İran artık değişim istiyor 

Armanc SARYA

  • 16 Şubat 2018

İran 2018 yılına halk ayaklanmaları ile girdi. Tüm dünyanın takip ettiği bu ayaklanmalar, İran ve Rojhilatê Kürdistan’ın birçok yerine yayıldı ve rejim değişikliği için binlerce insanın sokağa dökülmesini sağladı. Ayaklanmaların ilk başladığı yer ise rejimin kendi kalesi IRAN GOSTERILERDE KADINLARolarak gördüğü Meşhed şehriydi. Sonrasında İsfahan, Kirmanşan, Kum gibi önemli merkezleri de içine alan, dalga dalga yayılan bir ayaklanmalar zinciri başladı. Olayların başladığı yer olan Meşhed İslami İran’ın kendini kurumlaştırdığı, İslami iktidarın merkezi olarak kabul edilen bir şehir. Bu şehir aynı zamanda Horasan’ın da merkezi oluyor. Siyasal ve kültürel anlamda özgünlükleri olmasının yanı sıra on iki imamın sekizinci imamı olan İmam Rıza’nın türbesi de bu şehirde. İmam Rıza gibi Şii mezhebi için önemli bir yere sahip bir kişinin türbesinin burada olması, bu şehrin Şiilik için önemli bir yere sahip olması anlamına geliyor. Meşhed Şialar açısından kutsal ve stratejik bir konuma sahip. Eylemlerin ilk olarak burada başlaması aslında İran devletine önemli bir mesaj verdi. Çünkü devlet açısından Meşhed kendilerine ait olan, sistemin kendini rahatça idame ettirdiği yerlerden bir tanesi. Toplumsal olarak daha dinci ve muhafazakar bir yapılanma oluşturulmuş durumda Meşhed’de. Fakat işin bir diğer yüzü olarak Meşhed İran’da fuhuşun, yoksulluğun en yaygın olduğu yerlerden bir tanesi.

Halk toplumsal değerlerine sahip çıkıyor

İlk eylemlerin bu gerçeklik içerisinden çıkması, aslında devletin kendisini güvende hissettiği bir şehirde dahi mevcut devlet politikalarından rahatsız olunduğu gerçekliğini ortaya çıkardı. Rejim kendine ait gördüğü bir yerde toplumsal bir muhalefet ile karşılaştı. İslami iktidarın merkezi olması aslında yapısal krizi yaşama konusunda daha açık olduğunu gösterdi. Meşhed’in dinciliği ve cinsiyetçiliği, ekonomik krizleri çok daha derinden yaşaması oldukça muhtemel yerlerden bir tanesi ki son yaşanan durumlar bunun böyle olduğunu gösterdi. Meşhed’de yaşayan her insanı devlet taraftarı olarak değerlendirmek toplumsal gerçeklere tezat düşer. Sistemin kendini kurumsallaştırmak için her yolu devreye soktuğu yerlerde, mutlaka sistem karşıtlığı da açığa çıkar. Çünkü iktidar yaptıkları ile toplumun kimyasını değiştirmeye çalışmaktadır. Elbette ki toplumun da bu duruma karşı geliştireceği bir savunma sistemi vardır, bu da sisteme muhalif olmaktır. Bu son yaşanan olaylar herkese gösterdi ki, devletin kendini en rahat hissettiği yerlerde dahi İran devlet rejimi çok zayıf. Bu durum İran halkının toplumsal değerlerine sahip çıktığının bir göstergesidir.

