Faşizm şu an yaşanılanların ta kendisidir

Ekin RONİ

  • 19 Mayıs 2017

Faşizm artık hayatımızın bir parçası değil, kendisi olmaya başladı. Bu boğucu ağırlık, saldırganlığıyla her an yaşamımızı belirliyor, ruhlarımızı satın almaya çalışıyor ve bizleri mutsuzluğun girdabına iterek canavarlaşıyor. İnsanlığın aslında cehennem dediği tam da bu haldir. Toplumlara cehennemi NETHERLANDS-TURKEY-REFERENDUM-DEMOmubah görenler, kendilerine cennetlerini kurduklarının gafletini yaşarlar.  Aslında insanlık tarihsel toplum yaşamı boyunca tüm acı, işkence ve baskılara karşı patriarkal sisteme başkaldırmayı bilmiştir. Tarihin bu özgürlükçü yüzü olmasaydı, bu özgürlükçü nehir akmasaydı yaşam yaşanılır mıydı. Yaşamı yaşanılır kılan insanın özünde hep varola gelen kadın yüzlü özgürlükçü damardır.

Özgürlüğün yok oluşu üzerine yaşam kuranlar, yok olmaya mahkumdurlar. Özgürlük istenci ve arayışı toplumların ruhu ve varlık gerekçesidir. Faşizmin tüm amacı bu tinselliği yok etmek ve bunun üzerinden kullaştırmayı, biat etmeyi geliştirmektir. Faşizm dincilikle içerlenmiş milliyetçilik zehriyle toplumları baştan çıkarır, sürüleştirir, böylelikle erkek egemen kültünü yaşamın öznesi haline getirir.

Başta kadınlar olmak üzere tüm toplumu nesneleştirme faşizmin özüdür. Faşizm hiçliktir, ruhsuzluktur, bilincin dumura uğratılmasıdır. Toplumları anlamsızlığın, ahlaksızlığın çemberinde eriterek, diktatörlüğün dişlisi haline getirmektir. Hepimizin “geçmişte kaldı” dediği bu vahşet tüm çirkinliğiyle her gün ve her an yüzümüze çarpmakta, yaşamımızın her alanına sirayet etmektedir. Bu anlamda faşizm ne izlediğimiz bir film, ne okuduğumuz bir roman ne de geçmişte kalan bir tarihtir. Şu an yaşanılanların ta kendisidir. Gaz odalarının yerini DAİŞ faşizmi almıştır. Toplu kıyımlar, şehirlerin harabeye dönüştürülmesi, tüm farklılıkların, kimliklerin yok edilmesi ve toplumların yerlerinden yurtlarından edinilmesi, denizlerde boğdurulması faşizmin dünyaya hükmetmesi değil de nedir. Bu barbarlığı besleyen, kollayan, silahlandıran, toplumların, kültürlerin, kadınların üstüne salanların Hitler faşizminden hiçbir farkı yoktur. Yahudi kadınlarına, çingenelere, sosyalistlere, tecavüz eden, onlara sadece işkenceler altında ölümü reva gören zihniyet, bugün de daha katmanlı ve girift bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Dünyayı kanlı mezbahaya dönüştüren bu sistem üçüncü dünya savaşının tezahürüdür. Erdoğan faşizmiyle Hitler arasında da çok fazla benzerlik vardır. Tarih bu anlamıyla adeta tekerrür eder gibidir. Hele kadına dönük cinsiyetçi politika ve uygulamalar günümüz Türkiye’siyle birebir örtüşmektedir.

Çoklukları öğüten teklik değirmeni

Yaşlı dünyamız tek adamların diktasında nefes alamaz duruma getirilmiştir. Dünyayı bir kumar masası gibi gören, çirkin yüzünü örtbas etmek için bir masumiyet mizanseni çizerek, yüzlerce insanın üzerine bombalar yağdıran, Amerikalı şovcu bir lümpenle yeni bir aşamaya evrilen faşizm dalgası giderek büyümektedir. Küçük  imparatorlara karşı ‘insanlık’ maskesi takanlar, dünya imparatorluğuna oynayanlardır. Hepimiz hatırlarız, daha dün gibi gözümüzün önündedir. Saddam’ı besleyenlerin, Enfal’e göz yumanların; boynuz kulağı geçince heykelini nasıl devirdiklerini, boynuna ip geçirip nasıl katlettiklerini… Faşizm o yüzden hem kargadır, hem de oyulan gözdür.

Faşizm ulus devlet fetişizmidir. Hegemonyasını teklik üzerine kurar. Ortadoğu’da Türk, Fars ve Arap tekçi ulus sistemidir, dünyada da Amerika ve Rusya arasındaki hegemonya savaşıdır. O yüzden günümüz dünyasında liberalizmin geliştirdiği ulus- devletlerin tümden aşıldığı, sınırların ortadan kalktığı söylemleri bir safsatadan ibarettir. Çoklukları eriten teklik değirmeni, tüm farklılıkları öğütmektedir. Ulus- devlet katılığının kısmen aşıldığı coğrafyalarda kültürel zenginlikler vitrin konumuna düşürülmüş, hala sert olan bölgelerde ise kırımdan geçirilmektedir.

