Kadın enternasyonalizmini yükseltme zamanı

Zerya GÜL

  • 19 Mayıs 2017

MANSET-Mayıs ayı emek, direniş ve özgürlük adına yola çıkanların sembolleştiği ve karakter kazandırdığı bir ay. Bütün sınırların aşıldığı, devletçi bütün ideolojilerin yerle bir edildiği, milliyetçiliğe karşı enternasyonalizmin zaferinin, halkların emek kardeşliğinin yükseldiği bir ay. Chicagolu işçilerden Deniz-Hüseyin-Yusuflara emek, devrim ve sosyalizm aşkına; İbrahim Kaypakkaya’nın devrim inancının görkemine; Haki Karer’in devrim emekçiliğine, yoldaşlığına, halkların kardeşliği inancına; Ferhat-Necmi-Eşref ve Mahmutların devrim ateşinde hücre hücre umudu yeşertmesine; Mehmet Karasungur-İbrahim Bilginlerin sosyalizm inancına, özgür bir ülke ve yaşam özlemine tanıklık eden bir ay.

Mayıs ayı aynı zamanda kadın olmanın onuru ve gururunu mücadeleyle taçlandırmanın ayı. Özgür kimlik ve kişilik kazanmada ısrarın, tüm cellatlara karşı yılmaz direnişçiliği temsilin sembolü bir ay. Leyla Kasım gibi cesur ve direngen, üç erkek yoldaşıyla birlikte idama giden Şirin Elemhuli gibi dik durabilmenin, iradesiyle düşmanını kahredenlerin ayı.

Büyük emek direnişçiliği, kardeşlik, özgürlük ve sosyalizmin ruh kazandırdığı bir zamanın içinde hem kendimizi var ediyoruz hem de birbirimizi oluşturuyoruz. Kadın olmak, özgürlük ruhuyla yoğrulan emekte, mücadelede yeniden anlamına kavuşuyor.

Yeni bir enternasyonalizm ruhu 

Erkek sorguluyor; devlet-iktidar ve egemenliğin yarattığı tüm bencilliklerin kirlettiği ruhunu, bedenini arındırmaya koyuluyor. Halklar, özgürlük ruhu ve direncini saklı tutan geçmişlerinin izinde yarınların umudunu büyütüyor, tüm faşist zorbalara karşı direniyor; kimlik ve kişilik kazanıyor. Ulus-devlet adına çizilen, tekçiliği dayatan vatan-millet-bayrak-dil sınırlarını parçalayan yeni bir devrim ve enternasyonalizm ruhu, bilinci ve mücadelesi gelişiyor. Marxlı yılların enternasyonalizmi Batı merkezli, Doğu’yu yeterince tanımayan, çözümlemeyen, tarihini ve emek birikimini göremeyen ve kapitalist modernitenin ulus devlet sınırlarına takılan bir enternasyonalizmdi. Leninli zamanlarda devrim ruhunun yarattığı canlanma, sınırları aşarak enternasyonalist bir buluşma gelişse de, insanlığın temel krizlerini görmeye yetmedi; reel sosyalizm deneyimi ile devletli sistem sınırlarını aşamadı, büyük devlete ve çıkarlarına yedeklendi. Emek üzerinde duruldu, ancak emeğin özgürleştirici kaynağı keşfedilemedi. Kadın, erkek, yaşam özgürleşmedi, sosyalizm ütopyası devletin bekasına endekslendi.

Emeğin tarihselliği, birikiminin kökeni, kadın eksenli ekonominin yaşam kuran ve direnerek kendini bugüne taşıyan damarı, gücü görülemedi. Kadını çözümleme kaba sınıf sınırlarına takıldı; donuklaştırdı, kaba anlamda eşitleştirdi, ancak özgürleştirmedi. Kadınla yaşamın, kadınla emeğin, kadınla sosyalizmin bağı soğuk materyalist cümlelerde dondu, kaldı. Hatta sosyalist devletin çıkarlarına ve ihtiyacına hasredilerek yok sayıldı, pragmatizminde görünmez oldu.

Tuzaklı yollardan uzaklaşıyoruz

Yirmi birinci yüzyıl devrimleri demokratik moderniteye dayalı demokratik sosyalizm ekseninde gelişiyor. Yeni bir enternasyonalist ruh ve bilinç kendi eylemini yaratıyor. Yeni dönem enternasyonalizmi, evrenin sınırsız yaratıcılığına, doğanın üretkenliğine, kadının direngenliğine dayalı gelişiyor. Kadın eksenli ideoloji, yaşam, sosyalizm ve özgürlük anlayışıyla örülüyor. Doğu’nun bitmez tükenmez toplumsallığından besleniyor, devletçiliğe ve iktidarcılığa karşı sistemdışı bütün toplumsal dinamikleri buluşturuyor. Büyük bir nehrin akışkanlığına dönüşüyor. Çok seçenekli bir oluşum ve süreç içinde, özgürlük eğilimini örgütlemeye, büyütmeye, emeğin özgürleştirici gücüne dayanıyor. Enternasyonalizmi kapitalist modernitenin tuzaklı yollarından uzaklaştırıyor, devrim ve sosyalizm özlemini, demokratik sosyalizmde somutlaştırarak tarihsel topluma dayandırıp, erkek egemen dünyanın ideolojik hegemonyasının dışına çıkarıyor.

