Faşizmin alnına atılan mor çizik

Rojda YILDIRIM

  • 12 Temmuz 2018

Hep birlikte bir seçimi daha geride bıraktık. HDP-AMED-MITINGBeklentilerin farklı olduğu ancak sonuç olarak sağa daha fazla yaslanan bir Türkiye tablosu açığa çıktı. Türkiye haritası daha da koyulaştı. Umut olan mor renk ise Kürdistan’da ağırlığını korudu.

Bütün seçimlerde olduğu gibi hile hurda ve hırsızlıkta bir numara olan ve bunu adeta varlık nedeni haline getiren AKP-MHP faşizmi kanlı bir seçime daha imza attı. Ancak sadece aldığı oy oranlarıyla da değil Türkiye’de yaşanan sosyolojik değişimler, refleksler açısından da değerlendirilmesi gereken bir seçim olarak tarihe geçti 24 Haziran 2018 seçimleri.

Faşistten yana tercih

Faşizm bir kez daha güçlenerek ve derinleşerek çıktı. Türkiye daha da koyulaştı. Toplumun yüzde elli ikisi kendisine sürekli şiddet uygulayan, sömüren, hırsızlık yapan, ahlaksızlıkta sınır tanımayan, “yok yok” diyebileceğimiz bir faşistten yana tercihi yaptı.

Oyların büyük oranda çalıntı olduğu aşikar, ama bu geniş bir kesimin tercihini faşizmden yana yaptığı sonucunu değiştirmez. Bu durum geriliklerle, yobazlıkla, dini fanatizmle örtüşen AKP gerçekliğini daha da besledi. AKP kendine göre bir toplumsal arka bahçelik yarattı. Yoksa Avusturya’daki bir seçmen Avrupa’da sol, Türkiye’de ise neden bir faşiste oy versin ki? Din olgusunun elbetteki aidiyet oluşturmada önemli bir etkisi vardır. Ancak ezilenlerin pedagojisinde bu durum salt dini duygularla açıklanamaz.

Kirletilmiş toplumsal akıl, çarpıtılmış ahlak, düşmanlıklar üzerinden şekillendirilen kimlik olgusu, varlığını bir başkasının ölümünde gören sapmışlık ve bütün bu barbarlık biçimlerine “dini kimlik” kılıfı giydirerek kutsallık atfetmek…

“Toplumun kadınlaştırılması”

Toplumlar her zaman ileriye gitmiyor işte. Türkiye bunun en açık kanıtıdır. Açıkçası seçim sonuçları açıklanırken yarattığı ilk çağrışım “kocasından” sürekli şiddet gören bir kadının “olsun kocamdır” deyip yola devam demesine benziyor. Hani sürekli “koca” devletten şiddet görür, hırpalanır, sürüklenir, yara bere içinde bırakılırsın ama “kocamdır sever de döver de” dersin. “Ne olmuş yani kötüyse de benimdir” diye bir de refleks gösterirsin. Israrlı tüm çabalara rağmen boşanmak istemezsin.

Kürt Halk Önderi Öcalan savunmalarında bu duruma “toplumun kadınlaştırılması” ya da “karılaştırılması” olarak tanımlar. Yani “karılaşmak” toplumun ideolojik ve politik olarak kadının içine düşürüldüğü derin kölelik durumuna işaret eder. Yani kadındaki içerlenmiş kölelik toplumsallaşmıştır, tüm topluma yedirilmiştir. Bütün toplum kadının derin kölelik çizgisine çekilmiştir.

İş yine Kürde düştü

Yoksa bir kadın çıkıp neden “ben Erdoğan’a kurban olayım” desin ki? Sadece kadın da değil erkek de düşürülmüştür. Sistemin her gün erkeği “erkeklikle” sınadığı, erkeklik algısına derin bir maçoluk giydirildiği, şiddet uygulamayanın “erkekten” sayılmadığı bir Türkiye gerçekliğinde erkek ancak insanlıktan çıkarak “ayakta” kalabilmektedir. Kadın, toplum ve doğa karşıtlığı üzerinden kimlik kazanan erkek, olsa olsa bir seri katil olarak var olabilir.

Türkiye’de yükselen trend maalesef katilleşen bir erkek gerçekliğidir. Erdoğan ve bahçeli katil devlet ve katil erkek profilinin iktidarlaşmış halidir. Topluma vaat ettikleri ise bütün erkeklerin birer küçük Erdoğancık ve Bahçeli olmasıdır. Bundan ötesi de yoktur zaten. Bir insan türü olarak Sapiens’in Türkiye’de varacağı en son barbarlık sınırı da burasıdır. Türkiye’yi bu eşikten ancak büyük bir toplumsal devrim kurtarır. Binlerce yıldır emekleyerek bu noktaya gelen insanlık kendi yok oluşuna doğru koşarken, Kürdün ölümünden Türkün var olacağını bekleyen derin bitmişlik halini ancak derin bir şok haliyle aşacaktır. Kürt ölürken Türk olarak kalamayacağını elbetteki bir gün anlayacaktır. Bunu anlatmak yani kısacası iş yine Kürde düştü. Yine yollara düşüp, yine insanlıktan yana olana meramımızı anlatacağız. İnsan gerçekliğiyle uğraşmak zor, kolay gelsin diyelim…

Bu seçimlerin bir tek kazananı vardır. Kürtler ve dostları… Bir de Kürt kadınları tabi… Bellki de kadın yanımız bilindiğindendir bütün TV’lerde HDP’nin rengi mor ile gösterildi. Ne güzel… Kürdistan büyük oranda mora bürünmüştü. Hele o çukur medyasında bile mor rengine bakmak ayrı bir keyifti. Yapılan tüm işkence ve katliamlara rağmen Taybet ananın çocukları kazandı.

Seçimlerle devrim olmayacağını bilecek kadar vakur bir halk olan Kürtler, belki faşisti tümden deviremediler ama alnına hiç unutamayacağı mor bir çizik attılar. Bu çizik Dehak’ın burnundan giren ve beynini kemiren “sineğe” benziyor. Beynine giren morluk gastla iktidarda kalsa bile onu çoktan yıkmıştır. Sadece geriye siyasi bir mefta kalmıştır… Dehaklar gider, mazlumlar kalır… Bütün dünyanın mor renge bürünmesi dileğiyle…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page