Halkın tahammülü kalmadı

IRAN JINAyaklanmaların başlangıcı ekonomik talepler üzerinden oldu. Hayat pahalılığı, insanların alım gücünün olmaması, büyük bankaların iflası ve yatırımı olan insanların bundan büyük zarar görmeleri, İran’ın kendi yer altı kaynaklarını dışarıya satması ve halkın bu zengin kaynaklardan hiçbir zaman doğru dürüst yararlanamaması, İran’ın bölgede hakim olabilmek için diğer Ortadoğu ülkelerinde savaşa yatırım yaparak kendi ekonomisini uçurumun eşiğine getirmesinin hesabını hep halk ödedi. İnsanlar devletin ekonomik politikalarının sadece orduyu, molla bürokrasisini ve devletin kaymak tabakasını zengin ettiklerini gördüler. Bu yüzden eylemler doğal olarak ilk etapta mevcut ekonomik politikaların protestosu için başladı. Bu elbette ki doğal bir durum, çünkü hiçbir toplum ekonomisiz yaşayamaz. Ekonomi toplumu ayakta tutan en önemli argümandır. Bir toplumun yaşayabilmesi için ihtiyaçlarını karşılaması ve kendini bu konuda güvencede hissetmesi gerekir. Şu an ne Rojhilatê Kürdistan’da, ne de İran’da böyle bir güvence yok, insanlar fakir, işsiz, her açıdan devlete muhtaç kılınmış durumda. Bu gidişata toplum ancak bir yere kadar dayanabilirdi ve son yaşananlar halkın tahammülünün kalmadığını gösterdi. Aslında bir süredir İran genelinde böylesi bir toplumsal patlamanın yaşanması bekleniyordu, çünkü yaşananlar sınırları çoktan aşmıştı. Yaşanan bu toplumsal patlamanın geç kaldığını söylemek sanırım çok da yanlış olmaz.

Halk rejim değişikliğini talep ediyor

İlk talepler ekonomik talepler olarak ortaya çıktı. Ancak ekonomiyi ve politikayı birbirinden kopuk olarak düşünmek abes olur. Aslında her şeyin politika ile bağlantısı var, politikanın iplerini elinde tutan ise devlet oluyor. İşte bundandır ki İran halkı da yaşadıkları tüm haksızlıkların asıl sebebinin devlet sisteminin kendisi olduğu bilincinden hareketle, ayaklanmaların ilerleyen günlerinde taleplerini daha da radikalleştirdi. Artık talep edilen bazı ekonomik iyileştirmeler değil, sistemin yani rejimin tümden değişimi. Tüm ulus devlet yapılanmalarında görüldüğü gibi, İran devleti de kendini toplumu sömürme, toplumsal refleksleri bastırma, antidemokratik ve özgürlükten yoksun bir yaşam tarzı üzerinden inşa etmiş durumda. Bu durum Kaçarlar zamanında da böyleydi, Meşrutiyet zamanında da böyle oldu, Pehlevi hanedanlığı zamanında da aynı şekilde devam etti. Öze dönüş ve toplumsal birlik sloganlarıyla yola çıkan 1979 İslam devrimi de kendinden önceki iktidar geleneğini devam ettirmekle kalmadı, daha beterini halka reva gördü. İnsanların, kadınların ve erkeklerin devrimden beklentisi hayal kırıklığı ile sonlandı, devrim kendi çocuklarını yiyen bir canavara dönüştü. İslami iktidar halkın değişim istemini muhafazakar, dinci ve yasakçı bir sistem oluşturmak için kullandı. Yıllardır beklediğini ve aradığını bulamayan halk çoğu zaman toplumsal refleksini ortaya koydu, eylemler ve protestolar her zaman oldu. Devletin cevabı da elbette ki kendi iktidar geleneğine yakışır bir biçimde bastırmak ve yok etmek oldu. Bu yüzden bugün yaşananlar çok normal ve olması gerekendir.

Asıl sorun özgürlük sorunudur

IRAN KADIN EYLEMLERAslında halkın eylemsel rotasının bu duruma gelmesinden kaynaklı, yaşananlara halk ayaklanması demek daha doğru olacaktır. Birçok şehrin, en küçük yerleşim yerlerinin bile bu ayaklanmalarda yer alması, bir cinsiyet ayrımının olmaması, sınıfsal karakterden ziyade rejimden rahatsız olan herkesin bu ayaklanmalarda yer alması, olayların gidişatını fazlasıyla etkiledi. Yaşanan protestolarda hem muhafazakar politikalar hem de reformist politikalar eleştirildi ve reddedildi. Ne muhafazakar politikalar, ne de reformist politikalar toplumun sorunlarına cevap olabilecek durumdadır, tersine bu politikalar sorunların kaynağı olmaktadır. İran halkı bu gerçeği anlamış durumda.Taleplerin radikalleşmesi bu gerçeklikler ile bağlantılıdır. İran’da sadece hakları elinden alınmış Kürtler, Bahailer, Lorlar gibi halklar değil, tüm İran halkı devletin baskıcı, yasakçı, antidemokratik politika ve uygulamalarından rahatsız durumda. Eylemlerin içeriği ise bizlere şunu gösterdi, özgürlük sorunu herkesin sorunu ve insanlar artık özgürce yaşayabilecekleri bir sistem istiyorlar. Başta Rojhilatê Kürdistan olmak üzere tüm İran’da asıl yaşanan sorun özgürlük sorunudur. Bu halk ayaklanmaları da aslında toplumun özgür yaşam arayışı olarak tanımlanabilir. Bu açıdan aslında daha güçlü örgütlenmeler oluşturulabilirse ve halkın öz iradesi ile sürekli bir mücadeleye dönüşürse devrimsel karakterde bir sistem değişikliğine de gidilebilir.

