Fransa’nın yüzündeki şamar

Nazlı TOP

  • 27 Nisan 2018

Dünyanın ve insanlığın medeniyet ve ilerleme ölçülerinden biri de kadına yönelik şiddettir. Son günlerde açıklanan kadına yönelik şiddet oranı Fransa’nın yüzünde bir şamar gibi patladı. Fransız ve dünya medyasındakiMANSET “Fransa’nın büyük utancı” manşetleri ürkütücü tabloyu analiz etti ve kısa süreliğine olsa da ülke gündemine taşıdı. Özellikle 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde resmi makamların ve devlet yetkililerinin en çok konuştuğu konu oldu. Hatta Fransa hükümeti ve Cumhurbaşkanı Macron sorunun çözümü için vaatlerde bulunmaktan da geri durmadı ve bazı önlemler aldıklarını açıklamak zorunda kaldı. Elbette bu zorunluluk kadın cinsinin yaşadığı zulmü gidermekten ziyade “kutsal devlet”in bekası içindir.

Medyaya yansıyan buz dağının görünen yüzüne karşın, eşleri, eski partnerleri, babaları, ağabeyleri tarafından öldürülen kadınların sayısında halen gözle görülür çarpıcı bir değişiklik yok. Bu da gösteriyor ki; kapitalist erkek egemen sistemin bir parçası olan ve ileri burjuva kültürü ile övünen Fransa’da kadına yönelik şiddete karşı mücadele bir o kadar aciliyetini ve günceliğini koruyor.

Tamamlanmayı bekleyen devrim

Fransa’da kadın özgürlük mücadelesini bugüne taşıyan ve önderlik eden feminist ve devrimci kadınların tarihi kahramanlıklarla doludur. Burjuva devrimlerde feminist ve devrimci kadın hareketleri kadın aydınlanmasında önemli katkılar sundu, zeminler hazırladı ve diğer ülkelerdeki kadın hareketlerine ideolojik ve politik olarak etkide bulundu.

1789 Büyük Fransız Devrimi’nin “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” şiarının en aktif bileşenleri olan kadınlar önemli roller oynadı. Değişik sınıflardan kadınlar, evin dört duvarının dışına çıkarak devrimin militan savunucuları olarak savaştı. Kadın aydınlanması devrimine kitlesel katılımlar oldu. Verilen bu mücadeleler sonucu birçok yasal düzenlemelerde kadınlar lehine değişiklikler yapılmasını sağladılar. Fransız Devrimi, toplumsal-siyasal amaçlar için olmakla birlikte, aynı zamanda cinsiyetler arasında eşitlik yönünde de olumlu sonuçlar doğurdu. Kazanılmış haklara karşın Fransız Devriminin feminist simgesi haline gelen Olympe de Gouges; “Bu devrim, bütün kadınlar toplumda yitirmiş oldukları haklarının ve değiştirilmesi zorunlu yazgılarının bilincine varmadıkça tamamlanamayacaktır” sözü mücadelenin sürekliliğinin önemine işaret ediyordu.

Küresel sistemin politik utancı 

Théoigre de Méricort, Charliotte Corday, Manon Roland, Madam Du Borry, Claire Locombe, Lucile Desmoulins, Olympe de Gouges,  Simone de Beauvoir ve Louis Michel sadece Fransa kadın özgürlük mücadelesinin değil genel anlamda kadın özgürlük mücadelesinin tarihinde ideolojik, politik ve pratik olarak tarihi bir yer aldılar. Erkek egemen sisteme başkaldırının adı oldular. İşte bu kahraman kadınların yaratığı tarihe ve aradan geçen yıllara, verilen mücadelelere baktığımızda Fransa’da halen kadına uygulanan şiddet, ücret eşitsizliği ve cinsiyet ayrımcılığı küresel kapitalist ataerkil sistemin toplumsal, siyasal ve politik bir utancı olarak devam etmektedir.

Jean-Jaures Vakfı tarafından Fransız Kamuoyu Araştırmaları Enstitüsüne (IFOP) yaptırılan “Cinsel Şiddet” konulu araştırmada, ülkedeki 8 milyon kadının hayatlarında en az bir kez tecavüze uğradığı, yüzde 43’ünün fiziki cinsel istismara maruz kaldığı, yüzde 50’sinin cinsel içerikli hakaretlerle karşılaştığı, yüzde 58’inin ise uygunsuz tavırlara maruz kaldığı belirtildi.  Yani ülkede her 8 kadından biri tecavüze uğruyor. 2017 yılında Fransa’da 123 kadın sevgilileri veya eşleri tarafından öldürüldü. Bu rakamlar “demokrasi ve özgürlükler” ülkesi olarak kendini tanımlayan Avrupa ülkelerinin ikiyüzlü politikalarının çıplak göstergesidir.

