Küllerinden doğanlar -lI-

KAKTÜS

  • 12 Temmuz 2018

Evet, ne diyorduk? Biz kadınlar neden böyleyiz? Niye hep suçlu konumundayız? Niçin kabahat hep bizdedir? Ma yürek evine giren dolandırıcının hiç mi adiliği yoktur? Niye daha erkek ağzını açmadan, “tamam, suç bende” ilanında bulunuyoruz? Söyler misiniz, bizim neyimiz var?

Gerçekten “eksik” miyiz? “Aklımız kısa” mı? Bir tavuğun aklını, yedi kadının aklıyla eşdeğer tutan şerefsizin aklından niye hiç şüphe duymuyoruz? Bedenimizi bir karpuza, her bir organımızı türlü türlü meyve ve sebzeye benzeten aç zihniyete sorgusuz, sualsiz “Allah’ın emridir” yalanına neden kanıyoruz? İyi niyetin de bir sınırı olmaz mı? Cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla örüldüğünü neden unutuyoruz? Baksanıza, başımıza iyi niyetle çıkardıklarımız tepemize nıçmış! Şekilsiz hakaretler altındayız.

Neden kadın doğduk diye kendimize kızarız? Siz hiçbir erkeğin erkek doğmaktan dolayı şikayetçi olduğunu, kendine kızdığını, erkekliğe beddua ettiğini gördünüz mü? “Allah’ım, niye beni erkek olarak dünyaya getirdin?” diye isyan ettiğine şahit oldunuz mu? Bir erkek, kendine hiç “Dünyaya bir erkek olarak geleceğime bir taş olarak geleydim” demiş midir? Mesela, “Keşke hiç doğmasaydım” gibi sözler söylemiş midir? Bir annenin oğluna, “seni doğuracağıma bir kalıp sabun doğursaydım, belki onunla başımı yıkardım” diyen çaresizliğine, köşeye sıkışmışlığına tanıklık edilmiş midir? Kendi bedeninden utanç duyup, bedenin gelişimini durdurmaya çalışan erkek çocuğuna rastlanmış mıdır? Peki nasıl oldu da tüm bunlar kadında gelişti? Niçin kendimize kızgınız, küsüz, dargınız? Bedenimizden neden utanç duyarız? İkinci sınıf insan olduğumuza nasıl inandık? Şairin dediği gibi yerimiz sofrada neden “sarı inekten sonra” gelir? Değeri, kıymeti kim, neye göre belirliyor?

Erkeklik neden bu kadar kutsanmış? 

Hadi bunları geçtim. Söyler misiniz erkeklik neden bu kadar kutsanmış? Erkeğin, erkekliğin kutsanması için ne gibi bir sebep var? Doğuruyor mu? Yok! Yaratıyor mu? Yok! Çocuk emzirme yeteneği var mı? Yok! Sevgisinde, aşkında sadık mı? Yok! Her güçlü kadının ardında bir erkeğin durduğu söylenebilir mi? Yok! Cennet onun ayağının altında mı? Yok! Aynı anda birçok işi yapma hünerine sahip mi? Yok! Peki bunların hiçbiri yoksa, o zaman nasıl oluyor da baba-oğul ve kutsal ruh üçlemesi olan eril sistem, üstünlük taslıyor?

İnsan düşünüyor tabi. Malum insan düşünebilen bir hayvan olarak tanımlanmış. Bizde o tanımdan aldığımız güçle düşünüyoruz ve soruyoruz elbette: Kadının saçının gözükmesi Allah tarafından zina olarak kabul edilirken, niçin erkeğin saçı zinaya girmez? Erkek elinde pipisiyle kutsal bir değeri sergiler gibi sokak sokak dolanıp cennetlik sayılırken, kadının kısa kollu, şortlu ya da ne bileyim sıradan gündelik bir kıyafetle gezmesi, teninin gözükmesi neden cehennemde yanma sebebi oluyor? Allah, cehennemi bir tek kadın için mi yarattı? Eğer öyleyse hiç gerek yoktu, zaten erkek zihniyetinin yarattığı cehennem yeterince yakıcı. Hatta bu cehennemde, “ölümlerden ölüm beğenin” bile deniliyor. Allah’ın aklına gelmeyen ölüm türleri icat edilmiş.

Ve kadınlar küllerinden yeniden doğuyor

Şimdi tüm bunların “Allah’ın buyruğu” olduğunu söyleyen kişi muhtemelen yalanı ilk icat eden kişidir. Dolayısıyla yalan icat edilip topluma yedirildikten ve kadına inandırıldıktan sonra gerisi rahat gelmiştir. Düşüncesi, iradesi ve bedeni kendisinden alınan kadının, tanrıya itiraz etmesi zaten beklenemezdi. Eee erkeğe göre de Tanrı ya da Allah, kadını iblis ile aynı cümlede anmıştı. Kurnaz, hilekâr, entrikacı ilan etmişti. İnsanlığının vazgeçilmez öğesi ve sembolü olan yılan ile tanımlamıştı. Ve kadının etrafında dolanan keçileri de iblisin soyundan saymıştı. Ve Allah, kadını, parayı ve her türlü canlıyı erkeğin hizmetini görsün diye yaratmıştı. Dolayısıyla bunlara itiraz etmek, Allah’ın kelamına küfürdü. Dolayısıyla kadının her isyanı, Allah’a karşı gelmekti. İşte insanlık, en başta da kadınlar bin yıllarca böyle kandırıldı. Kadının her itirazı Allah’a çıkınca, kendi kendine kolunu kanadını kırdı. Fakat şimdilerde işler değişti. Ve kadınlar küllerinden yeniden doğuyor. Öyle “pekmezi küpten, kadını kökten al” gibi şeyler olmayacak. Kadının yüzünün karası olan, erkeğin elinin kınası olmayacak. Zaten kadına vahşice saldıranlar, işlerin artık eskisi gibi gitmeyeceğini çok iyi görüyor. O yüzden kadın daha başını kaldırmadan o, kadının başını zorbalıkla eğiyor. Tecavüz ile iradesini kırmaya çalışıyor. Zora düşünce de utanmadan çıkıp; “Sen, beni hiç kazanmaya çalıştın mı? Hayatında bir kez olsun bana, “yüreğimin sabrı, gözlerimin nuru” dedin mi? “Sensiz yaşayamam”, “Sensiz olmaz” dedin mi?” Niye diyelim? Sebep? …. Emin olun, sizsiz de oluyor, yaşamda akıyor, hatta diyebilirim ki, gözümüzün önündeki perde kalktı. Dünya baya baya güzelmiş…

Yani değerli okuyucu, zorlanan şartlar, sonunda kadını isyan noktasına getirdi. Bu kadar kötülüğe isyan şart. Kadını, kadın gibi kadın olmayı savunmak, bunun için öz savunmaya geçmek koşulsuz bir şekilde şart! Evet, bunun için yanmak da mümkün, küle dönmek de… Ama her gün cehennem ateşiyle sınanan bir kadının yanmaktan, küle dönmekten korkmayacağını sanırım söylemeye gerek yok. Ne de olsa küllerinden doğmasını biliyorlar ve kadınlar küllerinden doğuyorlar. Zaten asi ve isyankar olmayan küllerinden doğabilir mi? O yüzden bu çağ, kadınların başkaldırı çağı, isyan çağı…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page