Hakikatin yolu ve yolcusu Jineoloji

Zerya GÜL

  • 18 Nisan 2017

Binlerce yıllık bilgi, deneyim, yaşam ve toplumsallığın dorukta yaratımlarının öznesi kadın, günümüze geldiğinde nasıl bu kadar nesneleşti, fakirleştirildi? Yaşamı güzel, doğru ve iyi kılarak özgürlük ruhuylMANSETa nakış nakış işlediği zamanlardan; düşürülmenin, katledilmenin, pazarlarda satılmanın, metalaştırılarak pazarlara sürülmenin nesnesine dönüştürülme zamanlarına kolay gelinmedi. Kadın hiçbir zaman bu zamanı kendi zamanı olarak kabul etmedi. Yaşamadı, yaşanmış saymadı. Hep kendi zamanını aradı; yaşamı, özgürlüğü, tüm gücünü aldığı ve tüm gücünü kattığı toplumsallığın cevherini, emekçi ellerinde, yaşamı titizlikle koruyan yüreğinde, tüm kıvrımlarının sevgiyle örüldüğü beyninde sımsıkı sakladı. Her fırsatta emek, sevgi ve yaşam gücünü harekete geçirerek, topluma öncülük rolünü üstlenmeye koyuldu. Jineoloji kadının emek, sevgi ve yaşam yaratan toplumsallığına dayanan hem bu kaynaktan beslenen hem bu kaynağı besleyen bir sosyal bilim olarak gelişiyor.

Kadınla birlikte karanlıkta kalan tarihin aydınlanması, yazılmayan tarihin, toplumsal yaratımların yazılması, açığa çıkarılması, kadına dayalı toplumsallığın yaratılması arayışının bir bütünleyeni ve bilimi olarak Jineoloji, tarihe ışık tutuyor. “Kadına dayalı aydınlık, bütün aydınlıklardan daha değerlidir” diyen Önderliğimizin jineolojiyi demokratik modernitenin bilimi olarak, toplumsal doğayı aydınlatacak bir kapsayıcılığa dayandırması; kadında katledilenin, karanlıkta bırakılanın toplum ve toplumsal doğa olduğu gerçeğine işaret etmektedir.

Bilgelik çağlarının bilimi

Kadının hakikat arayışı; erkek egemen sistemin uygarlık tarihi boyunca, mitoloji, din, felsefe, bilim olarak geliştirdiği yöntemlerle çarpıttığı zihniyet dünyasını aydınlatma, katlettiği doğal toplumsallığın yaşayan damarlarını açığa çıkarma mücadelesine dayanıyor. Bu anlamda kendi olmaktan çıkarılmış kadın, toplum olmaktan çıkmış topluma karşı, varlık ve özgürlük mücadelesi anlamına geliyor. Sistem dışı olmayı ve sistem dışı kalmayı bir varlık biçimine dönüştüren kadınlığın, toplumsallığın öyküsünü, bilincini, mücadelesini görünür kılmak jineolojinin yaşamsal alanı oluyor. Aydınlandıkça aydınlatan kadının tarihi, bugünü ve geleceğini örüyor. Tarih bilincine dayalı toplumsallığın direngenliğine hizmet ediyor.

Tarihsel ve toplumsal bilinç, kadına dayalı aydınlanmanın özüdür. Bilmeden kendini tanıma, kendini tanımadan varlaşma, var olmadan da özgürleşmek mümkün değildir. Bilgelik çağlarının bilimi jineoloji, böyle bir varlık ve özgürlük kazanmanın kılavuzluğuna girişmiştir. Başta, doğal toplumun üretim ve yaşam diyalektiğinin örüldüğü neolitik dünyaları, üretimini, paylaşımını, sevgisini, emeğini, toplumsallığını anlamlandırmak önem taşıyor. Yoksa hep eksik, hep olumsuz, hep karanlıkta kalırız. Ardından erkek egemen sistemin genlerini oluşturan ve koruyan mitolojik söylenceler içindeki gizil kadın gücünü keşfedip toplumsallaştırmaya koyulmalıyız. Dinin kaderci dogmalara boğulmuş egemenlik dünyasında dondurulmuş, hiçleştirilmiş, zayıflığına inandırılmış, kapatılmış kadın varlığını anlamlaştırma, aydınlatmanın derin arayışıyla varlık kazanmalıyız. Felsefenin, ‘eksik erkek’ tanımlamasıyla küçümsediği kadın sezgiselliğini, doğayla uyumlu zengin duygu-akıl dünyasını yeniden keşfetmenin inanılmaz bütünselliğini hissederek tamamlanmalıyız. Bilimin kadınlaştırdığı doğa, doğalaştırdığı kadın, özneleştirdiği erkek-egemenlik ve nesneleştirdiği kadın-toplum ikileminin yarattığı katliam, yıkım gerçeğini çözerek özgürlük sosyolojisinde yol almalı, özgür eşyaşamın bilimi jineolojiyle toplumsal dünyamızı yeniden örmeli, özgürleştirmeliyiz.