Kadın emeğine, özgürlüğüne ve örgütlülüğüne dayanmayan hiçbir mücadelenin toplumsallaşamayacağını, mutlaka devlete kanalize olacağını ve yedekleneceğini savunan bir sosyalizm, komünalizm anlayışının enternasyonalist ruhu çekiyor, buluşturuyor. Kaba materyalizmin nesne-özne ikileminden kurtularak, aşırı maddeciliği aşmanın yeni yollarını keşfeden özgürlük felsefesi kadın doğasının toplum doğasıyla, toplum doğasının doğayla kopmaz bağına dönüyor. Evrensel diyalektiğin insanda dile gelişinin arayışında yeniden anlam buluyor.

Yeni dönem enternasyonalizmi doğuludur, kadındır

Anlamanın, varlık kazanmanın, bir kimlik ve kişiliğe kavuşmanın bin devlet kurmaktan daha değerli ve önemli olduğunun yolunu gösteriyor. Anlam arayışının, zamanı yakalama ve yaşama özleminin direnişe dönüştüğü günlerin toplumsallaşan gücüyle olgunlaşıyor. Sadece düşünmenin yetmediğinin, bir de yürek gücünün sezgiselliğinde düşüncenin yeniden kendini üretmesinin önemini keşfediyor. Aşırı maddeleşmenin, bireyleşmenin, mülkiyet ve devlet sınırlarına hapsolmanın karşısına sınırsız toplumsallık ve özgürlük dünyasını koyuyor. Toplumsallıkla bireyleşme, bireyleştikçe toplumsallaşma; büyülü bir duygu ve düşünce dünyası olarak yeniden gelişiyor. Hakikat anlamlaşıyor, anlam hakikate dönüşüyor.

Yeni dönem enternasyonalizmi anlam zamanını yakalama mücadelesinde somutlaşmıştır. Doğuludur, kadındır, devletdışıdır, ekolojiktir, her türlü tahakküme karşı demokratik toplumsallığın gücüne dayanmaktadır. Bütün bu özelliklerin ilk ve en çok katliama uğradığı mekandan başlayarak gelişmesi doğası gereğidir. Gerçek özüne kavuşan bir enternasyonal ruh, toplumsallık ruhuna dayalı gelişiyor. Kürdistan’da gelişen mücadele ve Rojava devriminin bu kadar çekici olmasının arkasında halkların, kadının anlam arayışı ve özgürlük ruhu etkilidir. Başta Almanya olmak üzere, birçok Avrupa ve Batı ülkelerinden, Latin Amerika’dan, Çin’den Kürdistan’da gelişen özgürlük devrimine katılım bu gerçeklikle ilgilidir.

Almanya, faşizmin en derin izlerini taşımakla birlikte Marx’ın devrim ve enternasyonalizm arayışlarının da esas mekanıdır. Enternasyonalizm temel krizini aşarak, Kürdistan’da, Doğu’da yükselmekte, Marx’ın arayışları gerçek özüyle buluşmaktadır. Bu anlamda emeğin özgürleştiriciliği, ortaklaştırıcılığı, bütün sınırları aşarak anlam dünyasını zenginleştiriciliği ve aynı okyanusa akan küçük-büyük bütün nehirleri buluşturuculuğuna tanıklık eden Mayıs’lardan geçiyoruz. Başka başka diyarlarda, aynı yürek atışı, aynı direngenlik, hakikat arayışçılığı ile varlık ve özgürlük kazanan kadın ve halklar mozaiğinin gücünü hissediyoruz. Böyle bir ruh ve direniş bütün dünyayı sarıyor.

Üçüncü dünya savaşının Ortadoğu ve Kürdistan’da yaşanmasının nedeni bu kökü, bu ruhu, bu hakikati yoketmeye dönüktür. Ancak nasıl Birinci Dünya-Paylaşım Savaşı Ekim Devrimi’ni, İkinci Dünya-Paylaşım Savaşı bu devrimin dünyanın yarısında demokrasi mücadelesi ve cephesine yol açtıysa, Üçüncü Dünya-Paylaşım Savaşı da Kürdistan Özgürlük Devrimi’ne yol açacaktır. Faşizmin kara-yeşil-beyaz her biçiminin intikamcılığının sınır tanımazlığı kadar, halkların özgür yaşam özlemleri ve umutlarının birleştirici ruhu ve enternasyonalizmi de bütün sınırları parçalayarak gelişmekte, umut vadetmektedir.

Emeğin, özgürlüğün, direnişin 1 Mayıs’ı demokrasi ve özgürlükten yana yüreği atan tüm umut yolcularına kutlu olsun!

Tüm dünya kadınları, yükselen faşizme ve egemenlik savaşlarına karşı birleşelim, kadın öncülüğünde yeni bir enternasyonalist cephede buluşalım!

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page