Genç nesil ‘suspus’ edilmek isteniyor

Şilan PELŞİN

  • 22 Ekim 2017

MANSET-1Çocuklukta oynanan oyunların, anlatılan masalların, arkadaşlıkların, edinilen becerilerin, geliştirilen yeteneklerin, bolca sorulan soruların vücut bulmuş hali mi gençlik? Ya da işte doğduk, büyüdük ve yaşlanıyoruz üçlemesinin sadece ikinci parçası mı? Bu soruya kuşkusuz verilecek cevaplar çok. Nesil ve kuşak farklılıklarına dair bilimsel ve kültürel açıdan birçok izah yapılabilir, örnekler verilebilir. Ama bu yazıdaki amaç çağımızdaki genç neslin, içerisinde yaşadığı sistemi ve kendisini ne kadar sorguladığı, tanıdığı ve tanımladığıdır? Ve elbette ‘nasıl bir yaşam’ isteğini irdelemek.

Tabi ki yazdıklarım benim görebildiğim kadar olan boyutu, benim de şahit olduğum veya yaşadıklarım. Önemli olan her bireyin ne kadar bu kuşağı anladığı, izlediği ve nasıl davrandığını fark etmesidir. Özcesi bu kuşağa dair nasıl bir çıkarsama yapıldığıdır.  Bunu yapabilmek için de kuşkusuz doğru sorular yöneltmek gerekiyor. Genç nesli ele alırken sadece yansımasıyla ilgileniyor, ona göre değerlendiriyoruz. Bu doğru bir metot mu? Peki devletlerin toplumu ve özelde ise genç nesli kontrol altında tutmak için oluşturduğu baskı metotları ve ideolojik aygıtları ne yapacağız.

Kodlanmış davranış kalıpları ile büyütülüyoruz

SILAN PELSIN - GENCLIK3Küçük yaşlarda edindiğimiz kültürel değerler, empoze edilen eğitim-öğrenim modelleri, biyolojik ve toplumsal değişimler (olumlu- olumsuz) davranış biçimlerimizi, toplumsal ilişkilerimizi ve değerlerimizi oluşturuyor. Bizleri sınırlandırmak için kurgulanan bütün mekanizmalar biz daha doğmadan devreye giriyor ve bütün hayatımızı belirlemek üzerinden oluşturulan takvim uygulanıyor. Aksi takdirde, farklı bir yaşamı isteyen kesimleri öteleyen bir ağ oluşturuluyor. Bu noktadan yola çıkarsak çocukluk dönemimizi, gençlik dönemlerimizden ayıran; yoğun, karmaşık duygu hallerinin yaşandığı, birçok olayı ve olgunun gözden geçirildiği bir dönem. Kuşaklar arasındaki farklılıkların en belirgin olduğu nesil, sıkça eleştirilen ve bir o kadar da beklentilerin olduğu bir dinamik. Günümüzde ‘ben nasıl yaşıyorum, nasıl yaşamalıyım’ sorusunu sorabilen ve cevap arayan bir kuşaktan bahsetmek mümkün mü?

Bu soruyla birlikte 1990’lı yıllardan sonra 2000’li yıllarla birlikte sıkça duyduğumuz eleştirileri sıralamakta fayda var. “Gençlik; çelişkisiz, edilgen, irdelemeyen, toplumsal olaylara ve gelişmelere karşı duyarsız, apolitik, asosyal, bireyci vs vs.” Bu yapılan eleştirileri çoğaltmakta fayda var; “İnternet ve teknoloji ile doğdular, sadece internet, telefon, bilgisayar, sosyal medya gibi alanda aktifler, eğitim aldıkları meslek dalının dışındaki alanlara karşı ilgisizler, mesleklerinin farklı alanlarına da vakıf değiller.”Hatta tercih edilen kıyafet, saç biçimi, kullanılan makyaj ve aksesuarlara kadar varan eleştiriler var. Bu eleştirileri çoğaltabiliriz. Muhtemelen, yukarıda sıralanan eleştirilerin doğru olduğunu düşünen, fazla bulan, haksızlık olduğunu düşünenler de var.
Eleştirileri art arda sıralarken, doğru-yanlış veya haklı-haksız gibi yargılar oluşturmak gibi bir düşüncede değilim. Zaten tehlike ya da uyuşmazlık bu noktada söz konusu oluyor. Tabi ki toplumun tamamı böyle düşünmüyor, ama böyle düşünen, eleştiren büyük bir toplumsal kesim de var. Bunu da göz ardı edemeyiz. Farklı nesillerin yaşama, bilim-tekniğe, sanata ve hatta hayata uyum sağlamaları değişkenlik gösteriyor. Çünkü her dönemin araç ve gereçleri farklılaşıyor.