Çünkü kadına yönelik şiddete karşı pratikte yaşanan örneklerde de görüldüğü gibi cezai yaptırımlar, eğitim programları, ayrılan bütçelere rağmen erkek egemen sistemin her gün kendini üreten ideolojik aygıtları -aile, okul, din, yasalar- yerli yerinde durmaktadır. Ve daha ayrılacak milyonlarca Eurolar dahi bunu çözecek durumda değildir.

“Bir yara bandı ile kanamayı durduramayız” 

Fransa’da02112016_france_women_equality 28 yaşında bir adam, 11 yaşındaki bir çocukla ilişkiye girmiş “rıza” gösterdiği için hiçbir ceza almamıştı. Gerekçe cinsel rüşt yaşının belirlenmemiş olmasıydı. Bir devlet yasasını küçük bir kız çocuğundan yaşamından değerli gören anlayış kadına yönelik şiddeti durduramaz. Kadınların bu duruma isyanı sonrası Fransa’da ilk kez cinsel rüşt yaşı kanunlarda 15 olarak belirlenmiş oldu.

Fransız düşünce kuruluşu Cevipof’taki araştırma direktörü ve cinsiyet eşitliğine ilişkin kitapları bulunan Janine Mossuz-Lavau, “Buzdağının ucunu görüyoruz. Evlilikte şiddetin doğası rakamlarla ilgili doğru bir tespit yapmayı zorlaştırıyor. Bu (rakamlar) evlilik öncesi şiddetin gerçeğini yansıtmıyor. Bu gizli bir olgu. Bazen bir kadın ölür ve çevresindeki kimse onunla eşi arasındaki şiddetin farkında değildir” tespiti çevremizdeki birçok kadının sebepsiz intiharlarına, kadın cinayetlerine ışık tutmaktadır.

Fransa’nın resmi suç veri ajansı (ONDRP) tarafından hazırlanan bir çalışmada ise geçen yıl 85.424 kişinin eşleri hakkında saldırı ve darp suçlamasıyla dava açtığı ve yaklaşık 10 kurbandan 9’unun kadın olduğu ve bu mağdurların çoğunun defalarca aynı şiddete maruz kaldığı belirtilmişti.

Geçmiş yıllara oranla şiddete uğrayan kadınların polise başvurma oranında artış görülmesi şiddeti görünür kılma yönünde bir avantaj olarak kabul edilse de şiddetin azaldığı anlamına gelmez. Ancak erkek şiddetine karşı kadınlarda bir bilincin uyandığını gösterir.

Bu yaşanan tablo karşısında liberal Fransa Cumhurbaşkanı Macron Fransa’da her üç günde bir kadının eşleri veya sevgilileri tarafından cinayete kurban gitmesinin ülke için utanç verici olduğunu vurgulayarak klasik bir burjuva politikacısı olarak rolünü oynuyor. Macron temsilcisi olduğu sermayenin dilinden ‘kadın ve erkek arasındaki eşitliği artık ortaya koyalım” diyerek pratikte takipçisi olmayacağı tedbirleri açıklıyor ve 30 milyon Euro fonla işi çözeceğini düşünüyor. Sorunu böyle çözeceğini açıklayan bu erkek akla kadın hakları grubu Osez le Feminizm’den Marie Allibert, “Bir yara bandıyla kanamayı durduramayız” dedi.

Neo-liberalizmin “güçlü aile” “annelik” silahı

Paris komünü savaşçısı Louise Michel’in dediği gibi “Erkekler tarafından yönetilen bir toplumda, kadınlara haklarının verilmesini istemek sadece bir aldatmacadır” sözü kapitalist erk yönetimin doğasını resmetmektedir.Screenshot_4_394

Fransız egemen sınıflarının hala Fransız Devriminin toplumu dönüştürme ruhundan korktuğu açık. Neoliberal politikalarını yaşama geçirmek için yeniden eski silahlarına sarılma ihtiyacı duyuyorlar. “Güçlü aile” ile özellikle kadından ücretsiz olarak yaptığı ev işlerine geri dönmesini isterken tek kariyerinin “annelik” olduğu bir daha hatırlatılıyor. Kadın, insan, özne, irade gibi kavramları unutması isteniyor. Sağ ve muhafazakar partiler eliyle de kadınlar her gün ideolojik bombardımana tutuluyor.