Doğada donukluk yoktur

kadında da yoktur

YASAM AGACI - CIZIMBilincin, etik ve estetik bütünlükle tamamlanması, kendi olmaktan çıkan toplum ve kadının kendi gerçeğiyle buluşmasıyla mümkündür. Duygu ve düşünce bütünlüğü, iyiye, doğruya, güzele ulaştıran yaşam gücü yaratılmadan, uygarlık tarihinin silikleştirdiği, kapitalist modernitenin yeniden keşfetme adı altında kadında yaşam gücünü tanımlayan ne varsa metalaştırarak piyasalaştırdığı bin bir parçaya bölünmüşlük aşılamaz. Cinsiyetçiliğin; dinciliğin, milliyetçiliğin, devletçiliğin kökeni olduğu gerçeği anlaşılamaz. Kendi olma anlamına gelen xwebûn, kendi kendini doğurma anlamına gelen xweza kendini bilmenin özgürlük meşaleleridir. Doğanın renkliliği, çeşitliliği, zenginliği ve farklılaşmayı sürekli teşvik eden esnekliğinden öğrenmenin özgürlük dünyasını yeniden keşfetmek ve yaşatma mücadelesinde yol almak kadının varlık biçimidir. Doğada donukluk yoktur, akışkanlık vardır. Sürekli kendini yenileme, yaratma ve daha üst aşamalarda kendini gerçekleştirme eğilimi vardır. Kadında yaşam enerjisi, üretkenliğini doğayla kopmaz yaşam bağından alır. Bu anlamda yaşam enerjisiyle doludur, donuk değil akışkan, eksik-yarım değil, üretken ve tamdır. Kendine ait olmanın, kendi olmanın yaşam yaratan gücüne yeniden kavuşan ve toplumsallığını geliştiren kadın gerçekleşmesi, hakikatin kendisidir. Bütün dogmaların kırılma noktası, bütün geriliklerin aşılma noktası, bütün karanlıkları aydınlatan özgürlük ışığı, özgür yaşam aşkının arayışçısı ve gerçekleştirenidir.

Etik ve estetiğe dayalı yaşam

Aydınlanan ve aydınlatan kadın, toplumsal ahlakın ve güzelliğin ölçüsüdür. Dincilik, milliyetçilik, liberalizm, cinsiyetçiliğin devlet ve egemenlik ideolojileri olarak irdelenmesi, incelenmesi, teşhiri, sistem karşıtı mücadeleyle tamamlanmak zorundadır. Bu aydınlanma sürecinin, mücadelesinin kilometre taşlarını döşeyen bilim, felsefe, sanat ve edebiyat kadın etrafında örülecek özgürlük ahlakıyla gelişir. Ahlaki ve politik toplumsallık bu zeminden beslenerek güçlenir. Kolektif yaşama ve üretime dayanan bir duyarlılık, paylaşım, birbirini tamamlama, kadın doğasındaki özgürleşme, erkekteki egemenlik-kölelik ikilemi ve zihniyetini aşmanın-aştırmanın temelidir. Devlet, iktidar, erkeklik, egemenlik çözümlemeleriyle kadın doğası-dünyası, erkek doğası-dünyasını aydınlatan jineoloji, özgür toplumsallığın gelişmesine, güçlenmesine ve yaşanmasına öncülük ederek, sistem karşıtlığının temel dayanağına dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

Bilinçlenmenin örgütlenmeyle tamamlanması, varlık ve özgürlük mücadelesinin güvencesidir. Hakikat arayışının kesintiye uğramaması, yenilmemesi, özgürlük alanlarını somutlaştıran, çoğaltan bir örgütlenmeye dayanmak zorundadır. Ahlaki toplumun yaşamsal alanları, işleri hem örgütlenmek hem işlerlik kazanmak durumundadır. Etik ve estetik ilkelere dayalı yaşamın; ekonomisinden politikasına, ekolojisinden sağlığına, eğitiminden kültürüne bütün alanlarda kadın örgütlülüğüne dayanan bir toplumsal örgütlenmeye gitmesi, katılım ilkelerini özgürlük ahlakı ekseninde belirlemesi önemlidir. Kadınlar kendileri hakkında kendilerinin karar vermesi etik ilkesiyle, tüm toplumsal işlere ve örgütlenmelere katılır, öncülük eder. Politik toplum, örgütlü kadın öncülüğünde gelişir. Toplumun yarısını oluşturan kadın, toplumsal işlerin tespiti, örgütlenmesi ve yürütülmesi aşamalarında eşit temsiliyete ve eşbaşkanlığa dayalı bir politik öncülük geliştirir. Jineoloji, Önderliğimizin kadın açısından “Politik alanda kazanmadan hiçbir kazanım kalıcı olamaz” tespitinden hareketle; bu alanın, özgün ve özerk örgütlenmeler içinde kimlik kazanan, aydınlanmış kadın temsiliyle güçlendirilmesi mücadelesini, tarihsel ve toplumsal dayanaklarını, bilincini geliştirmeye öncülük etmektedir.