Tanrının yeryüzüne inen reisleri

KADIN HAYIR 3Faşizm sadece kültürleri tekleştirmiyor, toplumların iradelerini de yok ederek, iktidarını kurumlaştırıyor. Karılaştırma, sürüleştirme bu toplumsal, siyasal formun özüdür. Toplumu parçalama, gerginleştirme, kutuplaştırma üzerinden korku imparatorluğu inşa etme, bu sistemin fıtratıdır. Milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçiliğin argümanlarıyla toplum yirmi dört saat bombardıman altında tutulmakta, tek seçenek olarak tekliğe tapınma gösterilmektedir. Cinsiyetçi politikalarla, toplumu toplum yapan kadın-erkek ilişkilerini her gün zehirlemektedir. Çünkü faşizm, erkeği militarist, şoven, ırkçı retorikle sürekli mitleştiren bir toplumdur. Vatan-millet naralarıyla, cüppeyle başkalaştırılan erkek, sürekli saldırganlaştırılmakta, tanınmaz bir hale getirilmektedir. Bir toplumda asker, polis, özel harekatçılar bu denli ululaştırılsa o toplumda şiddetin, cinayetlerin, taciz ve tecavüzlerin haddi hesabı olamaz. Aslında milliyetçiliğin dinselleştirilmesi tanrının yeryüzüne inen diktatörlerine tekabül eder. Türkiye somutunda bu durum çok bariz bir şekilde görülmektedir. Reis miti adına güzellemeler dizilmekte, sultanlarla eşdeğer tutularak filmler, diziler çekilmekte, kasvet ve huşuyla örülü bu profil topluma model olarak sunulmaktadır.

Bir ülkenin Cumhuru reisi her gün saraydan nara atarsa, dünya aleme küfür basarsa, en güzel konuşması had bildirme olursa siz artık o ülkenin erkeklerini tezahür ede durun, kim tutar onları… Reisten başlayan bu şiddet  sarmalı dalga dalga topluma yayılmaktadır. Erdoğan faşizmi kesinlikle bu zeminden beslenmektedir. AKP iktidarı boyunca şiddetin, istismarın, tecavüzün, kadın cinayetlerinin artması, erkek terörünün tavan yapması bu iktidarın fıtratıyla ilintilidir. Kadının kaç çocuk doğuracağına, nasıl giyineceğine, nasıl güleceğine, hangi işi yapacağına kadar karar veren bir iktidarın, bu denli cinsiyetçi politikalarıyla topluma hükmetmesi hiç şüphesiz toplumu toplum olmaktan çıkaracaktır.

‘Onlar sadece ırkımızı üreteceklerdir’

“Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun eksiktir, yarımdır, doğurmayan kadın, kadınlığını inkar eden kadındır, kadın mıdır, kız mıdır bilemem, kadın- erkek eşitliği fıtrata aykırıdır” diyen bir zihniyet ile- ki bu bir akıl tutulmasıdır- karşı karşıyayız. Bu söylemleri daha da çoğaltabiliriz. Bu naralar şüphesiz faşist bir zihniyetin dışavurumudur.  Kadını ulus- devletin bekası için sadece bir çocuk doğurma makinası olarak gören, kadının varlığını doğumdan ibaret sayan kötücül, ölümcül zihniyet ve uygulamalar, Hitler’in yaklaşımlarıyla tıp tıpa benzerdir.

Hitler de “Nasyonal Sosyalist kadın hareketimizin programı sadece bir noktaya ihtiva eder, o da çocuktur. Onlar sadece ırkımızı üreteceklerdir. Politik hayat kadınlara layık değildir, bunun için sonuna kadar annelik desteklenmeli, millet için kalıtımsal olarak çocuk doğurabilen kişilere hamilelik imtiyazları ve bakımı ile evlilik teşviklerini sağlayan haklar ve kanunlar çıkarılmalıdır” demiştir. AKP iktidarı bu imtiyazlarla sınırlı kalmadı, hızını alamayarak büyükanne-torun ilişkisini bile ticarete bağladı.

Kürtaj noktasındaki  benzerlik da “ancak bu kadar olur” dedirtecek cinstendir. Naziler kürtaja ölüm cezası talep ederler. Kadın kesinlikle kendi bedeni üzerinde kontrol hakkına sahip olmamalıdır. Hatta kız çocuklarından ziyade erkek çocuklarını doğurması için özel tedavi yöntemleri denenmiştir. Bir kadın kız doğurduğu için alenen sevinç duymaya başlarsa Hitlerkent yıkılmaya başlar denilir. AKP faşizminin de reisten başlayıp tüm bakanları neredeyse kürtaj üzerine konuşmuştur. Kürtajı cinayet olarak ele alan, kadının bedeni üzerinde her türlü saldırganlığı konuşturma hakkını kendinde görmenin edepsizliği bu korkunç iktidarın kadın politikalardır. Bir ülkenin bakanı “tecavüze uğrayan kadın doğursun, devlet bakar” diyorsa, referandum sürecinde sıradan bir vatandaş da “Hayır diyenlerin karıları kızları helaldir” der.