Sorunların temel kaynağı mekanizmalar

Bu yıSILAN PELSIN - GENCLIK5lları nasıl yaşadığımız çok önemli. Çünkü, hayatımızın gelişim seyrini bu yıllar belirliyor. Bu kavrayış sadece bir bireyin hayatını değil, bir kuşağın hatta tüm toplumun geleceğini belirleyen bir davranış ve yaşam biçimine dönüşüyor. Bundan dolayı eleştirilerin kaynağı ve nedeniyle ilgilenirsek daha çözümleyici bir yol seçmiş oluruz. Toplumsal sorunların temel kaynağını oluşturan mekanizma;

l Güç odaklı, para sever bir grubun himayesinde değil mi?

l Şiddetti, cinayetleri, cinsler arasında eşitsizliği körüklemiyor mu?

l Topluma savaş açmış ‘bireyi’ değil, ‘bireyciliği’, toplumsallığı değil tekilliği empoze etmiyor mu?

l Askeriyle, polisiyle, ordusuyla, yasalarıyla, hapishaneleri ve mahkemeleriyle bir baskı sistemi değil mi?

l Seks, spor ve sanat-kültürü dejenere ederek bir endüstri oluşturup duygulara ve analitik zekaya hükmetmiyor mu?

l Hukuku, eğitimi, sağlığı, üretimi, tüketimi, medya ve iletişim araçlarını kendisini var edip süreklileştirmek için oluşturmuyor mu?

l Aile, ahlak, örf, adet, töre, inanç gibi araçları kullanarak, toplumun yaşamını dizayn etmeye, rol modeller oluşturmaya çalışmıyor mu?

l Toplumda ayrımcılığı geliştirerek, yine toplum eliyle farklılıkları ötelemiyor mu?

Sistem kendisini empoze edene kadar da kullandığı mekanizmalarını destekleyen birçok yöntem kullanıyor. Sistemin baskısı ruhsal hastalıkları ve sosyal bunalımları tetikliyor ve genç nesli etkisiz kılmak için kumar, şans oyunları, birçok bağımlılık yaratan maddenin kullanımını yaygınlaştırıyor.

Hangi kültürden ve halktan olursanız olun bu mekanizma aynı ölçülerde olmasa da kadın ve genç kuşaklar üzerinde devasa bir istila oluşturuyor. Bu sunulan hayat; devletlerin, holdinglerin, orduların belirlediği, korku ve zorbalığa dayanan sindirme politikalarını kapsıyor. Ve yaşamın her alanına nüfuz etmeye çalışıyor.

Bize dayatılanların ne kadar farkındayız 

SILAN PELSIN - GENCLIK4Bu sistem genç nesilleri ‘suspus’ ederek, tepkisiz, sıradan, düşünsel gelişmesine ket vurulmuş bir pozisyona getirmek istiyor. Önemli olan genç nesillerin bu komplike düzenin ne kadar farkında olduğudur. Tercihlerini neye göre yaptığıdır. Bu sisteme karşı mücadele veren, düşünce üreten toplulukların neresinde yer edineceğini belirlemesidir. Bu kuşağın tamamı olmasa da büyük bir çoğunluğu dayatılanların farkında ve rahatsız. Ama dayatılan yaşamı bir biçimde, sunulduğu kadarıyla kabullenmiş durumda görünüyor.

