KENDİ SANATIMIZı savunma zamanı

Zabel MİRKAN

  • 12 Temmuz 2018

franciaBurjuva kapitalist toplumda sanat, diğer herşey gibi, öncelikle bir ticari üründür. Sanat yapıtının değerini belirleyen şey, büyük ölçüde sanatçının tanınırlığı ve bilinirliğidir. Sanat yapıtının sınıf mücadelesinin bir ürünü olduğu kabulü ya da hakim sınıfın, egemenlerin her tarihsel dönemde ve birçok stilistlik eğilimin her biri içinde sanatı, kendi sınıfının gücü ve ayrıcalığını sürdürmesini sağlayan kendi değerlerini (örneğin eyleme geçmekten ziyade oturup kalmak) yaymak için nasıl ideolojik bir araç olarak kullanıldığının teşhiri, kullanım değerine dair anlayışlar olmaları nedeniyle tabudur. Bunun yerine öne çıkarılan ve bir sanatçının ününü oluşturan şey sanatçıyı bireysel olarak diğer sanatçılardan ayıran özgün üslubudur. Bu özellikler, burjuva sanatının sanatçıya dayattığı en üstün “erdem”lerdir.

Bir başkaldırıdır Dada

Beklenmeyen kitle hareketlerinde ya da savaş dönemlerinde ise ibresi değişir sanatın. I. Dünya Savaşı döneminde ortaya çıkan eserleri ve sanat akımlarını hatırlayalım. Dada, bu akımlardan yalnızca biri ve belki de en etkilisi. Dada: I. Dünya Savaşı’nın yıkımına tanık olmuş sanatçıların, yok olan her şeyle birlikte -binalar, yapılar, insanlar- ürettikleri eserlerin de yok oluşuna tanıklığının tetiklediği bir karşı-sanat akımı. Aslında bir akım değil Dada; bir başkaldırı, belki bir hareket. Manifestolarında şöyle tarif ediyorlar bu hareketi: “Bizimle birlikte çalışanlar, özgürlüklerini korur. Para kazanmak ve burjuva zevklerini okşamak için mi yapılır sanat? Para şıkırtılarının sesi duyuluyor kafiyelerde, şiş göbeklerin kavisi boyunca kayıyor ton değişimleri. Bütün sanatçı toplulukları, değişik kuyruklu yıldızlara binerek vardılar en sonunda bu bankaya. Yastıklara serilme ve yiyip içme olanaklarına kapılar açık.Verimli bir toprağa yerleşiyoruz burada.” İsimleriyle ilgili pek çok iddia var ama en bilineni, bebeklerin çıkardığı “da”, “da” seslerinden ortaya çıktığı; kimilerine göreyse gerçekten hiçbir anlamı yok. Ürettikleri eserlerin bir gecede yok oluşuna tanıklık eden bu insanlar için sanat eseri diye bir şey de yok artık.
Politik gibi görünmeyip döneminin en hararetli politik sanat akımı olarak yerini aldı diyebiliriz Dada için. Gerçek bir anarşizan çıkışla, sergileri yaptıkları yerleri sergi ziyareti bittiğinde yakmaları; yıkıma uğrayan her şeyin değerinin yine yıkımla anlaşılabileceğini düşündüler. Sergi salonlarını yaktıklarında büyük tepki gördüler, hatta korunaklı sınıf onları “ne yapmaya çalıştığı belli olmayan; ama nihayetinde terör faaliyetlerine destek veren bir sanat akımı” olarak değerlendirdi. Terör faaliyetleri? Muhtemelen I. Dünya Savaşı esnasında yerle bir olan evlerden, binalardan, dağılan ailelerden, kocalarını cepheye göndermek zorunda kalan milyonlarca kadından haberdar değillerdi bu insanlar.

OHAL Türkiyesi’nde sanat

ZABEL MIRKANrkiye’de devam eden savaş ise, şüphesiz sinemayı, tiyatroyu ve diğer birçok sanat dalını etkiledi. Sanatçılar, Çözüm Süreci’nde çektikleri filmlerle ödüllere boğulurken günümüzde yargılanmaya başladılar. Çözüm Süreci’nde sürece katkı olarak görülen filmler, Kültür Bakanlığı’ndan dahi destek aldı. Peki şimdi? Adliyeler bu sanatçıların “terör propagandası”, “suçu ve suçluyu övme” davalarıyla doldu taştı. Bu tablo karşısında bazı sanatçılar ise geri çekilmek zorunda kaldı.

Sanat, insana aklını ve hayal gücünü “özgürce” kullanma olanağı sağladığı için kıymetli sayılır, ancak insan, aklını ve hayal gücünü yalnızca politika tarafından kirletilmemiş zamandan bağımsız ve evrensel değerler konusunda kullanmakta “özgür” müdür?” Politikanın böylesine karalanmaya çalışılması, OHAL dönemi Türkiyesi’nin sanatı için sıradan bir denk geliş midir? Ya da sınıflı toplumun tarihi, tüm zamanlarda ve tüm yerlerde sanatın hakim sınıf elitlerinin, devlet başkanlarının ve hayırsever sanayicilerin hizmetinde olduğunu göstermiyor mu? Toplumda ayrıcalık ve iktidar sahibi olan bu egemenler sanatın kullanım değerini, insanlara sanatı sunarak onların dikkatini var olan düzeni sorgulamaktan başka yöne çevirmek olarak görenler değiller mi?

Devrimci sanatın çağrısı

cover_sanat_akimlariİhtiyacımız olan sanatı bundan böyle toplumdaki sınıfsal ayrımlar ve sınıflar arasındaki, sömüren ve sömürülen arasındaki mücadeleyi gizlemeyecek, aksine bu gruplar arasındaki ve etkin bir biçimde mücadeleye dahil olmak isteyenler ile istemeyenler arasındaki sınır çizgisini keskinleştirecek dikkatleri sınıfsal çelişkilere çekecek ve bunları tahrik edecek yeni ve devrimci bir biçimde kullanmak. Bu amaca yönelik olarak üretilecek her sanat eseri, mücadele eden grupların gerçekliğiyle karşı karşıya gelmesi ve bu mücadelede tavır alması için yapılan bir çağrı olacaktır.

Savaş dönemi koşullarını, özellikle sinemacıların hiçbir yerden bütçe alamadığını; kendi çabalarıyla bütçelerini oluşturduklarını göz ardı etmeden ve mutlaka en ağır eleştirileri yöneltmeden önce düşünmek gerekir: Çektiği filmler nedeniyle yargılanan bu insanlar, hâlâ bir şeyler üretmeye çalışıyor ve en kötü haliyle bile bizim sınıfımızın, bizim kültürümüzün, bizim halkımızın yönetmeni. Orta yolcu bir çizgiyi işaret etmeyen, iktidar mekanizmalarına yaranmaya çalışmayan, karşı-devrimci niteliği olmayan her sanat eseri, devrimci bir sanat eseri olarak karşımızda. OHAL’e, KHK’lere, tanklara, toplara inat bu insanların ve ürettiklerinin yanında olma zamanı şimdi.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page