Hayatının doluluk oranı ne?

KAKTÜS

  • 18 Nisan 2017

Siz, için için kaynamanın nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz? Bir şeyler söylemek istersiniz, fakat söylemek istediğiniz şey dışa değil de içe dökülür ve ince bağırsağınızda acı-yanık bir his oluşur. Tencerenin dibinin tutması gibi bağırsaklarınızın içi tutar, yanarsınız. Yandıkça tutuşur, tutuştukça alevlenirsiniz. Ruhunuz kaçmak, bedeniniz içindeki yangını söndürmek ister. Ama hiçbir şey yapamazsınız ve köşeye sıkışırsınız. Öyle fokur, fokur fokurdarsınız. Siz farkında değilsinizdir ama yüzünüz kızarmış, gözyaşlarınız kapıya dayanmıştır. Sonrası …. Sonrası kendinizi kontrol etme noktanızın dayanıklılığıyla alakalı. İçinizdeki gücün farkındaysanız kontrol sizdedir. Yok değilseniz, kaynamalı bir kontrolsüzlük yanıkların çoğalmasına sebep olabilir.

İşte şu an sinirden benim de halet-i ruhiyem aynen öyle. İçin için kaynıyorum. Diyebilirim ki, kafamın derisi bile yanıyor. Hani bir an gelir, mıhlanmış gibi yerinize çakılıp kalırsınız ya, aynen öyle… Buna halk arasında kilitlenme deniyor. “Vah vah … kilitlendi, dondu, kaldı zavallıcık.” Ya da Erzurumluların değişiyle, “Pîîî…, le lee, por kûrê, ayba reşa…” Bir diğer deyişle; ayıbın karası ya da kara ayıp…

Yani demem o ki,  “ayy, tıpkı ev kadınları gibi …”  diyerek ayıbın bile yüzünü karartanlar var. Bu sözü duyduğumda yaşadığım hissiyat gibi sormak istediğim yakıcı sorular var. Mesela, “nasıl yani ev kadınları? Ev kadınları demekle ne demek istedin? Sen ev kadınlarını nasıl görüyorsun? Ev kadınları bu toplumun hangi sınıfını teşkil ediyor? Söyler misin, “ev kadınları” denilince ne anlıyorsun? Sende ev kadınlarını tanımlayabilecek zeka var mı? Sen bir öğün yediğin yemeğin emek hesabını yapacak kapasiteye sahip misin ki, ev kadınlarının seviyesini ölçüyorsun? Senin hayatının doluluk oranı ne ki, bir ev kadınına ‘boş işler bakanı’ muamelesi yapıyorsun? Toplumsal ekonomi dersine girsen ve konu ev ekonomisi olsa, iki patlıcandan bir yemek, yarım salatalıktan bir cacık yapıp, üstüne “bu da yarına” diyecek bir yaşamsal hesap yapabilir misin? Seni IQ testine alsalar, beyninde kaç santigrat alanı aşağılık komplesinden temizlemen gerekir? Temizledikten sonra geriye ne kalır? Senin beynin oksijen alıyor mu çocuğum? Ne söylediğini kulağın işitiyor mu senin?

Şu an kafanızdan geçenleri az-çok okuyabiliyorum Sevgili Okuyucular. “Ama bunu herkes söylüyor” diyorsunuz. Evet neredeyse herkes söylüyor. Hatta ev kadınları bile söylüyor. “Tıpkı ev kadınları gibi pimpiriklisin” deniliyor. Bazen tek başına, “pimpirikli” demek bile yetiyor. Çünkü bununla ne kast edildiği az-çok anlaşılıyor. Fakat manası tam anlamıyla karmaşık olan “ev kadını gibi” sözüdür. Tek bir söz, ama bir çok şeye karşılık kullanılmaya başlanmış. Kötü olan ne biliyor musunuz? Bunun bir küfür gibi kullanılmasından rahatsızlık duymamamız. Normal, sıradan, alışıldık bir şeyi gibi görmemiz. Sanki birine “ay ne alemsin” der gibi görmemiz. Hayır öyle değil, işler bildiğiniz gibi değil. Kendimize küfür edecek hale geldik. İki doğru-düzgün iş yapanı aşağılar hale geldik… Yani sorun gayet ağır…

Bu kavramı nerede ve nasıl kullandığımıza bir bakın: İki doğru-düzgün iş yap dersin hemen, “ben ev kadını mıyım?” der. Yaptığın işin hakkını ver dersin? “Ayyy, yapamam” der. İş yapanı da “ev kadınlığı” ile itham etmekten arlanmaz. Yaptığı işin hakkını vermez, söylediği sözü kulağı işitmez, oturduğu yeri temizlemez. Yapanı da “ev kadını” olarak görüp, hakir görür. O zaman insana sormazlar mı, “Hele beri gel, senin hünerin ne, hangi Olympos’un tanrısı ya da tanrıçasın? Kaç ev kadını kadar yaratıcısın? İşinde titiz misin? Sendeki sözünün gücü ne?” Uzay, zaman ve mekanda gereksiz yere, yer işgal etmekten başka ne iş yaparsın ki, kendini hayatı yaratan kadından üstün görürsün? Sen yemeğin tadının bir tutam tuz, bir kaşık salça ve biraz karabiberde olduğunu mu sanıyorsun? Her birinden az bir miktarın yanı sıra biraz sevginin hayattaki etkisini biliyor musun? Bir tutam sihir, az-biraz yaratıcılık… Peki ya sen? Evet sen, kendini Kaf dağında gören… Maşa olsan, seninle köfte çevirmezler be!.. Hem ev kadınlarına hakaret et, hem de yaptığın hakaretle yeteneksizliğinin, gereksizliğinin üstünü ört. Hep söylemişimdir, bir daha söylüyorum; terbiyesizliğin alemi yok!..

Elbette kadınlar olarak mecbur bırakıldığımız, zorla sokuşturulduğumuz mutfakları ve o mutfağa olan mahkumiyetimizi savunmuyorum. Durum bambaşka. Durum yumurtadan çıkıp, kabuğunu pisletmektir. Durum şaşıyken badem gözlü olduğunu sanmaktır. Durum kel kafaya sırma saç ektirmektir. Yani çok açık, yeteneksiz bir insansın. “Bilmiyorum” diyeceksin. Bilmediğin için de ya bir bilene danış ya da bir bilenden öğren! Hayattaki en ayıp şey bilmediği halde bilmiş geçinmektir. Sanırım çağımızın da en büyük hastalığı bu. Cahilliği meslek edinmek… İşte ayıp olan şey budur. Hem de ayıpların ayıbı, yani kara ayıp… simsiyah ayıp… Yani demem o ki, sen boş işler bakanı olabilirsin, ama ev kadınlığı boş ‘işler bakanlığı’ değildir.

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page