Özgür doğasına kavuşan kadın

YASAM AGACI VE KADINKadın doğasına müdahaleyi, toplum doğasına müdahalenin, doğaya müdahalenin ilk basamağı olarak aydınlatma çalışmalarının bilimi olarak jineoloji, bu müdahalenin bütün biçimlerini, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte irdelemektedir. Toprak, doğa, yaşam, üretim ve kadının ayrılmaz bütün oluşuna müdahale; üretim ve yaşam, politika dışına itilmenin sonuçları önemlidir. Toplumun bütün yaşamsal alanlarının örgütleyeni, üretimin paylaşımın belirleyeni iken, dört duvar arasına hapsedilip bir ailenin, soy sürdürmenin, sadece çocuk doğurmanın aracına dönüştürülme, yaşamsal bağların, düşünsel dünyanın zayıflatılmasına yol açar. Jineolojinin temel alanlarından demografya, özgür doğasına yeniden kavuşma, özgürlük mücadelesiyle kadının yeniden toplumsal doğanın esas yaşam kaynağına dönüşmesini esas alır. Nasıl yaşayacağına, kiminle ne kadar ve ne zaman yaşayacağına, aile kurup kurmayacağına, kurarsa nasıl kuracağını ve kaç çocuk doğuracağına karar veren kadın olacaktır. Devletin, ulusun, hanedanlığın, erkeğin soy sürdürme aracından, özgür yaşam alanlarına geçiş yapma, geleceğini ve yaşamını, toplumunu nasıl örgütleyeceği ve geliştireceğine karar verme, bu alanda geliştirilen cinsiyetçi politikaları boşa çıkarmanın varlık ve özgürlük mücadelesine girişecektir. Kolay olmayan, ancak her aşamasında kendini yaratmanın sevinci, coşkusu ve bilinciyle tamamlanmanın yeniden varoluş biçimidir bu. Bu anlamda Kürdistan özgürlük mücadelesi ve kadın kurtuluş ideolojisinin temel dayanaklarından birini oluşturan ‘Kopuş teorisi’, kapsamlı yoğunlaşmayı ve sonuçlar çıkarmayı gerekli kılmaktadır. Varlık ve özgürlük mücadelesi sürdükçe sürecek bir kopuş; erkekten, egemenlikten, kölelikten, devletten, iktidardan ve ürettiği bütün kavram, kuram ve kurumlardan kopuş anlamını taşımaktadır.

Tohum üzerindeki kayayı kaldırmak

Önder Apo “Kadını erkekten koparmak, bir tohumun üzerinden bir kayayı kaldırmak gibidir” diyor. Kadının filizlenme, yeşerme, varlık kazanması açısından bu kadar hayati önemi vardır. Kayayı kaldırmazsak, tohum yeşeremez; belki de çürür. Yine kayayı kaldırmazsak ve güneşi göremezsek filizlenemez, dallanıp budaklanamaz, çiçeklenemez, hep köklerinden yeniden yeniden yeşeren meşe ağacına dönüşemeyiz. Bu yeşillenme, çiçeklenme, köklenme toplumsallığın bilgeliğine yeniden soyunmanın başlangıcı, adımlarıdır. Bu anlamda kadının bütün kölelik biçimlerinden; kapitalist modernitenin makyajlanan sahte yaşam düzeninden, ölçülerinden, erkek egemen dayatmalardan; devletten de gelse, babadan, kocadan, sevgiliden de gelse sahte yaşam ve aşk biçimlerinden kopmasını zorunlu kılar. Başka türlü bir yaşam, başka türlü özgürlüğe adım atma, kendine ait olma durumu gelişemez. Böyle kapsamlı bir mücadelenin, yaşam ve özgürlük mücadelesinin özgür doğa ve toplumsallığa götüreceğini bilmek, buna cesaret etmek, girişmek ve başarmak; doğru, güzel ve sevgiyle örülü yaşama götürür. Diğer biçimleri sevgisizliğe, tükenişe ve çürümeye davetiye çıkararak egemenlik ve kölelik dünyalarını derinleştirmeye devam eder.

Jineoloji kendi doğasıyla buluşma, toplumsallaşma heyecanı, morali ve aşkı içinde varlık kazanan kadının bilimidir. Yaşamın anlamı, toplumsallığın büyüleyiciliği, özgür bireyin bilgeliği ve aşk işçiliğine dayanan özgürlük bilimidir. Hakikat bundan başka nedir ki? Jineoloji, tarihsel toplum serüveninde yol alışın, hakikat arayışının, hakikate ulaşma bilinci, bilimi ve yol göstereni; hem hakikat yolu hem yolcusudur. Kadın elinde, beyninde, yüreğinde ve bedeninde taşınan meşale, aydınlanan doğa ve yaşama duran dirençtir. Kopmayan yaşam damarıdır. Dün olduğu gibi, bugüne ve geleceğe ulaşan özgürlük köprüsüdür.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page