Devrimde aşkla yürüyeceğim*

Newaya Jin

  • 22 Ekim 2017

GURBETELLI ERSOZ

Özlemek nedir bilir misin?

Ey ay gülüşlü

Güneş yüzlü

Şimşek gözlü

Kahraman çocuk

 Bilir misin

Anıların akınca yüreğime

Vurur göğsümün kafesine

Niye yoksun

Diyemez dilim

Çünkü

Yokluğun yaşamak içindir

Yaşamak ise ölümden geçer

Ama neylersin işte

Bir naçar yürektir bizimkisi

Kaldıramaz hasreti ve

Özlemi seçer

Güneş ülkesinde uyanmak

Elim­de si­la­hıma sıkı sı­kı­ya sa­rıl­mı­şım. Ah ka­le­mim di­yo­rum ama, ya­ni ya­şa­mın nö­be­t ku­ralı. Nö­bet­te dü­şün­mek ser­best ama tüm dik­ka­tin çev­re­ye ve­ril­me­si kay­dıy­la, baş­ka­ da her­ şey ya­sak. Uya­nan do­ğa­nın se­si is­ter is­te­mez be­ni Mo­zart’tan Rod­ri­go’ya ka­dar gö­tü­rü­mansetyor. İs­mi­ni ha­tır­la­ya­ma­dı­ğım İtal­yan ke­man­cı­nın no­ta­la­rı­nın dö­kü­lü­şü­nü anım­sa­tan ge­ce cır­cır bö­cek­le­ri ve yı­lan ol­du­ğu­nu san­dı­ğım ses­ler ko­ro­su ya­vaş­tan aza­lı­yor. On­ları bas­tı­ran de­ği­şik ton­lar­da­ki kek­lik ses­le­ri ve isim­le­ri­ni bil­me­di­ğim cı­vıl­da­şıp naz­la­na­rak, doğ­ma­ya baş­la­ya­cak olan gü­ne­şi se­lam­la­ma­ya ha­zır­la­nan koro­. Tan at­mamış ama ya­vaş­tan gök­te ışık hızı uzak­lı­ğın­da­ki yıl­dız­lar ışık ka­pa­si­te­le­ri­ne gö­re kay­bo­lur­ken, gö­rüş ala­nım da ge­niş­li­yor. Da­ki­ka da­ki­ka se­çe­bil­di­ğim me­sa­fe ar­tı­yor.

İçin­de bu­lun­du­ğu­muz do­lun en üst ya­ma­cın­da do­lu çev­re­le­yen dağ par­ça­sı­nın kıv­rım­la­rını se­çi­yo­rum. Ko­yu renk ton­da bo­ya ile ça­lı­şan bir res­sa­mın fır­ça­la­rı­nın iti­na­la­rın­dan bel­li olu­yor. Yıl­lar­dır kek­lik ses­le­ri duy­ma­dım, bu ka­dar kuş ko­ro­su bir ara­da din­le­me­dim. Her çı­kan ses­ten bi­ri­si­ne kur ya­pan, yav­ru­su­nu uyan­dı­ran, uza­ğa ha­ber sa­lan, kim­bi­lir bel­ki­ de hiç tah­min et­me­di­ğim ha­re­ket, dü­şün­ce dün­ya­sın­da­lar. Ne olur­sa ol­sun, Gü­neş ül­ke­sin­de do­ğa­nın uya­nı­şı­na böy­le ta­nık ol­ma­nın ya­rattığı duy­gu dün­yası ta­rif edi­le­mez.

Ha­fif esen rüz­gar ge­ce he­li­kop­ter gi­bi sal­dı­ran siv­risi­ne­k or­du­su­nu da­ğıtmış du­rum­da ve tüm arka­daş­lar tatlı bir uy­ku­da, kim­ bi­lir han­gi rü­ya­da­lar.

Bü­tün ge­ce sa­de­ce iki sa­at uyu­muş ol­sam­ da da­ki­ka­la­rın uza­ma­sını is­ti­yo­rum. Gel­ gör ki do­ğa­nın ka­nu­nunu, dün­ya­nın dö­nü­şü­nü dur­du­ra­bi­lir mi­yim? Ha­yır! Ve ye­ni gün do­ğu­yor, nö­bet sa­a­tim bi­ti­yor. Do­ğal ko­ro eş­li­ğin­de sa­bah se­rin­li­ğin­de bir sa­at­lik tatlı bir uy­ku­ya da­lı­yo­rum. Gü­neş ısıtıyor ve sa­at 6’ya on ka­la kah­valtı se­si ile uya­nı­yo­rum. Un çor­bası, ek­mek ve ça­yı­mız var. Kah­val­tı­da her­kes rü­ya­sını an­la­tı­yor gü­lü­yo­ruz. Kob­ra­lar (sivrisinekler) sok­tu­ğun­dan, Dev­ran ar­ka­da­şın de­yi­mi ile her­kes ya­rım ki­lo almış.