Fransa’da muhafazakârlık ve neoliberal sağlık politikaları birlikteliğiyle, kadın sağlığını bütüncül ele alan yaklaşımdan çok annelik ile ilişkili sağlık hizmetleri öne çıkarılıyor. Aile planlaması hizmeti ihmal ediliyor ve kürtaj hizmeti veren sağlık birimleri kapatılarak ya da personel azaltılarak fiilen kürtajı zorlaştıran adımlar atılıyor.

Küresel kapitalist ekonomik kriz sonrası dünyaya yayılan devleti küçültme operasyonlarıyla, kadınların kazandığı sosyal haklar gasp edildi. Kamusal çocuk yuvaları ve bakım merkezleri kapatıldı ya da özelleştiriliyor. Kamu sektöründen personel azaltılmaya gidilince ilk kadınlar işten atılıyor. Yoksul kadınların sosyal yardımları, bekar annelere verilen yardımlar kesildi ve bu cinsiyetçi politikalar sonucu kadınlar, erkeğin ücretine bağımlı olmaya mahkum ediliyor. Bu aynı zamanda kadının bağımsız düşünüşünün ve özgür iradesiyle karar vermesini zorlaştırıyor.

Sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesi, cinsiyetçi iş bölümü kadınların aleyhine bir sonuç doğurdu. Kamusal sosyal güvenlik hizmetlerinin yerine kadına, çocuk bakımı, ev içi işler dayatılmaktadır. Kısacası neoliberal sosyal politikalar, erkeğin eve ekmek getirdiği, kadının ise ev kadını olduğu geleneksel ataerkil aile modeline geri dönüşü amaçlıyor.

Avrupa’nın birçok ülkesinde kürtaj yasakları, doğum kontrolünün sınırlanması, cinsel eğitimin kısıtlanması gibi kadınların cinsel haklarına ve üreme özgürlüklerine yönelik ihlaller son yıllara damgasını vurdu. Daha da önemlisi milliyetçi, ırkçı ve muhafazakar örgütler bu taleplerle sokak gösterileri yapacak kadar ileri bir örgütlülük ortaya koyabilmekteler.

Kadın özgürlük mücadelesini, feminizmi, cinsel özgürlüğü, kürtajı ve eşcinsel haklarını geleneksel aileyi tehdit eden düşmanlar olarak gören dinsel muhafazakâr gruplar son yıllarda Fransa’da sahnede sık sık yer almaktadır.

“Kadın, özgürlük, hak”

Tüm bu gelişmelere karşın Fransa’da kadın hareketleri her zaman olduğu gibi siyasetle iç içe olmuş, tepkilerini ortaya koymuş ve taleplerini devrimci bir inatla savunmuştur. Burjuva siyasetçilerden beklememiş, mücadeleleri ile haklarını almayı başarmıştır. Bu nedenledir ki Fransız kadın örgütlerinin anahtar sözcükleri “Kadın, özgürlük, hak”tır.

Neoliberal politikalar sonucu kadınların kâğıt üstünde geçerli hukuksal hakları ve pratikteki durum arasındaki uçurum, son yıllarda daha da büyüdü ve derinleşti. Kadın hareketinin tarihsel kazanımlarını gasp etmek isteyen; piyasacı, özelleştirmeci, cinsiyetçi, ekonomik ve sosyal, erkek egemenliğini güçlendiren yeni muhafazakarlık kendine yaşam alanı açmayı hedeflemektedir.

Kapitalizmin giderek derinleşen ekonomik ve siyasal krizlerine karşı devreye sokulan neoliberal politikalar, ataerkil sistemi sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirme hamleleri devam ederken ezilenler cephesinde direnişler de boy gösteriyor. Ezilenlerin ezileni olan kadınlarda, erkek egemen sisteme karşı mücadelede tarihsel cinsel ve sınıfsal rolünü oynayacaktır.

Fransa’da anti-kapitalist ve emekçi karakteri daha belirginleşen kadın hareketi, şiddet karşıtı mücadelenin eksenini ve taleplerini neoliberal dünyanın yarattığı yıkımın içinden süzüyor… Bugün kadınların şiddetsiz bir yaşam talebi, eşitlik, özgürlük, hayatlarına ve bedenlerine ilişkin kararları bağımsız bir biçimde ele alma, güvenceli iş ve gelecek talepleri daha da netleşiyor. Bu ortak talepler, kadınların şiddete karşı ortak mücadelesinin güçlü zeminidir.

*Gazeteci

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page