Hit şarkım ve kaçınılmaz diyalektik

KAKTÜS

  • 22 Ekim 2017

Eleştiri; yalnızca yerine alternatifi ya da çözümü konulduğunda anlamlıdır. Diğer türlü ya yargılamadır ya da saldırı. Tabii en önemlisi de eleştirinin yapıcı ve inşa eden yanıdır. Eleştiri az biraz pozitiftir, kaldırır, enerji ile birlikte dinamik kazandırır. Acı gelse bile az-çok hakikate denk gelmelidir. Eleştiri, hakikat terazisinde dengesini bulmaz ise dağıtır ve dağılan şeyleri bir ömür uğraşsanız da toparlayamazsınız.

Tabi eleştiri yapmanın biçim ve biçimsizlikleri de yok değildir. Kimileri eleştirilerini düz hat üzeri geliştirir, kimi zikzak çizer. Kimi ezop dilini kullanır, kimi kinayeli sözcüklere başvurur. Kimi de mizaha sarılır. Lakin mizahla gelen eleştiri unutulmazlar listesine girer. O yüzden eleştirinin muhatapları, yapılan eleştiriler içerisinde en çok mizahla gelene içerler. Çünkü mizahla gelen eleştiri hittir. Hit olan eleştiriler ise hep akılda kalır. Eleştirinin muhatapları ise alaya alındıklarını ve durumun ciddiyetsizlik içerdiğini iddia ederler. Önemli değil. Risk alıyoruz. Zaten risk alanlar sınırlarını bilebilirler, öyle değil mi?

Derler ki; insanlar bir şeyi yıllarca yapınca o konuda deneyim kazanır. Geliştirir, büyütür. Her yıl üzerine bir yenisini ekler. Ve bir gün gelir o konuda mükemmele ulaşır. Ulaşmasa bile yakındır. Tabi bu genel bir diyalektiktir. Fakat kim demiş diyalektik hep böyle işler?! Zaten önemli olan diyalektiğin paslanmaması. Ya paslanırsa ne yapacağız? “Şimdilik durmasın da bu bize yeter” diye düşünebilirsiniz. Oysa isteseniz de durmaz. “Gelişimin” önü alınamaz ve diyalektik pas tutmaz…

Eylül’ün 16’sında yapılan 25. Kürt Kültür Festivali’ne katıldım. Bir asrı dörde bölerseniz eğer, bu festival tam çeyrek asırlık bir geçmişe sahip. 25 yıl evvel festival alanında atılan sloganlar ve yaşanan coşku muhtemelen unutulmazlar listesindedir. Çünkü o dönemin sloganları (bana göre) çağa damgasını vurdu. O zamanlar tüm Kürdistan’da aynı sloganlar atılıyordu; “Vur gerilla vur, Kürdistan’ı kur!” “Gençler Botan’a, özgür vatana!” Tabi bir zamanların efsane grubu olan Koma Berxwedan’ın festivallerde sahne alışı… Seslendirdikleri o eşsiz stranlar, o bitimsiz ezgiler ve yaşatılan sanat… Bugün bile oturup Koma Berxwedan’ın o bitimsiz, eşsiz müziğini dinlediğimde ruhum şahlanır, devrimci ritüellerde kendimi kaybederim… Hey gidi hey, dillerden düşmeyen o devrimci şarkılar … Mesela, “Başına bir hal gelirse canım, dağlara gel dağlara…”  şarkısı vardı. Polis dahil herkes hevalleri tanırdı. Hevaller, “Durun, yapmayın!” dediklerinde herkes dururdu. “Tamam heval” denilirdi. Herkes uzak akrabasını, yıllarca göremediği arkadaşlarını festivalde görmek için can atardı. Aileler, hemşeriler, devrimci-demokratlar, Kürdistanlılar festivalde buluşurdu. Siyasetin yanı sıra biraz sanat, biraz halay ve biraz da yemeğin herkese faydası büyüktü. Hatta ufkun genişse az biraz eğlence de olabilirdi. Ve tabi daha bilmediğimiz nice şeyler için festival kaynaştırıcıydı. Hatta kim bilir, belki de kimi kaynatıyordu. Özele girmeyeceğim.

