Kabul edilebilir miydi?

Müge TUZCUOĞLU

  • 11 Haziran 2018

Hukuk; insanın, bir arada yaşamasının/yaşayabilmesinin temel taşlarından biridir. İster din temelli, ister doğal temelli, isterse pozitivist temelli bir anlayışla geliştirilirse geliştirilsin, belli kuralları ve ölçütleri ile birçok değeri tanımlamakta ve korumaktadır. İnsan hakları hukuku ise hem insanın doğuştan gelen, hem de idealize ettiği ortak yaşam kurgusuna dair emelleri ile tüm hukuk sistemlerinin üzerinde bir külliyata sahiptir.

Aynı hukukun, eşit zamanda, bir arada yaşamak isteyen toplumlar ve bireyler üzerinde de etkileri vardır. Haksızlığa, eşitsizliğe, ihlale maruz kalan kesimlerin, ilk ihtiyacı; yaşadıklarının kabul edilmesi, adlandırılması ve cezalandırılmasıdır (bazen sadece kabul edilmesi de bir ceza, veya maruz kalan tarafından cezasızlık talebinin de bir ceza olarak varsayabiliriz). İkincil isteği de aynı olayın bir daha asla yaşanmayacağına dair verilecek güvencedir. Bu iki koşulu da sağlayabilecek güç; hukuktur.

Roboskililer, yaklaşık 7 yıldır bu hukuk mücadelesindeler. Köylüler, “propaganda, polise mukavemet” benzeri suçlamalarla cezalar aldılar. Ancak asıl dava olan katliamla ilgili dosyada henüz bir sonuç yok. Hatta daha vahim gelişmeler bile var.

Dosyanın hukuki sürecinde, ilk olarak Diyarbakır Başsavcılığı, ardından da Genelkurmay Askeri Savcılığı dosya hakkında takipsizlik kararı vermişti. Bunun üzerine aileler Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptı. Ancak “eksiklik süresinde giderilmediği” gerekçesiyle başvuruya “kabul edilemezlik” kararı verildi. Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruldu, ancak gecikmeyle. Burada da eksik belgeler ve başvuran bilgileri olduğu belirtildi. Ve AİHM geçtiğimiz günlerde, “iç hukuk yollarının tüketilmediği” gerekçesiyle kabul edilemez buldu.

Hani bazı evrak işleri vardır, prosedür uygulansa, belki çok can sıkıcı saatler, hatta günler sürecek, mülakatlara girecek, sonuçlar beklenecek türden uzatmalı işler. Evet, can sıkıcı, uzatmalı bir iş; ancak herkese aynı muamele yapıldığından, kimse kayrılmadığından aslında adaletli de. Aynı iş, orada çalışan bir hemşehri sayesinde bir dakikada halledilebilir bir de! Artık burada başka bir hukuk işler. Arkan varsa, işin görülür; eğer güçlü değilsen bu kurtlar sofrasında işin şansa kalmış. Bu, pek kıyaktır ama pek de adaletli değildir.

İşte bunlardan biri geleneksel hukuk, biri de pozitif hukuktur. Törelerle belirlenen kurallara karşılık, yazılı kati kurallar.

İnsan hakları hukuku, bunun da dışında bir şey. Birçok etmeni gözetir, en eşitlikçi olanını seçer, hiçbir farklılık üzerinden kurulmaz. Tabi ki onun içinde de çok ciddi tartışmalar vardır, özellikle kimlikler açısından. Yine de özellikle savaş ve çatışma hukuku içinde cankurtaran yönleri de vardır.

Roboski dosyasını bu üç hukuktan da incelemek mümkün. Hem sadece davayı değil, olayın yaşandığı günden bugüne yaşanan her şeyi, bu pencerelerden irdelemek mümkün.

Toplumu Savunmak Gerekir adlı eserinde Foucault, şöyle der; “İktidar her zaman zincirin halkalarının birbirleriyle olan ilişkilerinde bulunur ve iktidarı, o zincirin/ağın parçası olan özneler üretirler. İktidar onların dışında veya üzerlerinde değil, yapıp ettiklerindedir. İktidar ancak uygulamada aranabilir.”

Bir katliamla hayatı değişen köylülerden biri; “Biz küçük mutlu hayatı olan bir köydük. Başımıza bu geldi, ve artık hayatımızda her şey değişti” demişti.

Evet, AİHM, kabul edilebilirlik kararı verebilirdi. Ta oraya gitmeden, Anayasa Mahkemesi de aynı şekilde dosyayı kabul edebilirdi. Şimdi iktidarı en içimizden başlatarak soralım; biz her şeyi kabul edebilecek miyiz? O köyde her şeyin değişmesine izin veren, başka hesaplara göz yuman, katliamın hesabının sorulmamasına karşı alışkanlığımızı kabul edebilecek miyiz?

İnsan hakları hukuku, insan hakları mücadelesiyle vardır! Karşısında, dik durabilecek bir güce karşı ne AYM ne AİHM kabul etmiyorum diyemezdi. O anda, sen bunu zaten halklar nezdinde kabul ettirirdin. Evet, aynı zamanda bu hukuk belki de kitlelerin önünde olmalıdır, yol gösterici, ufuk açıcı olmalıdır. Ama o zaman da bu kadar beklentiye girmeyebilirdik. Şimdi birkaç avukatın eleştiri vermesi, AİHM’in açıklama yapması neyi değiştirir!

Kişisel kanaatim, sonraki kuşaklara, buna benzer katliamların bir daha asla yaşatılmayacağına dair verilecek güvence, eşitlik, haktır. Hiçbir iktidara -ve bu içimizdeki iktidar da dahil- kurban etmeden…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page