Faraşin güzelliğinde bir Melek

Mücadele Arkadaşları

  • 18 Nisan 2017

Faraşin Özgür (Melek İlhan)

9 Nisan 2008/Dersim

FARASIN - MELEK ILHAN 1Gardiyan kapıyı üzerimize kapatıp uzaklaştığında nihayet ringden, askerlerin kin dolu bakışlarından kurtulduğumuza sevinmiş, yoldaşların o sıcacık, sevgi dolu kucaklarında kendimizi bulmuştuk. Bir kaçı ana, bir kaçı genç kadından oluşan yoldaş topluluğunun merak ve heyecan dolu gözlerinde bizi kendimize getiren duyguyu yakalamıştık. Nerde olunursa olunsun, bu duygu insana insan olduğunu hatırlatan, varlığının anlamını hissettiren yaşam duygusuydu. Anaların kucaklayışında kendi annemizin kokusunu, sıcaklığını doyasıya içimize çekmiş, genç kadın yoldaşların kucaklayışında beton soğukluğunu eriten sevgiyi hissetmiştik. Bu bizi kendimize getirmiş, ring, asker, gardiyan soğukluğunun yarattığı gerilmeyi, kasılmayı gidermişti.

İlk elektriğin insana hissettirdiği duygu, söylettiği sözcük, yarattığı enerji sonrasını genelde belirler inancındayım. Beton duvar, demir kapı tutsaklığında özgür yüreklerle yoldaşlaşanlarda çok daha derin anlamlar taşır ilk ifadeler. İşte böyle bir anın beyin gözümde donmuş görüntüsüdür Melek ya da dağlardaki adıyla Faraşin. Uzun boyu, kumral saçları, iri mavi gözleriyle sanki gerçektende Melekmiş gibiydi. Göz alıcı güzelliğine ruh ve davranış güzelliğinin asaletinin, estetiğinin biçim verdiği her davranışından belliydi. O anda çarpılmış gibiydim. Arkadaşlar heval Melek diye çağırdıkça kendimi Meleklerin diyarında bir rüyada gibi hissetmeye başlamıştım. Ama işte zindandaydık. Dört duvara hapis bedenlerin özgür yüreklerinde buluşan bir yoldaşlar topluluğuyduk. Ve heval Melek bu yoldaş topluluğunun en genç elemanı olarak oradaydı.

FARASIN - MELEK ILHAN 3Melek, Vartolu, orta halli bir ailenin kızı olarak Alevilik, devrimcilik, yurtseverlik çelişki ve ilişkileriyle şekillenmiş, lise yıllarında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne aktif olarak katılmış, 1996 yılında Antalya’da bulunurken düşmana esir düşmüştü.

Antalya polisi çok yoğun işkencelerle Melek’i çözmeye, teslim almaya çalışır. Ancak Melek bir an için bile olsa zayıflık göstermez, işkencecileri alt eden iradi tutum sergiler. İşkencenin dozu genç bedenine ağır gelip ciddi tahribatlara yol açsa da yüreğinin büyüklüğü, inancının gücü onu bedeninin acılarına yenilmemeye, bedeni ve ona yönelen cellâtları alt etmeye götürür. İşkenceciler bir yandan her türlü işkence yöntemiyle yönelirken bir yandan da tüm özel savaş yöntemleriyle gençliğini, güzelliğini ona karşı kullanmaya çalışır. Ancak Melek sadece fiziki olarak değil psikolojik ve ideolojik olarak da işkencecileri yenen yiğitçe bir tutumun sahibi olur. Bir yıllık bir mücadeleyle, gözaltında konuşmama tavrının da bir sonucu olarak delil yetersizliğinden bırakılmayı başarır.

Ve Melek kısa süre içinde Kürdistan dağlarına kavuşur. Gabar’da gerilla elbiselerini üzerine giydiğinde Bese kadar asi, Zarife kadar gizemli, Leyla Kasım kadar kararlıdır. Zindanların Melek direnişçisi artık dağların Faraşin savaşçıdır.

