Efrîn’in misafiri Ayşe

Deniz BİLGİN

  • 16 Mart 2018

AYSE EFRIN-ERSIN CAKSU“Her şey geride kaldı”, diyor, bir mülteci kampında hayata tutunmaya çalışan yaşlı Ayşe. Köyü DAİŞ tarafından işgal edilince bir asırlık ömrüyle yollara düşüyor. Şimdi Rojava’da bir mülteci kampında. Bir asırlık yaşın izlerini taşıyan elleriyle tozlu çölü gösteriyor, “Bak her şey yıkıldı. Ekinlerimiz, bahçelerimiz, evlerimiz yıkıntıların altında. Kim bizi düşünüyor? Dünyanın tüm devletleri burada, ama kendi çıkarları için bizim için değil. Bak ellerime, bu ellerim de çatladı topraklar gibi. Anılarımız da orada yıkıntıların altında, geri dönemezsek onlar da ölecek. Allahtan bu savaşın bir an önce bitmesini ve köyümüze dönmemizi dilerim. Başka ne diyeyim, Allah Kürtlerden razı olsun. Onlar bize yardım etti.” Yedinci yılına giren Suriye savaşının kısa bir özeti gibi söyledikleri.

Savaşın bitmesini bekliyordu

Bu sözler, Ayşe’ye ait. Soyadını bilmiyorum. Birbirimize adlarımızı sormuştuk sadece. Geçen yıl baharda görmüştüm onu. Rubar Mülteci Kampı’ndaki çadırının önünde, yüzünü bahar güneşine vermiş oturuyordu. Yüzü gülümsüyordu. Sığınacak bir yer bulmuştu. Savaşın bitmesini ve yeniden köyüne dönmeyi bekliyordu. Evinin yıkıntılarında yaşamaya razıydı. Ülke bu, toprak, doğduğun, köklerini saldığın toprak işte, seçmeye fırsatının olmadığı ama üzerinde büyüdükten sonra, acılarını, sevinçlerini, ayrılıklarını yaşadıktan sonra bağlandığın toprak. Üzerine titrediğin toprak, bir gün bağrında sonsuz uykuya dalacağın toprak işte. Ellerinden alınmaya çalışıldığında uğruna ölmeye hazır olduğun yer. Çünkü bir kez elinden alındı mı toprağın, uzaklara sürüldün mü artık hayat da elinden kaymıştır.

Ayşe’nin yaşadığı Rubar Mülteci Kampı, Efrîn Kantonu’nda, Şehba bölgesinde. Geçen yıl baharda, kampın etrafında yeşil tarlalar uzanıyordu. Rengarenk çiçekler açmıştı, soluk çadırların serpildiği toprakları biraz yaşanılır kılmıştı. Karşı tepelerde zeytin ağaçları görünüyordu. Kampa yardım kamyonu gelmişti, herkesin yüzü gülüyordu. Etrafta çocuklar koşuşturuyordu, bazen YPG-YPJ savaşçıları için slogan atıyorlardı. Bomboş bir UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) çadırı vardı. Şu çocuk haklarını korumak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onlara yardımcı olmak için kurulan BM Çocuk Örgütü UNICEF! Paramparçaydı çadır, parçaları rüzgarda sallanıyordu. Branda parçaları birbirine değerken patlama sesine benzeyen sesler çıkıyordu. Bomboş ve yırtık çadırın anlattığını herkes görüyordu. Yırtık çadırın demirlerine asılmış oynuyordu çocuklar, bir kenarına ip bağlamış sallanıyorlardı.

Ayşe ikinci asrını mülteci olarak yaşamaya başladı

Ayse ana unicef cadiriAyşe, oradaydı, çadırının önünde oturuyordu. Ayşe yüz yaşındaydı. Bir yıl geçti, Ayşe ikinci asrını mülteci olarak yaşamaya başladı. Efrîn’de bulunan gazeteci arkadaşımız Ersin Çaksu’nun geçen haftalarda kampta çektiği fotoğrafların içinden Ayşe’yi tanıdım. Aynı beyaz-kırmızı kefiyesini başına sarmıştı, üzerine de aynı mavi eşarbı bağlamıştı. Çadırının önünde oturuyordu hâlâ. Soluk kış güneşi, yüzünü aydınlatamamıştı, gölgede kalmıştı. Bu sefer siyah elbise giyinmiş, sanki yeniden üzerlerine gelen savaşın yasını tutuyor.

Ayşe, yazdığımdan da fazlasını söylemişti. Genç muhabir Tolîn Arapça’dan çevirmişti. “Kampın koşullarından memnun musun” soruma, “Ne edelim her yer savaş. Yine de allaha şükür yiyecek bir ekmek, kafamızı sokacak bir çadır var” demişti. Ellerini açıp YPG-YPJ savaşçılarına dua etmişti. Gülümsemişti Ayşe, her şeye rağmen gülümsemişti. O anda deklanşöre basmıştım.