Halklar cenneti Kürdistan

Hal­k­lar cen­ne­ti ola­rak ka­bul gö­ren ama halk­lar me­zarlığı ha­li­ne ge­ti­ri­len Me­zopo­tam­ya’nın öz­gür­lük umu­du olan par­ti­miz PKK ön­der­li­ğin­de 15 Ağus­tos Agurbeteli-ersoztı­lımı ile baş­la­yan si­lahlı mü­ca­de­le­mi­zin, ta­ri­hin akı­şını ters­yüz eden mi­ladi ger­çek­li­ği; gün geç­tik­çe da­ha çok an­lam ka­zan­mak­ta­dır. Her kö­şe­si ayrı bir cen­net olan ül­ke­miz Kür­dis­tan’da “der­ya için­de olup der­yayı gör­me­yen­ler” mi­sa­li kö­le­ler or­du­su olan biz­le­ri ölüm uy­ku­sun­dan uyan­dı­rıp cen­net ül­ke­de ye­ni ya­şa­mın kurucuları, do­la­yı­sıy­la onun sa­va­şı­mı­nın sa­vaş tan­rı­ları-tan­rı­ça­ları ol­ma ger­çek­li­ği­ni ve zo­run­lu­lu­ğu­nu ayrı bir sa­vaş­la yü­rü­ten Par­ti Ön­der­li­ği’nin, bi­lim­sel ön­der­lik ger­çek­li­ği­nin ken­di­si­dir.

Gözlerin tanıklığı

Bugün­ de be­nim unu­ta­ma­ya­ca­ğım man­za­ra, bom­ba­la­ma­dan ge­ri­ye ka­lan gö­rün­tü­ler­di. Ga­ze­te­de or­man yan­gı­nını çok yaz­dık, bir-iki fo­toğ­raf ver­dik de­ği­şik alan­lar­da ve bom­ba­la­ma­nın ürü­nü ol­du­ğu­nu yaz­dık ama ilk kez göz­le­rim­le ta­nık olu­yor­dum.

İlk ön­ce du­man­lar yük­sel­di. Ak­şa­ma ka­dar Zap’ın ke­na­rın­da iki dağ ara­sın­da gö­rün­me­yen ve iki gün ön­ce ye­ni eği­tim aday­la­rı­nın kaldığı alan yandı. Ak­şam ise bi­zim dur­du­ğu­muz ta­ra­fa geç­ti. Ge­niş bir ala­na yan­sı­mıştı, ya­yı­lı­yor­du. O an is­te­di­ğim, ka­me­ra ve­ya fo­toğ­raf ma­ki­ne­min ol­ma­sıydı. Ama ne ya­zık ki yok­tu ve gö­rün­tü­yü ala­ma­yan ben, as­la unu­ta­ma­ya­ca­ğım yangının yayılmasını nasıl yazacağım en­di­şe­si­ni ta­şı­yor­dum. Kalemim yet­ti­ğin­ce siz­ler­le pay­laş­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğım.

Benden bir parçaydı yanan

Bu beş gün­de ne­ler ol­ma­dı­ ki! Ya­nan or­man nok­ta­sı­na ikin­ci kez hem­ de 18 Ağus­tos gü­nü git­tim. Yer yer ha­la ya­nı­yor­du. Gün­düz gö­züy­le de ge­ce gö­züy­le­ de gör­me ola­nağı ol­du. İçim yandı. San­ki ya­nan ben­den bir par­çaydı. Gü­ney Ba­tı’da or­ma­nın için­de ya­kı­lan ar­ka­daş­la­rın ce­set­le­ri, on­la­rın fo­toğ­raf­ları ak­lı­ma gel­di. Da­ha da ya­kını kut­sal de­ğe­rim Dr. Agır, Se­yit, Ke­mal ve 8 ar­ka­daş me­şe or­manlığı için­de ya­kı­lan ce­set­le­rin­den ge­ri­ye ka­lan göz­lük (Se­yit), ilaç (Dr. Agır) ku­tu­su ve ka­lem (Ke­mal ar­ka­daş) ak­lı­ma gel­di. Göz­le­rim dol­du, göğ­süm tı­kandı.

