Işık ülkesi veya karanlık ülke

Müge Tuzcuoğlu

  • 16 Kasım 2017

Lycian_Kings_Tombs-DalyanLikyalılar, yaşam biçimi olarak, tarihte farklılaşan özelliklere sahip. Şehir devletlerinin bir araya gelmesiyle oluşturdukları bir meclisleri var. Ve hatta kadın yöneticileri de. Aynı şekilde ana soylu kimi düzenlemelere de sahipler. Hem mitolojide hem de kısıtlı arkeolojik bulgularla elde edilen verilere göre; Likyalılar hakkında çok ilginç ve değerli hikayelere rastlamak mümkün.

Likya’nın günümüz şehirlerinden Antalya ve Muğla arasında kurulduğu biliniyor. Dünyanın bilinen en eski meclislerinden biri Patara’da bulunuyor. Hatta ABD kurulurken, Likya federe sisteminin örnek alındığı söyleniyor. Likya’nın başkenti ise Ksantos. Yani bu meclisin işleyişinin sürdürüldüğü yer. Dini merkezi ise Letoon. Desenlerle süslenmiş yapılar, 5700 kişilik tiyatrosu ve özgün mimarisi ile bugün bile görkemini koruyor.

Bu antik yerleşim yerleri ayrıca UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Vedat Atasoy’un Radikal Gazetesi’nde aktardığına göre, Likyalıları öne çıkaran bir hikayeleri daha var:

“Güçlü Pers ordusu, M.Ö. 545 yılında Ksantos’a saldırmış. Ksantoslular büyük bir yiğitlik örneği göstererek, o dönemde bütün düşmanlarını dize getiren Pers ordusuna direnmişler. Ancak kuşatma uzadıkça anlamışlar ki bu savaşı kazanmaları imkansız. Ve tarihin en acıklı özgürlük kararını almışlar: Tek bir Ksantoslu bile teslim olmayacak ve Perslerin tutsağı olmayacak! Kadınlarını, çocuklarını, kölelerini ve tüm mal varlıklarını kalenin içinde toplayıp ateşe vermişler. Ardından tüm Ksantoslu savaşçılar, Pers ordusuna ölümüne saldırmışlar. Ve sonuç olarak, o savaşta hiçbir Ksantoslu esir düşmemiş.

Bağımsızlıkları uğruna savaşmış, özgür insanlar olarak ölmüşler. Ancak bu savaştan önce yaklaşık 80 aile yaylalara gittikleri için Ksantoslular tarih perdesinden tamamen silinmemiş. Şehre geri gelen bu aileler, Ksantos’u tekrar kurmuş. Yıllar sonra M.Ö. 42 yılında bu kez ünlü Roma İmparatoru Brütüs saldırmış Ksantos’a. Yiğit Likyalılar, Romalılara karşı büyük kayıplar vermiş. Ancak yine güçleri yetmemiş ve tarih tekerrür etmiş.

Çünkü Ksantoslular teslim olmazmış! Tıpkı atalarının yaptığı gibi, her şeylerini yakmış ve birbirlerini öldürmeye başlamışlar. Brütüs bile gördüğü bu hüzünlü sahneden çok etkilenmiş ve Ksantoslulara acımış. Kurtarılan her Ksantoslu için ödül koymuş, fakat çok az Ksantoslu hayatta kalabilmiş. Bu tarihten sonra Roma hakimiyetine giren şehir, bir daha eski görkemli günlerine dönememiş. Arap akınlarının sonucunda da tarih sahnesinden yavaşça silinmiş.

***
Likya-Yolu-Pinara1Likyalılar’ın İ.Ö. 7’nci yüzyılda yaşadığı tahmin ediliyor. Sonrasında o topraklarda çok şey yaşanmış. Likyalıları bu yazıya taşıyan ise, bir işkence olayı. Muğla’da 5 Ekim günü bir çatışma yaşanıyor ve 5 kişi öldürülüyor. Sonrasında da 7 kişi gözaltına alınıyor. Bu durumda olağanüstü olan ise, gözaltına alınan kişilerin, maruz kaldıkları işkence. Yedi kişi de çıplak arama yapılıyor, yere yatırılıyor ve bekletilerek teşhir ediliyor. Sonrasında da tutuklanıyor. Nedenleri ise hala açıklanmış değil!

Yedi kişinin işkenceye maruz kaldığı yer, fotoğraflardan görülebildiği kadarıyla, Letoon antik kentine giden yolun kenarı. Yani o yedi kişi, günümüz Türkiye koşullarında işkence gördüklerinde, aslında yüzyıllar önce demokratik bir birlik kurabilmeyi başarmış bir topluluğun ayak izleri üzerindeydiler.

İşkence görüntülerinin adaletsizlik duygusunu pekiştirdiği kadar, bir tabelanın hemen altında, git gide daha da geriye götürülen bir ülkenin çaresizliği duygusu iç içe geçiyor. Daha farklısı mümkünken hem de, yanı başımızda defalarca denenmişken, en ilkel yol olarak yeniden yeniden işkenceye başvurulmasının çaresizliği bir de.

“Üzerini kontrol etmek” gerekçesiyle, son zamanlarda çıplak aramanın birkaç kez gündeme geldiğine tanıklık ediyoruz. Yere yatırmanın da “etkisiz hale getirmek” ile yine denendiğini görebiliyoruz. İşin önemli boyutlarından biri de bu görüntüyü uzun süre tutarak, aslında olayı yedi kişinin dışına taşırmak. Ve hatta fotoğraflayıp, bu kareleri tüm medyaya servis ederek, yedi kişinin dışında yetmiş milyonun hedef alınmak istenmesi de…

Bu olay ile ilgili yedi kişinin tutuklanması dışında yürütülen bir soruşturma henüz yok, soru önergeleri de henüz cevapsız. Bu yedi kişi sembolünde, yetmiş milyon insana savaş hukuku uygulandığı açık. Savaş hukukunun uygulandığı bir bölgede, demokratik bir hukuk düzeninin yürütülmesi ise imkansız. Çünkü ya savaş hukukunu ya da insan hakları hukukunu esas alabilirsiniz. Aslında, bu görüntü, hem savaş hukukunun ilanı (öncesindeki pek çok görüntü ile), hem yetmiş milyon insanın suç ve ceza ile imtihanı babında gözdağı, hem de tarih sahnesinde demokrasinin yerle bir edildiğine dair delildir.

Bu ülkede yaşayanların, kendi yaşamlarına ve yaşam haklarına hangisini müstahak gördüklerini ise yine zaman gösterecek.

Mesela Likyalılar, işgallere karşı kendilerini yok etmişler. Ve arkalarında nasıl bir not bırakmışlar tarihe biliyor musunuz?

“Evlerimizi mezar yaptık,
Ve mezarlarımızı kendimize ev…
Evlerimiz ateşe verildi,
Ve mezarlarımız yağmalandı…
Yüksek tepelere sığındık,
Yerin dibine saklandık,
Su içinde gizlendik,
Geldiler ve bizi buldular…
Bizi yaktılar ve yok ettiler,
Bizi yağmaladılar…
Ve biz,
Analarımızın uğruna,
Kadınlarımızın uğruna…
Ve biz,
Onurumuz uğruna,
Ve özgürlüğümüzün…
Biz, bu toprakların insanları,
Topluca intiharı aradık
Arkamızda bir ateş bıraktık,
Hiç sönmeyecek…”

Hepimizin içinde yanacağı bu ateşi görebilmek ve başka bir yaşamı kurabilmek dileğiyle!

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page