O kanlı yüzyılı görmüştü Ayşe

Ya savaştan önce yaşamınız nasıldı diye sorduğumda, Ayşe, önce derin bir iç çekmişti. “Biz hep yoksulduk. Tüm çalışmamız, çabamız bir ekmek uğrunaydı. Bu devletin büyükleri ise cepleri dolu, keyifleri yerindeydi. Olan hep biz fakirlere oluyordu. Fakirdik, bak şimdi daha çok fakiriz. O yoksul damımız da yok artık. Böyle gördüğün gibiyiz, hiçbir şeyimiz yok.”

Etrafını mayınlarla, tel örgülerle çevirip devlet kurma, güç ve iktidar uğruna halkları kırımdan geçiren 20. yüzyıl dünyasını yaşamıştı Ayşe, her şeyi görmüştü. O ‘büyükler’, insanların onların yaptıklarını görmediğini, anlamadığını sanıyorlar. O kanlı yüzyılı görmüştü Ayşe, her şeyi yaşayarak öğrenmişti.

Çadırların önüne gerilmiş iplerde giysiler sallanıyordu; yoksul pantolonları, renkleri solmuş etekleri, yırtık kazakları, çocuk giysilerini dövüyordu rüzgar. Çocuklar koşuyor, kameralara zafer işaretleri yapıyorlardı.

Dualar Efrîn’in tepelerine dağılıyordu

AYSE EFRINAyşe, tüm Ortadoğulu kadınlar gibi alnında ve çenesinde çok eski zamanların duasını taşıyordu. Alnında güneşi, çenesinde yıldızı ve çiçeği taşıyordu. Alt dudağına yapışık duran yıldızın kanatları, zamanın açtığı çizgilere karışmıştı. Ayşe konuştukça, çenesindeki yeşil yıldız toprağa dökülüyor, çadırların arasından çiçekler, yıldızlar akıyordu.

Ayşe’nin çadırının kapısında içi pırıl pırıl suyla dolu beyaz bir matara duruyordu. Mataranın yanında taşın üstünde bir kalıp yeşil Efrîn sabunu, sabunda Ayşe’nin yaşlı yüzü. Her sabah Ayşe’nin ellerinin arasında köpüklenen Halep sabunu değil Efrîn sabunu; dünyanın her yerinde Halep sabunu denilen yeşil kalıplar, Efrîn zeytinlerinden yapılıyordu oysa.

Doğulular ölürken, Batılılar susuyorlar

Ayşe, ağlıyordu. Hepimize sarılıyordu tek tek. Elini açıp dua ediyordu yine; “Allah sizi korusun, allah size yardımcı olsun…” Ayşe’nin duaları arkamızdan geliyor, dönüp bakıyorum, gülümsüyor. Dualar Efrîn’in zeytin ağaçlarıyla kaplı tepelerine dağılıyordu. Ayşe gibi Arap, Kürt, Ermeni, Süryani kadınların duaları Efrîn’in toprakları boyunca yayılıyordu.

Ayşe, saldırı altındaki Efrîn’in misafiri hâlâ. Yeniden bahar geliyor. Bir kalıp Efrîn sabunu, yağmurun altında eriyor. Rubar Mülteci Kampı’nın çevresi bombalanıyor. Tepelerden gökyüzüne yükselen kara dumanlara bakıyor Ayşe. Çocuklar korkuyor. Türk uçaklarının saldırısında ölürken çocuklar, kampta paramparça bir UNICEF çadırı duruyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa, Amerika ve diğerleri, ölüleri ‘endişeyle, kaygıyla’ izliyor. Onlar ‘kaygı, endişe’ duyarken, hep aynı şeyler oluyor; insanlar, hayvanlar, doğa katlediliyor; Batılılar silah satıyor Doğululara… Doğulular ölürken, Batılılar hep kazanıyor, ‘steril’ hayatlar yaşayarak, otantik Doğu düşü kuruyorlar. Kürtler, her yere korku salarak, her yeri yakıp yıkarak ilerleyen DAİŞ’in önüne dikildiğinde alkışlayan Batılılar, aynı katliamları bir devlet yaparken susuyorlar.

Görülmeyenlerin tarafında Ayşe 

Ayşe’nin anıları, köyünün yıkıntıları altında. Ayşe’nin ayak ve el tırnaklarındaki kınanın yarısı silinmiş, geçen yıl da öyleydi. Yaz kış ve baharda tozlu mor terlikleri takıyor ayağına.

Yıllardır Suriye topraklarında yaşanan ‘güç’ savaşında görülmeyenlerin tarafında Ayşe. Çöllere dağılan, top ateşlerinde ölen, çadırların kirli sokaklarında bir ekmek bekleyen, uzak denizlerde boğulanların tarafında…

Ama Efrîn Ayşe’yi görüyor, evinden biri gibi ağırlıyor. Zeytin ağaçlarıyla kaplı topraklar görüyor; kadınlar, çocuklar, yaşlılar hepsi görüyor. Efrîn, Kobanê, tüm Rojava direnişiyle umut oluyor, o topraklarda yaşayan halklara. Çünkü onlar insanın, insanlığın tarafında. Efrîn bu güçler savaşında insandan yana olduğu için Ayşe’nin dualarını alıyor. Efrîn, Ayşe için de direniyor, hepimiz için direniyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page