Ge­ril­la kız­gın sa­vaş ha­zır­lı­ğın­da. Güç­ler hız­la yer de­ğiş­ti­ri­yor, de­ği­şim­ler, dü­zen­le­me­ler, ih­ti­yaç­ları kar­şı­la­ma vb. vb. Ben de bu dü­zen­le­me­ler içe­ri­sin­de ye­ri­mi al­dım. Tam da o or­ma­nın yandığı Ku­re jah­ro de­ni­len da­ğın stra­te­jik ye­ri­nin sa­vun­ma­sın­da yer ala­cak­tım. Bir an­lam­da üç gün­dür ya­nı­yor olan or­manı sön­dü­re­cek­mi­şiz gi­bi­me ge­li­yor. Da­ğa bak­tık­ça na­sıl tır­ma­na­ca­ğım di­yo­rum ama ya­nan o or­man be­nim ül­kem­di, onun ci­ğer­le­riydi, top­ra­ğıydı. Öy­le­si or­man­lar­la kut­sal de­ğe­ri­min ­de için­de ol­du­ğu yol­daş­lar be­ra­ber yan­mıştı. Ka­bem Ko Spî gö­zü­mün önün­de, o da ya­kıl­mıştı. ‘94’e kö­yüm Zi­ver’in gü­ze­lim do­yum ol­maz bah­çe­le­ri, ev­le­ri de böy­le yanmış ol­ma­lıydı. Ben on­ları sa­vu­na­cak­tım, sa­vun­ma­lıy­dım. Bu­nun için mut­la­ka te­pe­ye ula­şa­cak­tım.

Su ve ateşin sesi

GORBETELLİGe­ce ate­şin ışı­ğın­da yazı yaz­mak bir ayrı. Alev­ler­den yük­se­len ses ve uzak­tan ha­fif­ten ge­len su se­si ayrı bir ses to­nu oluş­tu­ru­yor. Alev­ler­den böy­le­si ses­le­rin çık­tı­ğını ve alev­ler iyi­ce in­ce­len­di­ğin­de ya­nan odun cin­sinin yer­leş­ti­ri­li­şi­ne gö­re renk ton­la­rı­nın na­sıl de­ğiş­ken­lik gös­ter­di­ği­ni ye­ni gö­rü­yo­rum. Kü­çük rad­yom­dan yük­se­len Rod­ri­go­’nun mü­zi­ği eş­li­ğin­de alev­le­ri iz­le­me­nin ver­di­ği et­ki ola­cak ki, renk ton­ları bir baş­ka.

Agır’a özlem

Şim­di rad­yo­yu aç­tım. Ah­met Ka­ya’nın “Ser­hat’ta ak­şam ol­du” ve “ağ­la­dık­ça” tür­kü­sü­nü din­li­yo­rum. Dr. ­Agır bu­nu ne ka­dar se­ver­di. ­Agır aş­kı­na din­li­yor, ya­şı­yor, ça­lı­şı­yo­rum. ­Agır sev­da­sı­na, öz­le­mi­ne.

Torunları özgürlüğe sevdalandı

­Şeyh Sa­it’in ida­mı­nın 71. yı­lı. Bu­gün 72. yı­lı­na gir­di. Di­re­ni­şi ve kat­li­am­lar hak­kın­da çok şey söy­len­di. To­run­la­rı si­lah­lan­dı, öz­gür­lü­ğe sev­da­lan­dı ­onun gi­bi “Ne­mır” ol­du­lar. Kü­çük­lü­ğüm­de be­ni de çok et­ki­le­di, bu­gü­ne ka­dar da. ’93’te İs­tan­bul’da ­onun adı­na ku­rul­mak is­te­nen vak­fa üye ve baş­kan yar­dım­cı­sı ol­dum. Dev­let ­izin ver­me­di, biz ça­lış­ma­la­rı sür­dü­re­cek­tik ve gel­dim.

Herşey Kürdistan için

­Agır’ın sev­gi­si­ni ken­dim­de ge­liş­tir­dik­çe, çev­re­me ve­ri­yo­rum. ­Onun aş­kı­nı ken­dim­de bü­yü­tük­çe, bi­tim­siz bir ener­ji­ye ka­vu­şu­yo­rum. ­Onun aş­kı ile ken­di­mi do­nat­tık­ça bi­rey­sel­li­ği bı­rakıyor, ge­nel­le­şi­yo­rum. Evet, dev­rim­de aşk­la yü­rü­ye­ce­ğim. Aşk­la. Acı­lar var, sev­gi­ler var, ay­rı­lık­lar var. Ama her şey sos­ya­lizm, öz­gür Kür­dis­tan için, ­onun ölüm­süz şe­hit­le­ri ve gü­zel in­san­ları ­için.

*7 Ekim 1997 tarihinde Gare’de sonsuzluğa erişen Gurbetelli Ersöz’ün  gerillada tuttuğu günlükten alıntılanmıştır. 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page