Her şey yeni başlıyor

Yüksel GENÇ

  • 12 Temmuz 2018

Türkiye 24 Haziran’da siyasal hayatında tarihsel sürece nokta koyup yeni bir süreci resmen başlattı; MANSET142 yıllık parlamenter çaba, 98 yıllık parlamenter sistem yapılan seçimlerle resmen sona erdi. Döndüğü kavşakla beraber Türkiye, artık parlamenter sistemlerle yönetilen bir ülke değil.

Resmi adı “Cumhurbaşkanlığı sistemi” olan yarı başkanlık olarak da adlandırılan bu yeni sistemin içerik olarak günümüz dünyasındaki uygulamalardan farklı nitelikler taşıdığının altını çizmek gerekecek. Son üç yıllık geçiş süreci uygulamalarından edindiğimiz bilgiye dayanarak söylemeliyiz ki; bu yeni sistem her şeyden önce kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırarak, denge-kontrol sistemlerini zedeleyerek, parti-devlet uygulamalarına yol açarak modern dünyanın demokratik sistem nitelemesinin dışına çıktı.

Peki; modern dünya demokrasilerinin bir parçası olmak için 142 yıldır pek çok adım atmış bir ülke nasıl oldu da seçimle kendisini tüm bu çabaların dışına taşıyarak, kişi iktidarını güncelleyen otoriteryen sistemler ailesinin parçası kıldı? Bu sorunun yanıtı kuşkusuz tarihsel, kültürel, toplumsal, güncel ve psikolojik bağlamlarıyla tartışılmayı hak ediyor.

Minareyi çalan sadece kılıfı hazırladı

ank-22-05-2018-9Bu yazımızın konusu Türkiye’yi bu kritik kavşağa getiren seçimlerin bizatihi kendisi. Zira bu denli önemli ve kader belirleyen bu seçim öngörülen; sistemin içeriğiyle de oldukça uyumlu bir biçimde, meşruluk tartışmalarının ortasında, eşit ve adil olmayan koşullarda, anti demokratik bir ortamda gerçekleşti. Olağanüstü Hal (OHAL)  uygulamasının 2 yıldır tüm ülkeye hakim kılındığı bir ortamda toplumsal kaygıların ve baskılanmaların tavan yaptığı bir zaman diliminde, ekonomik, siyasal ve toplumsal krizin yükseliş halinde olduğu, sınırda savaş halinin canlı tutulduğu bir koşulda gerçekleşti. OHAL uygulamaları nedeniyle sistem muhalefetin sürgün, gözaltı ve tutuklama furyasıyla zayıfladığı, yargı kıskacıyla kontrol edildiği zamanlara denk getirilen bu baskın seçim, aslında sonuç olarak içine doğduğu koşulların gereğine uygun olarak da bitti. Minareyi çalan sadece kılıfı hazırladı!

Baskın basanındır disturunun gereği olarak seçimin galibi AKP-MHP ve Erdoğan ekibi oldu. Yeni  rejimin mimarı Erdoğan; MHP’ye gebe bir meclis çoğunluğuna dayanarak güçlü yürütme yetkilerine sahip oldu. Seçim marifetiyle otoriter tek kişi iktidarına dünya düzleminde de meşruluk kazandırıldı.

OHAL’in kendisi en büyük seçim hilesidir

Bu denli önemli bir sonuç orta yerde duruyorken; şimdilerde çokça yapıldığı üzere seçimlerde hile yapılıp yapılmadığı üzerine tartışmalar aslına bakarsanız önemini yitiriyor. Zira OHAL koşularında bir seçime girmeyi kabul ettiğiniz andan itibaren güçlü olanın 3-0 önde başladığı bir yarışı kabul etmişsiniz demektir. Zira OHAL’in kendisi en büyük seçim hilesidir.

İkincisi zaten bir süredir fiili olarak yürürlükte olan ve tüm devlet olanakları üzerinde neredeyse sorgusuz olarak tasarruf yetkisi bulunan kişi iktidarı karşısında muhalefetin eşit ve adil koşullarda seçime girme olasılığı pek kalmıyordu. Hele Türkiye’nin demokratikleşmesinde kilit rolü bulunan Kürtlerin bu konudaki durumu çok daha zordu. Türkiye’nin en önemli demokratik muhalefet gücünü bağrında taşıyan HDP’nin; eş başkanları dahil vekil, yönetici ve sempatizanlarına yönelik “olağanlaşmış” gözaltı ve tutuklama furyası içinde siyaset yapma koşulları oldukça sınırlıydı. Tabanı 3 yıl önce başlayan sokağa çıkma yasağı ve kent kuşatmalarının derin etkilerini taşıyordu. OHAL en katı haliyle Kürdistan’da icra oluyordu.

Tüm bunlara rağmen Kürtler seçimlere stratejik katılım sağlama eğilimi içinde oldu, demokratik Türkiye idealine belki de son defa omuz verme yaklaşımını benimsedi. Erdoğanizmin ne demek olduğunu yakından deneyimleyen bir halk olarak bu rejimi durdurma isteği güçlü bir motivasyonda yarattı. Kürtlerin seçim motivasyonu iki noktada oluştu:

‘Yeni Devlet’in mafyatik unsurları 

ank-22-05-2018-aday-tanitim-21 1) Varlığına sahiplenme ihtiyacı, var olduğunu gösterme isteği,

2) Demokratik Türkiye’nin kilit gücü olduğunu gösterme ve bu konuda sorumluluk alma isteği.