İran’da mevcut sistemden kaynaklı hem ortak toplumsal sorunlar var hem de her topluma dayatılan sorunlar var. Bundan kastım şu; cinsiyetçilik ortak bir sorun, fakirlik ortak bir sorun, eğitim eşitsizliği ortak bir sorun, intiharların bu kadar artması, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, kadınların katledilmesi ortak bir sorun. Bir de bu sorunların üzerine farklı ulustan olma, farklı inanç ve kültürden olmaktan kaynaklı bizzat devlet tarafından yaşatılan eşitsizlik durumu var. Kürt halkı İran devlet sınırları içerisinde de kimlik, kültür ve ulus olarak özgür olma sorununu çok derinden yaşıyor. Kendini siyasi olarak ifade edebileceği hiçbir örgütlenme biçimine izin verilmiyor. Devlet eliyle yapılan birçok katliamı yaşamış bir halk. En ufak bir özgürlük talebi tutuklanma, sürgün ve katledilmek olarak kendisine geri dönüyor. Rojhilat Kürtlerinin iradesi yok sayılıyor ve Kürt ulusallığının bir parçası olmaması için her türlü baskıya maruz bırakılıyor. Benzer durumlar Araplar, Beluciler için de geçerli. İran’da inanç konusunda özgürlükler sınırlı. Şiilik İran’da siyasi İslam’ın kendisi için kullandığı bir argüman konumunda, Şii olmayan insanlar birçok haktan yararlanmıyorlar. Örneğin Bahai inancına sahip toplumların gençlerine eşit bir eğitim hakkı tanınmıyor. Yaresan Kürtler kendi öz kimliklerinden uzaklaştırılmak isteniyor. Bu kadar zengin bir halklar mozaiğine sahip bu coğrafya her açıdan erozyona uğratılmak isteniyor. Buradaki halklar bin yıllardır birbirleri ile kardeşçe ve barışçıl bir şekilde yaşadılar. Ancak bu devleti rahatsız eden bir durum, çünkü devlet için halklar ne kadar birbirleri ile çelişki ve çatışma içerisinde olursa, milliyetçilik ne kadar canlı olursa, toplumu yönlendirmek de o kadar kolay olur. İran devletinin bu tür girişimleri hep oldu, ancak bu konuda istenilen başarıya tam olarak ulaştığı da söylenemez. Son yaşanan Kirmanşan merkezli depremde Kürt halkına Fars halkından, Arap halkından birçok yardım geldi. Halklar birbirlerinin acılarını sarma, birbirlerinin zor günlerinde destek olma konusunda tarihten günümüze hep dayanışma içerisinde oldu. Son yaşanan eylemlerde de din, ırk, cinsiyet ayrımı olmadan tüm insanlar haklarını birlikte talep ettiler. Bu da şunu gösteriyor ki, eğer devletlerin iktidarcı politikaları olmazsa, toplumlar dinciliği, cinsiyetçiliği, ırkçılığı aşabilecek güçtedirler.

