Her kadın bilgedir!

KAKTÜS

  • 16 Mart 2018

Galiba insanlığın diğer “yarısı” bizimle yürümeyi beceremeyecek. Ya önümüzde yürüyüp kendini dünyanın efendisi sanıp, geçtiği her yeri yakıp-yıkacak, talan edecek ve yaşanacak bir dünya bırakmayacak. Ya da arkamızda kalıp, tırmanmaya çalıştığımız sarp kayalıklarda ayağımızdan tutup bizi uçuruma çekecek. Yani her halükarda bizi öldürmeyen bir yürüyüş yapmayı beceremeyecek.

Kimden mi söz ediyorum? Tabi ki erkeklerden. Hani toplum iki ayrı cinsten oluşuyor ya. Hani bir yarısı kadın diğer yarısı erkek ya… Sözüm, insanlığın diğer “yarısı”na, yani erkeklere…  Bu dünyadaşlar, yan yana yürüdüğümüzü iddia ettiklerinde bile, görev bildiriminden, akıl-fikir vermekten, ihtiyaçlarımızı belirlemekten geri durmuyorlar. Bunu da bizim “iyiliğimizi düşünmek” adına yapıyorlar. Hani biz, yanımızdaki erkek ya da erkeklerin dışındakilerini tanımıyoruz ya… o yüzden öbür erkeklere karşı “iyiliğimizi” düşünüyorlar. Neden? Çünkü biz artık yan yanayız ya, arkadaşız ya, eşit, özgür insanlarız ya… Böyle olunca yanımızdaki erkek bize her türlü aklı vermeyi vazgeçilmez bir görev biliyor… Zaten ondan daha iyi akıl verecek kimse mi var? Ayrıca kadınlar ondan başkasına mı danışacak? O hem bir erkek, hem de kadınlarla yan yana yürüyor. Kadınlar, böyle bir erkeği öpüp, başının üstüne koysun. Hangi erkek onun gibi yapar? Hangi erkek, kadını kendiyle eşit görüp, yanında yürütür? Böyle bir erkeğe kadının, “can kurban” demesi lazım. Adam bu fikirde yani.

Erkeklerin manevra halleri

Oldu canım, sen nasıl istersen. Zaten “sen nasıl istersen” denilince sular seller durur, salak ipte kurur. Cehenneme giden yolun taşları ise “iyi niyet” duygularıyla kurulur!?! Hele o manevra yapma halleri yok mu, o manevra yapmalar… boşuna çabalamayın manevra konusunda bir erkeğin hızına yetişmeniz mümkün değil kızlar. Tek sorunları var, o da bizim bu manevraları anlama hızımızı ölçemeyişleri. Manevra yaptıklarını, bir dakikada on tane yalan attıklarını, biz aldıkları nefesten anlarken, onların bunca yalan ve dolanı bir çırpıda söyleme cesaretini hangi duygunun esaret kokan yelinden aldıklarını ben anlayamıyorum. Ama Allah var, manevra işinde iyiler. Tabii yakalanmasaydılar… Ama yakalanmadıkları manevralar da var. Örneğin algı oluşturma, değiştirme, farklılaştırma yöntemlerinde çok yakalandıkları söylenemez. Algıyla öyle bir oynarlar ki, ne zaman, nereye odaklandığını anlayamasın. Seni öyle bir psikoza sokar ki, sanırsın hep onun söylediği gibi birisin. O söylemiştir ve sen de öylesindir.  Sana, “aptal” demiştir, “sen ne anlarsın? Yapamazsın, cahilsin, kadın aklınla mı yapacaksın?” demiştir ve sen de,  “evet, ben nasıl yapacağım? Ben bilmem ki.  Ben anlamam ki. Benim aklım yetmez ki” derken bulursun kendini.

