‘Efrîn benim dünyam’

Nagihan AKARSEL

  • 11 Haziran 2018

KOBANE 2Ense Cihan Arap bir anne ile Kürt bir babanın kızı olarak Efrîn’de dünyaya geliyor. Kendisine “Ense Cihan” olarak hitap ediliyor. Yani Cihan Hoca. Kendisiyle geçen yıl tam da 20 Ocak’ta Efrîn’e jineoloji akademisinin bir üyesi olarak bazı araştırmalar için gittiğimde tanışmıştım. Çok neşeli, etrafına mutluluk veren bir yapıya sahipti. Kahkahası, hayat tutkusu, doğallığı özgürlüğün tarifini yapıyordu adeta… Sürekli gülen gözlerinden yansıyan ışık ile yüreklere değen bu kadını Efrîn işgalinden sonra gördüğümde tanıyamadım. Gözlerinde biriken keder her bakışında yüreklere işleyen bir ağıda dönüşüyordu adeta…

Kısa bir merhabanın ve selamlaşmanın ardından sessiz bir şekilde bir noktaya takılan gözleri sonsuz bir acıyı kuşanmıştı. Hiç bitmeyecek bir hüznü biriktirmeye başlamıştı. Umudu kabul etmeyen ağulu bir sancının girdabında kırlaşmış saçlarına dokundum. “Saçına fön yapmamışsın” dedim gülümseyerek… Atmosferi biraz değiştirmekti amacım. Ama işgalden sonra kullandığın her sözcük acıya çıkıyordu… Gözlerime baktı, “16 Mart’ta ben evdeydim. Ben yeni banyodan çıkmıştım. Biliyorsun saçlarıma fön yapmadan bir adım atmıyorum dışarıya. O anda telefon çaldı. ‘Katliam tehlikesi var. Efrin’den çıkıyoruz’ denildi. Öyle dışarıya attık kendimizi…”

‘Umut ile hayata tutunalım’

Biraz durakladıktan sonra devam etti; “Anlamın lal kaldığı tarifi olmayan bir acının girdabına düştüm o an… Çok kötü bir görüntüydü. Yirmi dakikalık yolu otuz iki saatte aşabildik ancak. Önümüzde arkamızda yanımızda insanlar vardı. Can havliyle herkes Efrîn’den çıkış için açık olan tek yola revan olmuştu. Her adımımızda Efrîn arkamızda kalıyordu. Bu görüntüyü asla unutamam” dedi. Durakladı. Gözyaşları durmuyordu. Devam etti; “Biliyor musun herkesin bir dünyası vardır. Benim dünyam Efrin’di. Ve benim dünyam harap edildi” dedi. Gözlerinden akan her bir damla yaş yüreklere mıhlanıyordu.

O anda Fatma Lekto, Ense Cihan’ın kadim dostu bize bakıyordu. Tek bir anlarını birbirinden ayrı geçirmeyen bu iki güzel kadın dostlukları ile kadınlar arasındaki bağın gücünü dünya aleme kanıtlamıştı. Acımasız bir dünyada kadının yalnızlığını birlikte paylaşarak aşabileceğini ispatlayan güzel iki kadın. Feministlerin kızkardeşlik olarak formüle ettiği, jineolojinin duyguda ve düşüncede bilimsel altyapısını incelediği bu güzelliğin öz ile buluşan görkemli bir güç kaynağı olduğu belliydi. Bu gücü sorgulamaktan ya da tanımlamaktan ziyade sadece anlamak gerekiyordu belki de. Fatma’ya, “Ne yapalım” diye sorduğumda, “Umudu büyütelim. Umut ile hayata tutunalım. Hayatı umut ile koruyalım. Ense Cihan için de tek çözüm umudu büyütmek” dedi.

Kedere inat gülebilmek

EFRIN TABELAEnse Cihan için umut bitmemişti. Evet. Şehba’da yaşamı kurma arayışında yine en öndeydi. Orada sabahtan akşama kadar eskisinden çok daha fazla işin içindeydi. Umudunu kaybetmemişti. Ama umudu büyütecek sihirli sözcük ne olabilirdi. Acayip bir çaresizlik duygusu… O arada Vahide doğal esprileri ile etrafına neşe vermeye devam ediyor, yüzüne yerleşmeye çalışan kedere inat umudu koruyordu. Hevin’in masumiyetine işlenen keder derin bir yara gibi kanamaya devam etse de Vahide o yaraya pansuman oluyordu. Münşire’nin gamzelerinde biriken hüzün Vahide’nin esprileri ile dağılıyordu. Ayşe Hıso’nun azimli duruşu güç veriyordu. Newroz’un samimiyeti, Dalya’nın, “Çocuğum çok kötü bir zaman diliminde dünyaya geldi ama” derken ürkekçe dillendirdiği aması, Fidan’ın herşeye rağmen anlam arayan bakışlarının cevabı Vahide’nin esprilerinde akıyordu. Kedere inat birlikte gülen bu kadınların güzelliği büyülüyordu.

