Kendini yeniden doğuran kadınların yılı

Zerya GÜL

  • 23 Aralık 2017

2017 yılı; zorlukları ve kayıpları kadar, halkların, kadınların direniş, varlık ve özgürlük mücadelesinde önemli kazanımları olan bir dönüm noktası oldu. Tıpkı Kobani zaferi gibi, Minbic ve Rakka’nın özgürleştirilmesi, demokratik sosyalizmin ve kadın kurtuluş ideolojisinin bütün kadınlar ve insanlık için yaşamın anlamı ve özgür yaşam hakikatine götürdüğü gerçeği paradigmasal olarak kanıtlandı. Rojava devrimi ve devrimin Ortadoğu halkları ve dünyanın değişik coğrafyalarından halklar tarafından sahiplenilmesi gerçeği, bunu gösterdi. Kuzey’de, Şengal ve Başur’da, Rojhilat’ta halk ve gerilla mücadelemizin derinleşmesi; devrimsel kazanımlarımızı kalıcılaştırmanın, yaymanın ve halklara mal etmenin yol ve yöntemlerini zenginleştirmeyi zorunlu kılıyor. Devrimsel süreçlerin kazanımlarını taçlandırmak kadar, kayıplarını anlamlandırmak, mücadele gerekçesi yapmak, bizi biz yapan özü oluşturuyor.

Nudem’lerden Nujin ve Sterk’lere, Nalin, Helin ve Şervin’lerden Delal ve Azê’lere, Bedran’lara ve onların şahsında ismini sayamadığımız yüzlerce özgürlük militanının inançlarına, umutlarına, direngenliklerine ve savaşçılıklarına bağlı kalmak, özlemlerini adım adım gerçekleştirmek onur borcumuzdur. Yaşam gerekçemiz, mücadele azmimiz ve umut kaynağımız şehitlere, kendini bu şahadetlerin emek ve aşk işçisi olarak tanımlayan Önderliğimize bağlılığımız, kadın özgürlük, xwebûn andımız olsun.

Kürdistan’da, Ortadoğu’da kadın olmak; eksik olmaktı; dili var, ama sesi yoktu; bedeni var, ama ruhu çalınmıştı, üstü örtülmüştü; yürürdü, ama hissedilmez, adımları duyulmazdı; erkek çocuk doğurmazsa kadın sayılmazdı; her işin hizmetçisi, ama yaşamın izi, sisi içinde kayıplara karışıp bilinmezdi. Emeği değersiz, aklı yetmez; işi bitmiş; yaşam verenken, ölüm sessizliğinde her gün ölümlerden ölüm beğenendi. Aşirete, devlete erkek-işçi-asker-millet doğuran, yetiştirendi. Bütün üretkenliklerini unutmuş, rahme-erkeğe bağlanmış tüm kullanımların aracı bir zevk nesnesi; devletin bekası için erkeğin kölesi olmak zorunda bırakılandı. Devlet, millet, din, felsefe, bilim ve tüm mitolojik anlatımlara dayanan uygarlık tarihi; bu kadın katliamını, soykırımını, kıyımını adım adım nasıl gerçekleştirdiğinin öyküleriyle dolu.