Kadınların korku imparatorluğuna darbesi 

TURKEY-POLITICS-REFERENDUM-VOTE-DEMODünyada olduğu gibi Türkiye’de faşizme karşı en çok sokaklara dökülenler, seslerini yükseltenler kadınlar oldu. Trump’a karşı ‘kadın hakları insan haklarıdır’ diyerek rengarenk eylemleriyle irade gösteren beş milyon kadın, aslında bu yüzyılın mücadele karakterini ortaya koydu. Çünkü dünyanın her yerinde sadece ‘geri’ kalmış kıtalar da değil, sözde kendini modern gören ülkelerde de kadın hakları bağlamında ciddi bir gerileme söz konusudur. Kadın emeği korkunç bir sömürüyle karşı karşıyadır. Kapitalist modernizmin kandıran, örtük hali esasında kölecil yüzünü bu yılın başından itibaren çıplak bir biçimde göstermiştir. Bunun için kadın mücadelesi yılın başından itibaren aktif bir seyir izledi.

Erdoğan faşizmine karşı kadınlar çok baskıcı, ezici koşullara rağmen iradelerini hiç çekinmeden, baskılara aldırmadan ortaya döktüler. Referandumdan önce ve sonra da kadın öncülüğü taktire şayandı. Hayatları boyunca EVET’lere alıştırılmış kadınlar, TEK ADAM rejimine karşı sokakta, işyerinde, evinde, şarkılarıyla, danslarıyla, HAYIR demeyi bildi. Erdoğan ülkeyi tam bir cendere altına almışken, kadınların bu korku duvarlarını yırtmaları, öfkelerini sel olup akıtarak bu eşiği aşmaları, herkese nefes aldırmaları, faşizmin maskesini düşürmüştür. Kadınlar neredeyse yaşamlarından EVET’i çıkarmışlardır. Zaten ne geldiyse onların başına EVET demekten ötürüydü. Babaya, kocaya, hocaya, patrona Evet’le başlayan yaşam, aslında ölüm örgüsü iktidarlar için meşru bir zemin oluşturuyordu.

Sokaktan çekilmek faşizmi kabullenmektir

Kadınların bu sisteme “Hayır” demeleri için çok fazla gerekçeleri var. Mesele sadece modern yaşam alanlarının daraltılmasından da ibaret değildir. Özgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi ve tüm farklılıklar ortadan kaldırılmaktadır. Sadece eşitliğin -ki onlar da ortadan kalkıyor- ve bazı kamusal hakların elde edilmesinin özgürlüğü getirmeyeceği de aşikardır. O yüzden kadın mücadelesi her koşul altında radikal ve özgürlükçü olmak durumundadır. Kadın sorunsallığının en derin, en eski, en kompleks olma gerçeği, biz kadınlara bu mücadelenin içeriğinin nasıl olması gerektiğini gösteriyor.

Nitekim özellikle Kürt kadınlarının mücadeleleri ve ağır bedeller sonucu elde ettikleri tüm kazanımların ilk elden silip süpürülmesi, saldırıların ve buna karşı savunmanın nasıl ele alınması gerektiğini gözler önüne seriyor. Faşizmin Kürdistan’a gönderdiği kayyumların, gözlerini açar açmaz kadın kurumlarını kapatmaları, eşbaşkanlığı ortadan kaldırmaları bunun açık göstergesidir. O yüzden faşizme karşı biz kadınları kurtaracak olan öz gücümüze dayalı ortaklaşmalar, dayanışmalar ve örgütleşmelerdir. 8 Mart’la başlayan, referandumla zirveleşen kadın eylemselliklerini kesinlikle yükseltmenin zamanıdır. Bırakın erkekler, bırakın CHP sokaktan çekilsin. Erdoğan hile ve hurdayla seçim sonuçlarına darbe yapmıştır. Bu denli hukuksuzluğun hukuk sayıldığı bir ülkeden meşru yollarla mücadelenin hiç bir kazanımı olamaz. Zamanın ruhu bizlere sokakta irademize sahip çıkmayı emretmektedir. Bugün kazandığımız başarıya sahip çıkamazsak, yarın baskıdan dolayı kapımızın eşiğinde duramayız.  Böyle olursa kadınlar için hayat, haram, helal, zevce olmanın ötesine geçmeyecektir. Tüm bunlar abartı değildir.  Bu sonuç kabul edilirse başta kadınlar ve tüm toplum Osmanlının kılıcından geçirilecektir. Yaşamımıza ve farklılığımıza sahip çıkmazsak sahiplerimiz çok olacaktır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page