Güneşin kızı

Rojda YILDIRIM

  • 16 Mart 2018

AVESTA HABURGüneşten önce kadınlar uyanırdı bu topraklarda. Sadece güneşi doğurmazlardı, güneşin kendisi olurdu kadınlar…

Mezopotamya topraklarından bir güneş doğurucusu daha geçti… Avesta Xabûr! Güneşin kızı… Ne güzel söylemiş bilgeler; “Güneşi öldüremezsiniz”… Sadece aydınlanabilirsiniz…

Kürt halkının tarih defteri 27 Ocak 2018’i gösterirken, Avesta Xabûr, işgalci Türk devlet güçlerine karşı yaptığı fedai eylemiyle tarihe büyük harflerle not düşüyordu. Henüz haberin sıcaklığı kulaklarımızdayken, O’nu en iyi tanıtacak ve anlatacak yöne doğru yol alıyoruz. Onbeş yaşına kadar an be an hayatının her anına şahit olan ailesine gidiyoruz. Böylesine tarihsel bir güneş doğurucusuna yönelik susuzluğumuzu gidermek istiyoruz.

Kalabalık bir kadın grubuyla eve vardığımızda kapıyı Avesta Xabûr’un küçük kardeşi Muhammed açıyor. Şen şakrak, sürekli gülümseyen, ama sert bir el tokalaşmasıyla içeri buyur ediyor bizi. Ve bütün aile üyeleri dizilmiş halde karşılıyor bizi.

Anne-baba ve altı çocuktan oluşan aile biraz şaşkın, biraz da yaşadıkları haklı gururla konuk ediyorlar bizleri. Anne Emine Hemo oldukça genç bir kadın. Zaten karşımızda genç bir anne ve baba görünce önce şaşırıDSC_7515yoruz. Yedi çocuklarından en büyüğü Avesta… Tek tek kardeşlerinin yüzlerine bakıyorum. Hepsi ona benziyor. Ama küçük kızkardeşi olan Eser Avesta’nın neredeyse ikizi gibi. Gözümüzü evde asılı duran Avesta Xabûr’un fotoğrafından ve Eser’den alamıyoruz.

Bazen duygusal, bazen mahçup, bazen de mağrur bir havanın baskın olduğu sıcak bir ortamda bahs ediyoruz O’ndan. Sorular soruları kovalıyor. Sevgili Avesta’yı en yakınlarından, ailesinden öğrenmeye, anlamaya ve tanımaya çalışıyoruz. Hepimizi saran o merak duygusu adeta verilen her cevabı yutar gibi sabırsızca yeni sorulara itiyor bizleri.

Çocukluğunu, yaşadıkları sıkıntıları, mücadeleye katılım sürecini ve şehit düştüğü ana kadar yaşadıklarını, son telefon konuşmasına kadar bir bir zorlanarak da olsa dillendiriyorlar.

Duvarda asılı duran fotoğrafa bakarken “rinda min” diye iç geçiriyor anne Emine. Sonra hepimize bakarak “Avesta, bir gün bana bir şey olursa arkamdan ağlamayacaksın dedi” diyor. Ben de O’na söz verdim, ağlamayacağım” derken bile acısını yüreğine gömen mağrur bir anne vardı karşımızda.

“Çok hevesliydi, öğrenme isteği çok fazlaydı, okumayı çok seviyordu, zekiydi” cümleleriyle tanımlıyor kızını. Kişiliğini anlatırken “sorunları kendi kendine çözmeyi severdi, özgücüne inanırdı. Çocuklarımın arasında en sadesi, hayat karşısında en ciddisi her zaman O’ydu” diyor.

DSC_0892Emine Hemo kızıyla ilgili “güzel bir insandı, en iyi tarafı arkadaş canlısıydı. Her konuda ona güvenebilirdiniz” derken, Halep, Şam ve Efrîn arasında hareketli geçen yaşamlarından, Avesta Xabûr’un çocukluğundan beri gerillaya, sonrasından YPG-YPJ güçlerine olan sempatisinden ve bir gün onlar gibi olma isteminden bahs etti.

“Bir gün gideceğini biliyordum” diyor Emine Hemo. “Hatta bana sürekli birgün uyanıp da beni evde bulamazsanız bilinki hevallerin yanındayım” demiş. En son O’nu gördüğünde O artık YPJ kıyafetleri içinde anne Emine’yi karşılayan bir militandı. Son görüşmesini özellikle soruyorum. Efrîn’de yaklaşık bir saat görüşmüş, sohbet etmişlerdi. “Kızım değişmişti, farklıydı” diyor. “Konuşuyordu, sürekli ve heyecanla bana mücadeleyi anlatıyordu. Sanki içinde birşeyler vardı. İçi içine sığmıyordu. O zaman anladım ki O artık sadece benim kızım değil.” Son cümlede boğazı düğümlenen anne, bir an duraklıyor. Neden böyle hissettiğini sordum. O, kızının artık bir halkın evladı olduğunu, aileyi çoktan aştığını, sadece kendi kızı olarak bakamayacağını anlamıştı. “Güzel ve mütevazi kızım” dediği Avesta Xabûr’un şahadet haberi geldiğinde de “biz anneler her zaman o günün geleceğini biliriz. O katıldıktan sonra bir gün şahadet haberinin geleceğini de biliyordum” diyor. “O istediği bir şeyi yaptı, onunla gurur duyuyorum” derken bir annenin acılı ama başı dik, tereddütsüz kararlılığı ve evladının arkasındaki dik duruşuydu yansıyan.

Güneşin ve ateşin kızları, Avesta Xabûr, Barîn Kobanê…Onlar, medeniyet denen kokuşmuşluğu, egemen erkeklik denen çirkinliği güneşin aynasında yansıtan aydınlık yüzlerimizdi. Güzel ve çirkin böyle yüzleşmişlerdi hakikat savaşında…

Hayatımızda güneşi çoğaltanların yeni adıydı Avesta Xabûr ve Barîn Kobanî….

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page