Her kadın bilgedir 

Ruhsal ve bedensel dengesi bütün birine her gün “sakar” de ayın sonunda dört dörtlük bir sakar yaratırsın. İşte buna algıda değişim ya da ruhsal sakatlama demek de mümkün. Mesela son zamanlarda sanal alemde birçok kişi sanki büyük bir vazifeymiş gibi, sanki söylenen söz bu dünyada kadın için bulunmaz bir öğütmüş gibi bazı söz öbeklerini yayıyorlar. İşin kötüsü bu sözü yayan kadınlar bile var. Peki bu kadına bulunmaz “altın nasihat” nedir? Söz aynen şöyle:  “Kadınların ‘hüzünlü prenses’ olmayı bırakıp, ‘bilge kadın’ olmaya ihtiyaçları var. Okumak, düşünmek, fikirleriyle var olmak,  günümüzün kadınlarının temel görevleri olmalıdır.” Şimdi okuma ve düşünmek gibi temel görevleri rulo yapıp boğazına dolayıp, aklını alacağım… lakin bu, şimdi aklının olmadığını bile fark etmez, o derece kendinden geçmiş yani. Bir kere günümüz kadınlarının görevlerini hatırlatmak bir erkeğe düşmez. İkincisi, gerçeklerle oynayıp, kadınları masal dünyasına hapsedip, sonra da “kurtarıcı, beyaz atlı prens” rolünde “hüzünlü”, esaret altındaki “prenseslerin” kahramanı olma hevesinden vazgeçin. Cümlede ne söylenmiş? “Hüzünlü prenses”, “bilge kadın ihtiyacı”, “okuma, düşünme görevi” …. Bir cümlede kadına yapılan hakarete bir bakar mısınız? Hele bilinç altında oluşturduğu algıya bakın. Bu nasıl bir algıdır? Çaresiz, kurtarılmayı bekleyen, cahil, kendinden bihaber, erdemsiz, kişiliksiz, düşüncesiz bir kadın algısı… Bu algıyı yaratan kim? Erkek! “Kadınların bilge olmaya ihtiyacı var. Okur ve düşünürlerse bilge kadın olabilir” fikri…. Bu “çözümü” kim ortaya atıyor? Erkek! Peki bunu neden erkek yapıyor? Çünkü bir tek erkek “yol gösterici” olabilir. Yani anlayacağınız, her zaman olduğu gibi kadın adına karar alma yetkisini yine kendine vermiş… Cahil ya kadın, bilmez şimdi o kitabı falan… Zaten kadın görevlerinin farkında değil, anlıyor musunuz?!? Şu an çok acıklı bir durumda… O, “hüzünlü prenses” olmaktan vazgeç derken “büyü” diyor. Sanki kadınların içini biliyormuş gibi bilgelikten dem vuruyor. Hııışşşşttt! Sen, oradaki!  Sana diyom… insanı kötü kötü konuşturmayın. Öncelikle şunu bir netliğe kavuşturalım: Bir kere her kadın bilgedir. Tamam mı? Sadece bunun farkında olan ve olmayan kadın vardır.

‘Açgözlülüğünde boğulursun’

Hoş bunlar aralarında dolaşan bilge kadınları kaldırabilecek ruh haline de sahip değiller ya… İşte, laf! Görüyor ya, kadın kendi yolunu bulabiliyor, ilerliyor… Yok ama illa ki “kurtarıcı” olacaklar… “Biz alanları kadınlara bıraktık, kadınlar özgür olmalı, mücadele etmeli…” falan filan… Zaten alanları bırakmasalar kadınlar alan göremeyecek… Sanki babasının hayrına yapmış…Wıışşş! Ula, biz orayı direnişimizin gücüyle elde ettik. Bedel ödedik, bedel… Az biraz öteye git, insan kızının asaplarıyla oynama. Sonra aklınla ayaklarının yerini ararsın vallahi. Şartları zorlama, yoksa manzara İran’da bir din adamının sırtına oturup, onu kollarıyla boğazlamaya çalışan kadının manzarasına benzer, üstüne bir de selfi çekeriz… Hatta hazır oturmuşken bir-iki  görev listesi daha yaparız ha… Ne dersin?!? Adama bak ya, “çaktırmadan” nasıl da üstünlüğünü ilan ediyor, YA STAR! Şimdi tabi bu kadına “iyilik” yapmak isteyen erkek, kadınla sözüm ona yan yana yürüyendir… Ya diğerleri?!? Ülkenin hali ortada…

Ülke baştan sona çirkeflik, iğrençlik, sapıklık ve sapkınlık kokuyor… Cehalet, kibir, açgözlülük, kıskançlık, öfke, sapkınlık doluşmuş sokak ve caddelere… Amerikan yerlileri bu durumu, ruhun yolundan olması, yolunu kaybetmesi olarak tarif ediyor. Ülkeye baksanıza, yolunu kaybetmiş ruhlarla dolu. Kimi deccal ile anlaşmalı, yani ruhunu satmış. Bir ruhu bile yok… Amerikan yerlileri yolunu kaybetmiş bu ruhlar için “Rehberlik bulmaları için dua et” der. Burada rehber, bilgidir. Her türlü kötülükten arınmış düşünce, vicdan ve duygudur. Bunlar olmazsa ne gözün ne gönlün yol göstericiliği olur. Ve ruh hakikatle buluşmaz. O yüzden birine akıl vermeden önce yol gösterici niteliklerin olup olmadığına bir bak. Yoksa cehalet, kibir, kıskançlık, öfke ve açgözlülüğünde boğulursun… Demedi, deme sonra…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page