İran erkek egemen ideolojiyi kurumlaştırdı

IRAN GOSTERILER KADINLARKadınların bu ayaklanmalarda radikal bir biçimde yer alması bir değişimin mümkün olduğunun bir ispatı olarak yorumlanabilir. İran sistem olarak dünyada kadın üzerinde oluşturulan en baskıcı ve eşitsiz yerlerden bir tanesi. Molla rejimi içerisinde kadınların insan olup olmadıklarını tartışacak kadar geri fikirlere sahip kesimler var. Elbette kadınlara uygulanan eşitsizlik durumu sistematik bir gerçeklik, ideolojik bir yaklaşım. İran devleti de kadına karşı erkek egemen ideolojiyi kurumlaştırmış durumda. Egemen erkeklik üzerinden ayakta kalmaya çalışan bir devlet. Dinciliği ve cinsiyetçiliği her zaman iç içe kullanan İran’da kadın olmak çok meşakkatli bir yaşama sahip olmak demek. Kadınlar kadın olmaktan kaynaklı toplumsal sorunları iki kat, üç-dört kat daha fazla yaşıyorlar. Bu yüzden kadınların ayaklanmalarda olması çok doğal ve olması gerekendir. Bu durum bazı kesimlerde bir şok etkisi de yarattı. Birçok kesim kadınların bu kadar güçlü bir duruş sergileyebileceklerini tahmin etmediler. Böyle düşünen insanlar aslında kadınların istediklerinde ne kadar güçlü olabildiklerini, iradelerinin ne kadar büyük olduğunu bilmeyen insanlardır. İran’da kadınların her zaman sistem karşıtı olan bir gerçekliği vardır, bu yüzden zindanlara atılan yüzlerce, binlerce kadın var. Kadınlar sisteme karşı eleştirilerini buldukları her zemini kullanarak gösteriyorlar. Şöylesi bir gerçek de var, toplumsal sorunlar, sıkıntılar, adaletsizlik sadece erkeğin sorunu değildir. En fazla kadının sorunudur. Erkek ekonomik olarak sömürülüyor, ancak kadın daha fazla sömürülüyor. Erkek dinciliğe maruz kalıyor, kadın daha fazla maruz kalıyor. Bu yüzden elbette ki kadınlar sokağa çıkıyor ve protesto ediyorlar. Eşitsizlik karşısında başkaldırmak, özgürlük ve adalet istemek belki de herkesten fazla kadınların hakkı.

Örgütlü kadın sistemi korkutuyor 

Son ayaklanmalarda da İran devleti her zamanki gibi kadınları görmezden geldi. Bu görmezden gelen yaklaşımın altında aslında büyük bir korku var. İran devletinin kadın üzerinde bu kadar baskıcı olmasının temel nedenlerinden bir tanesi kadınlardan korktuğu içindir. Oluşturulan bu sistem kadınlara ait, kadınların inşa ettiği bir sistem değil, bu yüzden sistem karşıtı olması daha rahattır. Kadınların bu büyük avantajını iyi bildiği için, kadından korktuğu için kadınları küçük düşürmeye çalışarak, kadınların güçlenmesini istemiyor. Örgütlü kadın sistemi korkutuyor. Şu bir gerçek ki asıl toplumsal değişimler tarihten günümüze kadınların da bizzat içinde yer aldığı ve mücadele ettiği değişimlerdir. Dünyadaki birçok devrime bakarsak, kadınlar ile karşılaşırız. İran İslam cumhuriyetinin oluşturulduğu günlerde de kadınlar oradaydı. Birilerinin kendilerine buyurması üzerinden ya da yönlendirildikleri için değil, kendi haklarını ve istedikleri bir yaşamı inşa edebilmek için bunu yaptılar. Değişim istedikleri için bunu yaptılar. Tüm güçleri ile mücadele ettiler. Ancak sonrasında yaşanan tam bir kabus ve hayal kırıklığı idi. Molla rejimi kadına daha çok yasak, baskı, işkence getirdi. Önceki sistem kadının başörtü takmasını yasaklarken, sonrasında oluşan sistem ise kafanı örteceksin dedi. Kadınlar açısından yaşanan baskının ve eşitsizliğin daha çok artması, özgürlüklerinin daha çok ellerinden alınması oldu. İşte bu yüzden kadınların herkesten daha fazla bu sistemden hesap sorması, herkesten daha fazla bu sisteme karşı öfkeli olması gerekir. Kadın olmaktan kaynaklı, bir değişimin olması için daha fazla mücadeleci olması gerekir. Son yaşanan halk ayaklanmalarında da kadınların yer alması hem protestoların hem de taleplerin karakterini oldukça etkiledi. Yaşananların daha toplumsal bir karakter kazanmasını sağladı. Eğer sokağa çıkan sadece erkekler olsaydı, eylemler bu kadar yayılmayabilir, nitelik olarak da bu kadar radikal olmayabilirdi. Kadınların özgürlük sorununun aslında toplumun özgürlük sorunu olduğu bir kez daha yaşananlar ile gözler önüne serildi. Şu bir gerçek ki kadınların öncülük yaptığı bu ayaklanmalar tüm topluma da büyük bir moral ve güç oldu.