Gençler;

l Okuduğu okulu veya çalıştığı mesleği neye göre belirliyor? Daha fazla para kazanmak için mi, yoksa tercih ettiği meslek grubunda yetenekli olduğu ve o alanı sevdiği için mi?

l Arkadaşları ile bir araya gelip, sohbet edip, yemek yiyip, kültürel ve sosyal aktiviteler yapıyor mu? Yoksa sosyal medyayı mı tercih ediyor?

l Kıyafet seçerken; moda olduğu için mi, rahat olduğu için mi tercih ediyor?

l Çok sık, yoksa ihtiyacı olduğu zaman mı alışveriş yapıyor.

l Neden ten doğal haliyle bırakılmıyor da makyajla maskeleniyor?

l Hangi konuları işleyen filmler, belgeseller izliyor ve kitaplar okunuyor?

Öte yandan toplumun yaşadığı sağlık, siyasi, kültürel, doğa kirliliği vb. sorunlara karşı genç nesil olarak ne kadar ilgili ve duyarlıyız? Her gün ülkelerindeki savaştan kaçan, göç ettirilen insanlar yollarda, denizlerde boğularak ölüyor, insan tacirlerinin eline düşürüyor. Yeni silahlar üretiliyor. Irkçılık çoğalıyor. Doğa ve canlılar katlediliyor. Ekolojik denge bozuluyor. Her gün biraz daha insanlık öldürülüyor, sadece genç nesil değil, tüm toplum etkisizleştiriliyor. Evde, işte, okulda, sokakta tepki göstermiyor ve ortak duygularda buluşmuyorsak, o zaman korkalım; çünkü çürümüş ve hatta ölmüşüz demektir. Peki nasıl bir gelecek kuracağız, duygusuz bir gelecek mi. Artık bunları tersine çevirebileceğimizin farkına varalım, bu bizim elimizde. Yeter ki isteyelim.

Toplum gençlerden yoksun bırakılmak isteniyorSILAN PELSIN - GENCLIK2

İlgileri sınırlandırılmış olduğu için gençler siyaset ve yürütülen politikalara da son derece uzak duruyor. Hatta bir kısmı bunu sadece bir iş olarak görüyor. Toplumun ve kendi yaşamındaki bir karar mekanizması olduğunun bile farkında değil, ya da bilerek uzak durmayı tercih ediyor. Sadece bazılarının işiymiş gibi görülüyor.

Her şeyden önce yukarıda ‘ben nasıl yaşıyorum, nasıl yaşamalıyım’ sorusunu sorabilen ve cevap arayan bir kuşaktan bahsetmek mümkün mü diye sormuştuk. Evet bu tabi ki mümkün. Çünkü bütün baskılara, dejenerasyon ve kırım politikalarına rağmen toplum ve doğayla bütünlük içinde yaşamda ısrar eden gençler düşünceleri ve canları pahasına coğrafyamızda ve dünyanın farklı yerlerinde mücadele ediyor.

Bu yaşamı kabul etmeyen örgütlenen ve buna karşı mücadele eden, düşünsel dönüşümünü sağlamaya çalışan, demokratik, eşit, ekolojik, cins özgürlükçü bir yaşamda ısrarcı ve kararlı bir kesim var. Önemli olan bu mücadeleyi genç neslin tamamına yansıtmak ve saldırılara karşı koyarak mücadele etmesini sağlamaktır. Aksi taktirde gençleri toplumdan, toplumu da gençlerden koparmak isteyen yaşamın her alanına nüfuz etmiş bir sistem var karşımızda. Sürekli hatırlanması gereken, eşit, demokratik, güzel ve rahat bir yaşamı geliştirecek olan dünün çocukları, bugünün gençleri ve yarının yetişkinleridir. Bizleriz…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page