Rahim-erkek-devlet- cenderesinden kendini kurtaran, özgürlük damarının iz sürücüleri kadınlar, tarihin görünmez sayfalarında saklıydı. Tarihleri; takipçileri Önder Apo ve özgürlük militanlarının 40’ıncı yılına giren devrim mücadeleleriyle aydınlanmaya, köklenmeye, yeniden yaşanmaya başladı. Çocuk doğurmak yerine, kendini yeniden doğurmayı, gerçek doğurganlığın ruh-akıl-beden üretkenliğinde çoğalmakla gerçekleşeceği sihirli formülüne tutunmayı yaşam bilenlerin yazmaya başladığı tarihle, kadın, toplum ve özgürlük alanları aydınlanmaya, tarihi ve toplumu aydınlatmaya başladı. İktidarlı, devletli, erkek egemen uygarlık tarihinin kadının ve halkların başına neler getirdiği gerçeği daha görünür oldu. Bugüne kadar insanlığı yaşatan üretkenliklerin kaynağı toplumsallığın ve neolitiğin, kadın devriminin ürünü olduğunu ve tüm belaların bu yüzden başına geldiğini öğrendi. Öğrendikçe bilinçlendi, öfkelendi, öfkesini büyük özgürlük mücadelesine dönüştürdü. Devrim içinde devrimler gerçekleştirerek ordulaştı, partileşti, kadın kurtuluş ideolojisine dayanarak, kendi kaderini eline alan alanlar, örgütlenmeler ve bir toplumsal sistem yaratma yolunda devrim ve emek işçiliğine girişti. Yaşamı güzelleştiren, özgürleştiren, eşyaşamları geliştirmenin iddiasına soyunan bir başkaldırı, direniş ve mücadelenin öncülüğüne girişti.

Bu direngenliğin, üretkenliğin, erkek egemen sistemin ayartıcı alanlarından kendini kurtararak, kendi olmanın hikayesini yazmaya başlayan kadının, bütün öfkeleri üzerine çekmesi anlaşılırdır. Nuh tufanı nasıl insanlığı kurtarmanın hafızasında yer edindiyse, küresel kapitalizmin tufanından kadını, doğayı, insanlığı kurtarmanın Önderi, militanları, kadınları, halkları kurtarma cüretini gösterenler en acımasız yöntemlerle cezalandırılmalıydı. Egemenlik tarihinin kirli hafızasında birikmiş bütün yöntemler bu yüzden devreye girdi, kullanıldı. Kopan bu tufanın arkasında zihniyet, yaşam ve sistem savaşları var. Bu savaşta kadınlar köleliklerinin derinliğini gördükçe, kurtuluş paradigmasını yaşamsallaştırmanın ön saflarına koştular. Yaşamı kurutan ideolojilere, düzenlere, sistemlere başkaldırının, kendinde kurumlaşmış erkek sistemini çözmenin enerjisinin yarattığı ruhla yüceldiler. Kanatlandılar, savaştılar, savaştırdılar; özlemleri gerçeğe dönüştürmenin fedailiğine giriştiler. Zorlandılar, yoruldular, eksildiler, ama hep umutla mücadelede derinleştiler, kendilerini çoğaltmanın, kadın yoldaşlığında çoğalmanın formülünü keşfetmeye çalıştılar. JİN Jiyan Azadî toplumsallığının sırrına erdiler, yaşadılar, yaşattılar. 8 bin yıl sonra, ikinci kadın devriminin, kadına ve insanlığa kazandıracağı enerji ve üretkenliğin keşfine giriştikçe, heyecanla, aşkla analık kültürünün gerçek fedakarlık ölçülerini geliştirdiler.

Bu ölçüler, iktidar ve egemenlik adına kadına ve toplumsallığa dayatılan parçalama, dağıtma ve egemen erkeğe bağlamayı aşan, aştırtan ölçülerdir. Özgürlük bilinciyle yoğrulan, yaşatan, direnişi yükselten, kadının özgürlük ve toplumsallık sisteminin temeline dönüştüren ölçülerdir. Bu ölçüler, giderek Kürdistani ve Ortadoğu halklarının rengini almaya başlayan, demokratik ulus ve yaşam sistemine yön veren ölçülerdir. Kölelik zeminlerini kurutan, yüce kadınlara, duygulara dayanan güzelleşme, direngen yaşam ölçüleridir. Bu ölçüleri yaratan ve yaşatan yoldaşlığın sırrına erme, anlamlandırma; kadın özgürlük ilkelerinde savaşı derinleştirme ve özgür eşyaşamın kaynağına dönüştürmenin yeni bir yılına girerken, Delalleşerek mücadeleyi kazanma sözümüzü yineliyoruz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page