel soykırımın hizmetine koyarken bizler de tam karşısında durarak tüm imkân ve gücümüzü kültürümüzü koruma ve geliştirme mücadelesine kanalize etmeliyiz. Topyekûn kültürel soykırım saldırılarına karşı topyekûn bir kültürel direnişi örgütlemeli, geliştirmeliyiz. Yüzyılların Kürt kapanını kırarak ya özgür Kürt kimliğinde yaşam ya hiç yaşamamak şiarına dönüştürmeliyiz. En büyük toplumsal emeğin sahipleri, toplumsal analık karakteriyle kültürlerin doğurucu gücü olan biz kadınlar, yaşamın her alanını direniş kılarak özgür yaşayacak ve yaşatacağız. Tarih ve halkların kaderi bize ve tüm halkımıza böylesi bir sorumluluğu ve görevi yüklemektedir. Sömürgeciliğe karşı kültürel direnişi yükseltelim, kültürel soykırım kıskacını kıralım.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page