Dile kolay 25 yıllık bir festival geçmişine sahibiz. 25 yılda festival öyle büyümüş, çeşitliliğine çeşitlilik katmış, bir de çocuklar için eğlence bölümleri açmış, kültürel ve sanatsal yükselişe geçmiş, etkinlikler artmış, festival zenginliğine zenginlik katıp, sayısını 3-5’e katlamış diyeceğim, ama öyle bir şey yok. Hele festival yerini sormayın gitsin. Ben soruyor muyum? Hayır!

Festivalin bazı geleneksel yönleri devam etse de, 25 yılda çeşitlenmediğini, farklılaşmadığını, diyalektik bir seyir izlemediğini söylemek kesinlikle haksızlık olur. Mesela bu yılki şarkılar çok ilgi çekiciydi. Düğün müziği “sanatında” yeni bir ufuk açıldı. “Werin sêva”dan sonra bu yılki festivalde “Zewac çiqas xweş e, werin zewacê”ye diyerek yılın hit şarkısı seçildi. Şimdi arabada, evde, telefonda kendimi motive etmek için sürekli “Zewac çiqas xweş e, werin zewacê” şarkısını dinliyorum. Benim idolüm artık belli. Elektronik saz eşliğinde “Zewac çiqas xweş e, werin zewacê. De hey, de hey…” Yürü, kim tutar bizi. Neydi o; “Gençler Botan’a özgür vatana!” Wıışşşş, “Werin sêva!” “Başına bir hal gelirse, deheyyy werin zewacê!” “Deheyyy, vur davulcu vur, şu düğünü kur!” Yeminle kimse festival anlayışımızın, geleneğimizin gelişmediğini söyleyemez. Mesela artık Koma Berxwedan ilk sahneyi alıyor, ne söylediği belli olmadan iniyor. Eskiden böyle miydi? Onlar en son çıkardı ve tüm millet sonuna kadar onları beklerdi. Ama geliştik tabi. Aştık biz onları. Hep onlar assolist olacak değiller ya?!? Bir de programlar yapılırdı, sonuna da “sürpriz sanatçılar var” diye yazılırdı. Herkes sürprizi beklerdi. Şimdilerde sürprizin kendisi bir sürpriz. Tıpkı çekilişte hepsi boş çıkan kağıtlar gibi. Büyük bir heyecanla bekliyorsun. Sonra “bitti” deniliyor ve tabi adrenalin tavan yapıyor. Yani sürprizin en önemli yanı sürprizin olmaması. Bakın buradaki diyalektik çok önemli…

Yani nasıl desem bir kültür sanat festivalinde Kürt kültürüne ilişkin bir-iki figürün varlığı hakikatten mutluluk. Bu konuda festivalde koçerlere ait kon açan ve Kürdistan coğrafyasından tarihi eserlerin maketini büyük uğraşlarla getiren arkadaşları yürekten tebrik ediyorum. Ama halkımız o karpuzu zırt-pırt Amed Surlarından indirmeyecekti… Karpuz ha kırıldı, ha kırılacak diye Amele arkadaşın yüreği ağzına geldi. “Bak, bu Amed Surları, ahan bu da karpuz.” Karşıdaki de, “haqqet!” deyip karpuzu eline alıyordu. Ma Amele’nin yüreği hoplamayıp da  ne etsin. Lakin insan karpuzu görünce kendini tutamıyor. Yer de dar olunca, malum k.ç kadar yer. Gerçi bizim halkın da tarihi eserler hakkında tuhaf alışkanlıkları var. Müzeye gider, milyon euroluk topun üstüne oturur. Eskiyen fotoğraflarını yırtar. Tarihi kalıntıları “Ma taştır” deyip atar. Bilmeyen halkım KDP bayrağını Kürdistan bayrağı diye taşır. Daha ne diyeyim. Diyalektik kaçınılmazdır ve hepimiz bir gün eskiyeceğiz. Ama artık sürpriz yapmayın. Sürpriz sanatçı istemiyoz. Ani şeylere alışık değiliz, bünyemiz kaldırmaz, maazallah kalp duruverir?!?

Tabi başımıza ne hal geleceği belli mi!?! Fakat ben en iyisi burada duram, sonra “Daha karpuz kesecektik” falan derler, yol alamayız. Demem o ki, bu festival moleküler yapısına kadar ayrıştırılıp, diyalektik süzgece vurulmalı. Diyeceksiniz “haqqet!” He, haqqet diyom. “Biz Avrupa’daki Kürt kadın halkı olarak’ böyle diyoz. İtirazı olanlara proje hazırlayabiliriz. Bizde çözümsüzlük yok!

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page