Ense Cihan, “Onlar gülmeyi nasıl başarıyor. Ben çok şaşırıyorum. Ben gülemiyorum” dedi. Sarsıldım. Gözlerine baktım. “Gülemiyorum” dedi. “Dünyamın Efrînim’in işgal edildiği günden bu yana gülemiyorum” dedi. “Her birimiz aynı kederi farklı anlamlar ile yaşamaya çalışıyoruz. Ama keder kederdir. Ben bu kederi aşarsam Efrîn’e haksızlık yapacağım. Efrîn için yas tutuyorum. İstesem de istemesem de başka türlü davranamıyorum. Onlar başka şekil o yası tutuyor ben başka şekil tutuyorum. Ben onlar gibi yapamıyorum. Benim dünyam yıkıldı” dedi.

Tam dört aydır dünyaya toprağın dersini veriyorlardı

KOBANE 3Sessiz bir şekilde hüznün sularına çekildi yeniden. O an Ense Cihan’ın köyü Gobelek’te geçen yıl beraber kutladığımız Newroz bayramı geldi aklıma: “Biliyor musun Ense Cihan, geçen yıl beraber kutladığımız Newroz’un, yaşadığımız bütün anların, senin evinde Efrîn havası ile çektiğimiz halayın, dansın görüntü ve fotoları bende” dedim. Daha sözümü bitirmeden, “Onları benim için sakla ve bana da ver” dedi ve devam etti; “Son günlere doğru kazan sesleri çok daha yakın gelmeye başladığında Efrîn bombalanıyor, çeteler geliyor diye düşündüm ve ben evde yalnızdım. O zaman telefonlarda kilitlenmiş, şebekeler kesilmişti. Kimseye ulaşamıyordum. Düşman şehre girdi sandım. Düşmanın eline geçmesin diye bütün foto ve görüntülerimi sildim. Ama şimdi bende de var diyorsun. Bu çok güzel” dedi. Ense Cihan ilk defa bir şey için güzel demiş ve gülümsemişti. Bu yan tarafımızda kulağı bizde olan Fatma’nın da dikkatini çekmişti. O da oradan gülümsedi…

Tam iki aydır Efrîn’den ayrılmışlardı ve tam iki ay Efrîn için direnmişlerdi. Tam dört aydır her an topraklarını, anılarını, hafızalarını kaybetme riski ile yaşıyorlardı. Tam dört aydır her bir anları bir yüzyılın kaldıramayacağı kadar acı ve kederle yüklenmişti. Ve tam dört aydır dünyaya toprağın dersini veriyorlardı.

Efrîn’de kimsenin mayası tutmaz

KOBANE FOTO 1Bütün kederine rağmen tam dört aydır Ense Cihan durmadan çalışmaya devam ediyordu. Cizîrê’den Şehba’ya yol alacakları son saatlerde vakıf ile Şehba için yapılabilecek projeler hakkında görüş alış verişinde bulunması ise bunun bir ifadesiydi. Vedalaştığımızda, “Bence jineoloji Efrîn kadınını özel olarak ele almalı. Ve işgalden sonra yeniden dünyasına kavuşmak isteyen kadınları anlamalı” diyerek yine gülümsedi. Ense Cihan yeniden dünyasına kavuşmanın düşünü bırakmamıştı.

Direnişe öncülük eden bu güzel kadınlar her ne pahasına olursa olsun yaşamı kurmaya devam ediyorlardı. Ezidî bir annenin söylediği, “Efrîn toprağında Efrînlilerin dışında kimsenin mayası tutmaz. Ne Roma’nın, ne Bizans’ın ne Osmanlı’nın mayası tutmadı, şimdi de tutmaz…” tespitindeki anlam fazla söze mahal bırakmıyordu. Böylesi bir buluşmanın ardından Zeynep’in, “Onlar bizim hayatımız, biz ise onların umuduyuz…” sözü hakikatin yoluna ışık tutuyordu.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page