Herşeyi iktidarına kurban eden bir devlet

IRAN KADINLARElbette ki İran ve Rojhilatê Kürdistan’da yaşanan durum Ortadoğu’nun içinde olduğu krizden bağımsız değil. İran her zaman Ortadoğu’da güç olmak isteyen bir devlet. Bugün de Ortadoğu politikası bunun üzerine kurulmuş durumda. Bu yüzden batılı devletler ile de bir rekabet içerisinde. Bölgede yer alan diğer devletler ile de bir rekabet içerisinde. Halkın ekonomisini, demokratik yaşam taleplerini kısacası her şeyi iktidar olma hayallerine kurban etmiş durumda. Yaşananlar aynı zamanda Kürt sorunu ile de bağlantılı. Milliyetçi politikalar yürütmek, Kürtlerin haklarını görmezden gelmek, Kürtleri hep katliam ve sürgün ile karşı karşıya bırakmak İran’ı bir ülke olarak hem ekonomik olarak, hem siyasi olarak hem bağımlı hem de güçsüz olarak bırakacaktır. Kürtlerin özgürlüklerinden yoksun olması, İran’da yaşayan halkların da özgür olmadıkları anlamına geliyor. Aslında devlet de bu çıkmazın içerisinde yer almaktadır, kendi inşa ettiği çıkmazın içerisinde. Yine dincilik, cinsiyetçilik de var olan sorunların temel kaynağıdır. Kadın ve erkek arasında özgür eş yaşam temelinde bir yaşam olmadığı müddetçe, farklı inançlara demokratik yaklaşılmadığı sürece bu sorunlar devam edecektir. Bunlar tüm dünyanın ve Ortadoğu’nun sorunlarıdır, bu gerçekliğin bir parçası olan İran’ın da sorunudur.

İran’da değişim şart

Şu anlaşıldı ki İran rejimi mevcut durumuyla daha fazla ayakta kalamaz. Bir değişim olması muhtemeldir. Devlet tutuklamalar, idamlar ile halkın demokratik iradesini bastırabilecek durumda değildir. Tersine devlet baskı uyguladıkça toplum daha da gerilmekte ve değişim istemi daha da büyümektedir. Açığa çıkan gerçeklik İran’ın da artık değişmek zorunda olduğudur. Değişim için gerekli olan halk iradesidir, demokratik ve özgürlükçü bir halk iradesi. İran’ın yanı sıra Rojhilate Kürdistan açısından da ulusal birlik ve halklarla demokratik temelde yaşam ilkesi gerçek çözümdür. Bunun için Rojhilat‘ın da daha radikal ve birliktelik temelinde bir politika yürütmesi şarttır. Kürtler şu an dünyada demokratik ulus projesi içerisinde öncü bir rol oynuyorlar. Kürtlerin Rojhilat açısından topyekûn bir ayaklanma durumu İran’ın sistemsel değişimini yaratacak güçtedir. Kürdistan özgürlük mücadelesi, aslında İrani halklar için de büyük bir şanstır.

Kimi kesimler tarafından Amerika’nın İran’a müdahalesi tartışma konusu. Ancak İran’ın değişimi için gerekli olan hegemon bir gücün müdahalesi değil, halkın kendi için dinamikleri ile geliştireceği bir mücadeledir. Irak, Suriye ve Afganistan’da yaşananlar gözler önünde. Kapitalist modernitenin kendini ayakta tutma çabaları sonucu Ortadoğu bir kaosun içinde. Amerika gibi hegemon güçlerin başını çektiği, dünyayı ve beraberinde Ortadoğu’yu yeniden dizayn politikaları halklar için daha fazla kaos ve savaş demek, daha fazla ötekileşmek demek. İran için yaşanacak bir değişimin halk iradesiyle gelişmesi, halkın bunun için kendi örgütlenmelerini oluşturması elzemdir. Eğer halk bu konuda iradesini ortaya koyamazsa, çıkan toplumsal reaksiyondan başka güçler faydalanmak isteyebilir. İrani halkların tarihten gelen bir demokrasi geleneği var. Buradaki halklar binyıllarca birlikte yaşamanın verdiği tecrübe ile tekrardan demokratik ulus birlikteliğini oluşturabilirler. Bugün koşullar her zamankinden daha fazla bunun için müsaittir. Önemli olan mevcut koşulları halkların kazanımına dönüştürebilmek.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page