Bu etkili motivasyonlarla sürece en hızlı hazırlanan kesim de Kürtler oldu.

Buna karşın Kürtlerin öylesi kader belirleyen bir seçimde etkili olmamaları için de iktidar olanaklarıyla ne gerekiyorsa o yapıldı; yöneticileri dışında önemli sayıda  müşahit ve sandık görevlileri seçime günler kala gözaltına alındı, yaklaşık 150 bin seçmeni etkileyecek biçimde sandıklar birleştirildi veya taşındı. Kırsal alanda korucular dahil güvenlik görevlileri eşliğinde seçime gidildi. ‘Yeni Devlet’in mafyatik unsurları Suruç’ta olduğu gibi birer seçmen ve sandık tehditi olarak işlev gördü…vs. Bu koşullarda hilenin büyüğü Kürdistan illerinde yaşandı.

Aslına bakarsanız Türkiye muhalefeti; demokratik Kürt muhalefetinin ezilmesine, Kürtlere dönük 90 yıl öncesinin uygulamalarının güncellenmesine daha başından güçlü karşı duruşlar sergilemeyerek bugününü kaybetti.

Türkiye’deki diğer önemli demokratik muhalefet gücünü oluşturan kadınlar da işte bu “Yeni Türkiye” fragmanının anti demokratik ortamında, hedeflendiklerinin bilinciyle varlık göstermeye çalıştı.

“Tabanın demokratik ittifakı”

Tüm ank-22-05-2018-hd-aday-tanitimi-bildirge2bunlarla beraber tüm eril ve anti demokratik heveslerine rağmen yeni rejimin meclisine; HDP salt kendisine uygulanan %10 barajını aşarak, 67 vekille girmeyi başardı.

600 sandalyeli mecliste maalesef sadece 103 kadın milletvekili yer alacak. % 17.1’e tekabül eden bu oran meclisin cinsiyet eşitliğinde yeniden sınıfta kaldığının göstergesi. Meclise giren kadın vekillerin %37’si HDP’de iken, %17.6sı AKP’de,%12.2’si CHP’de, %10.4’ü MHP’de, %7’si İyi Parti’de bulunuyor. Anlaşılan o ki; bu yeni otoriter rejimden kurtulmak için Türkiye mücadele yürütecek ise tam olarak mecliste %52’nin dışında kalan %48’e ve bu %48 içinde yer alan Kürtlere ve kadınlara dayanmak zorunda görünüyor.

Seçimin ortaya çıkardığı sonuçlardan bir tanesi var ki en az Erdoğan-AKP-MHP galibiyeti kadar önemli ve tersinden sonuçlar doğuracak güçte. O da seçim süresince açığa çıkmış olan “tabanın demokratik ittifakı” da diyebileceğimiz büyük buluşmanın kendisi. Tabanın demokratik ittifakı; AKP’nin meclis çoğunluğunu almaması ve Erdoğan’ın seçilmemesi kaygısıyla, CHP, saadet ve iyi parti hatta Hüda-Par tabanının HDP’nin barajı aşması için gösterdiği dayanışma ile HDP seçmeninin Erdoğan karşısında Muharrem İnce’ye gösterdiği ilgi ve dayanışmada kendisini gösterdi. Yani seçim sürecinde çok kolay rastlanmayacak bir şey oldu ve Kürtlerle, HDP ile yan yana görünmekten imtina eden partilerin tabanları, seçmenleri ortak bir kaygıyla “Demokratik Türkiye ideali” ile bir araya gelebileceklerini gösterdiler. Birbirlerine dokundular, birbirleriyle konuşmaya başladılar.

Tabansal buluşmaya sahiplik etmek

dyb-20-06-2018-hdp-miting-detay-5Seçim sonuçlarından da anlaşılacağı üzere HDP’nin baraj altında bırakılma riskini bertaraf etme duygusu ile özellikle daha önce CHP’ye oy veren seçmenden HDP, kıymetli sayılacak bir oy aldı.Yine Kürtlerin bir kısmı İnce’ye dayanışma oyu vererek ikinci turda destekleyebileceğini gösterdi. Seçmenler seçim süresince parti yönetimlerini ve kararlarını aşarak seçimin aritmetiğini, politikasını kendisi sokakta kurmaya çalıştı. Resmi sonuçlara göre bu çaba iktidar olamadıysa da, HDP’nin ve HDP içinde çok sayıda Kürdün, solcunun, kadının meclise girmesine katkı sunarak; “Demokratik Türkiye” mücadelesine dair güçlü bir olanak yarattı.

Tüm olmazların ortasında “Otoriter Yeni Türkiye ve Rejimi” iktidar olurken aslında iktidardan gitmesini sağlayacak gücü ve potansiyelide ortaya çıkarmış, meclise taşımış oldu. Şimdi başta kadınlara ve HDP’ye düşen şey seçim sürecinde ortaya çıkan bu tabansal buluşmaya sahiplik etmek, bu tabanın demokrasi mücadelesi yürütebilmesi için örgütsel ve kurumsal çatılara kavuşmasını sağlamak olmalı. Zira Türkiye için her şey bitmedi, yeni başlıyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page