Günah torbası…

Esra ÇİFTÇİ

  • 11 Haziran 2018

MANSETOrtadoğu toplumsal yaşamın ilk şekillenip geliştiği coğrafya olduğundan köklü otantik geleneklere sahiptir. Bu sayede zengin bir folkloru barındırır Ortadoğu kültürel mirası. Aynı zamanda devletin ve dolayısıyla iktidarın da ilk şekillendiği alan olması itibariyle yabana atılamayacak bir sömürgen birikime de sahiptir.

Günah keçisi mitosu sömürgen zihniyetin çarpıklığını gözler önüne sermesi bakımından çarpıcı bir örnektir. Anlatılanlardan öğrendiğimize göre İsa’dan önce binlerce yıl sürdürülen bir ritüelmiş. Yahudiye’de yılın belli bir döneminde toplanan erkekler günahlarını geçirdiklerini düşündükleri birer taşı bir torbaya doldurarak bir keçinin boynuna asarlarmış. Sonra çöle saldıkları bu zavallı keçiyi günahlarının kefaretini ödetmek adına taşlayarak, eziyet çektire çektire katlederlermiş. Belki de hala günümüzde bile ırkçı, cinsiyetçi, faşistlerin gözdesi olan linç ediminin altında bu çarpık adet ve zihniyet yatmaktadır. Nitekim İncil’den erkeklerin fahişeliğe zorlayarak para karşılığı birlikte oldukları Maria Magdalena’yı bir çukura koyarak taşlayıp linç etmek istediklerini de biliyoruz. Halen de bölgede benzer şekilde recm ve linççi anlayış revaçtadır.

Günahkar iktidarlar

ISTANBUL PROTESTO-1Tek tanrılı dinlerden sonra da Ortadoğu gerçekliğinde palazlanan iktidarcı yapılar, günahlarını kâh kadın bilge Hypatia’ların, kâh ışığın peygamberi Manilerin, kâh hakikatin sesi Hallaçların, Pir Sultanların ya da topluluklarının vicdanını pratiklerinde yoğunlaştıran Hurufilerin, Kızıl Başların, ortakların, komünarların ve daha sayılabilecek nice kesimlerin boyunlarına asarak onları linç ettiler.

Ortadoğu deryasının halklar ve kültürler mozaiği misali çok renkli ve çok sesli Mezopotamya ve Anatolia parçalarının yakın tarihine şöyle bir göz atmak bile insanın içini ürpertmeye yeter. Halklar ve kültürler, inançlar mozaiği sesler ve renkler bahçesi bir mezbaha neye, bir mezarlığa dönüştürülmüştür.

Ve maalesef bugün kapitalist modernitenin insan hakları, demokrasi söylemleriyle ya da Türk, Arap, Fars muktedirlerin dinbaz kılıflarla örtmeye çalıştıkları sömürgen emelleri yüzünden Ortadoğu coğrafyası kanamaya devam ediyor. Faşist neoconların, nevzuhur Osmancıkların, Şia’cı hegemonların, Arap yobaz kralların ve bunların lokal yardakçısı uşakların günahlarının kefareti Yezitlerin, Moğolların adaletine rahmet okutur şekilde bölge halklarının yanı sıra tüm doğal ve tarihsel dokusu tahrip edilerek kırıma tabi tutulan bu bölgelerin bütün varlığına ödettiriliyor.

Emperyalistlerin günahlarının kefareti

SECIM-2015-720. yüzyıldaki iki dünya savaşında uygarlık tarihinin bütünündeki beş bin yıllık savaşların toplamından daha fazla insan katledildi. Bu savaşlardan özellikle de birinci emperyalist paylaşım savaşından Ortadoğu halkları fazlasıyla nasiplendirildi.

Yüzyılı aşkın bir süre değişik jenerasyonlar ABD ve Britanya başta olmak üzere emperyalist devletlerin ve onların bölgedeki uydularının neden olduğu günahların kefaretini ödediler.

21.yüzyıla geçişle birlikte bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen hegemon güçlerle, pastadan pay kapma hevesindeki bölgesel karikatürleri konumundaki diktatörlükler Afganistan ve Irak’ın işgaliyle 3. Dünya Savaşının startını verdiler. Halkların özgürlük ve demokrasi talepli hareketlerini provoke ederek mecrasından saptırmalarıyla savaşın yoğunluk merkezi önce Libya sonra da Suriye’ye kaydırıldı.

Ortadoğu’nun bir maketi gibi içinde türlü sosyal, kültürel, inançsal zenginlikler barındıran Suriye’de son yedi yılda yapılanları uzun uzun anlatmaya gerek yok. Dökülen onca kana, yakılıp yıkılan bir ülkeye rağmen bu uğursuz gidişatın nerede duracağı da belirsizliğini koruyor.

İblisleştirilen halklar

ISTANBUL-5Zulme, sömürüye karşı direnen topluluk ve oluşumlar “senin, benim teröristim” gibi yaftalarla tarihte yaşananlardan çok daha ahlaksızca ve vahşice iblisleştirilerek yok edilmeye çalışılıyor. Hitler faşizminin meşhur bakanı Goebbels dâhil, hiç kimse kavramları tarih boyunca bu kadar tersyüz edememişti. Hırsızlar, çapulcular, yağmacılar, tecavüzcüler, katiller özgürlük ve demokrasi havarisi, kendi topraklarını savunan, değerlerini korumaya çalışan direnişçiler ise ‘terörist’ olarak lanse ediliyor.

Yüz yılı aşkın bir süredir vatan, millet, din, bayrak edebiyatıyla şişirilen milliyetçi, cinsiyetçi ruh yüzünden sürüleştirilen halk toplulukları fetih- cihat palavralarıyla motive edilerek savaş sahalarına sürülürken, neden oldukları yıkımın faturasını katlettikleri mazlumlarla birlikte kendilerine kesildiğinin farkında bile değiller.

Sıcak savaş alanları Suriye, Irak, Türkiye ve İran başta olmak üzere Ortadoğu coğrafyasındaki hiçbir bölgede barış, huzur ve refahın esamesi okunmuyor. İşleyen bu çarkın çizdiği tablo bir distopyadan farklısına işaret etmiyor ne yazık ki.

Günahların hesabını sorma vakti

kcl-050515-demirtas-miting8Yahudiye’de Maria Magdalena’nın linç edilmeye çalışıldığı zamanlardan çok daha karanlık günlerden geçiyoruz. Hz. İsa sarf ettiği tek sözle bu karanlığa kıvılcım çakmış ve bir süreliğine de olsa aydınlık getirmişti bölgeye. Şimdi de yalancı Goebbels’lere, tecavüzcü Yezitlere, işgalci katil Nemrutlara karşı doğru söz söyleyen ustalar var. Hak, hukuk, ahlak ve vicdan düşmanı tecavüzcü katiller sürüsü yalancı olduğu kadar korkaktır da.

Çare halkların ve toplulukların dayanışmasında ve kendilerini hakikatli kılmasındadır. Kürt, Türk, Arap, Fars, Süryani, Ermeni, Çerkez ve her türden siyasal, kültürel, inançsal toplulukları buluşturacak olan sömürü karşıtlığı yani anti kapitalistliktir. İşleyen sömürü ve vahşet çarkından en fazla etkilenen kadın ve gençlik, koyulaşan gecenin bağrından kopacak şafağın öncü hakikat yolcularıdır. Günah torbasını artık sahiplerine iade etme ve günahlarının hesabını sorma vaktidir.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page