Faraşin. Kürdistan’ın en yüksek bölgesi Hakkâri’nin zozanlarından alır adını. Yurtseverlik özünün, topraklarına özleminin, şehirlere öfkesinin, uygarlık merkezlerine tavrının ifadesidir Kürdistan’ın yüksek yaylalarının ismini almak. O, sanki binyıllardır uyanmayı bekleyen Kürdistan gibidir. O, sanki bu topraklardan hiç ayrılmamış ana tanrıça gibidir. O, sanki zaman ötesi evren döngüsünün bugünü gibidir. Dağlar onunla, o dağlarla yeminli yaşam ortağı gibidir. Hep buradaymış, hep direnmiş, teslim olmamak için orman kuytuluklarında, dağ doruklarında gizlenmiş ve şimdi keşfedilmiş hazine gibidir. O, Melek olarak koruduğu kadınlık kimliğinde tanrıçaya dönüşmüş Faraşin’dir artık.

FARASIN - MELEK ILHAN 4Faraşin heval hiç zorlanmadan kısa süre içinde koşullara uyum sağlar. Ciddiyetiyle ve ağırbaşlılığıyla ama bir o kadar da yaşama sevinci ve sorumluluk duygusuyla kısa süre içinde herkes tarafından sevilir. Faraşin, çevresi için sürekli ve bitmez bir pozitif enerji kaynağıdır. Onunla paylaşmak ayrı bir zevk verir arkadaşlarına.

Melek olarak taşıdığı özü, özgürlük potansiyelini Gabar’ın savaş koşullarında özgür kadın militanı, eylemcisi Faraşin’e dönüştürmüş ve Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelesi’nde hızla büyüyen, gelişme yaratan öncü kadro haline gelmişti.

Güneye geldiğinde 3. Kadın kongresine Botan delegesi olarak katılır. Kongreden sonra PJA merkezinde kalır. Bir kadın ortamında olmanın tarihsel anlamı ve heyecanıyla bu günleri değerlendirir, kendini kadın kurtuluş ideolojisi ve mücadele perspektifinde yetkinleştirir.

Kuzeye yeniden grupların geçmesi kararlaştırıldığında ilk adaylardan biri olur. Faraşin büyük hayallerine nihayet kavuşmuş, Dersim yolcusu olmayı başarmıştır. 2003 yılının bahar mevsiminde Dersim yolunu tuttuğunda yüreği Munzur kadar coşkun, gözlerinin feri güneş kadar aydınlıktır. Dersim onun için ana kucağı gibidir. Yoğun operasyonlara rağmen düşmanın hiçbir tekniği, taktiği onun sağduyusunu, soğukkanlılığını, kendine güvenini etkilemez. Katıldığı onlarca eylemde bu kişilik özelliklerini koruyarak eylemlerin başarılı olmasında ve yoldaşlarının korunmasında rol oynar.

MANSETAlanın kadın komutanların biri olarak Dersim’in tarihi direnişi ve özgürlük ruhunu yürüdüğü patikalarda, içtiği sularda, oturduğu kayalarda, çıktığı tepelerde, güneşin doğuşunda ve yöre halkının umutlarında, beklentilerinde hissederek yaşar. Her bir yoldaşını da tüm bunların toplamı olarak büyük bir sevgi ve güvenle geliştirir. Varlık gerekçesi, özlem deryası olan Önderliğine bağlılığını yoldaşlarına sevgisinde, özgürlüğe tutkusunda somutlaştırır. Beş yıl boyunca Dersim’de her anını özgürlük yaratarak, erdemli yüce değerlerle geçirir.

2008 kışı boyunca yoğun teknikle Dersime yönelimler gerçekleşir. Gerillanın 2007’nin sonuna doğru elde ettiği inisiyatif üstünlüğünü kış operasyonlarıyla bertaraf etmeye çalışan TC. ordusu büyük operasyonlar düzenler. Bu sürecin sonucu olarak 9 Nisan 2008 de Dersim Harçik’te yaşanan çatışmada Faraşin’in de içinde bulunduğu 10 gerilla şehit düşer. Hiç beklemediğimiz bu durum, yüreğimizi yangın yerine çeviren bir etki yarattı. .

Onlar özgürlük mücadelesinin “ölüm nerden gelirse gelsin, sefa gelsin hoş gelsin, yeter ki onurlu olsun ve halkımızın kurtuluşunda anlam ifade etsin” diyerek yola koyulan savaşçılarıydılar. Onlar Önderliğe, halka, gerillaya vurgun güneşin çocuklarıydılar. Onlar umut yoldaşları, kavga arkadaşları, gelecek ortaklarıydılar. Ve onlar onurlu bir yolda halkımızın gururu olarak ölümsüzleştiler.

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page