Dengbêjlerin yanık sesinden günümüze taşınan Metran İsa Destanı

Diren ŞİYAR

  • 18 Mart 2017

1-AKDAMAR KILISESI 2Memed Uzun, dengbêjliği şöyle tanımlar: Dengbêj, sese nefes ve yaşam verendir. Dengbêj, sesi kelam, kelamı kılam, türkü haline getirendir. Dengbêj, söyleyendir, anlatandır. Tıpkı yazılı edebiyatın ilk dengbêji Homeros gibi. Yani dengbêj; söyleyen, sözü nakşeden belleği canlı, diri tutan, hatta bellek olan. Ancak dengbêjin tanımı sadece bu kadar da değil, bu kadarı bir dengbêji tanımak için oldukça eksik; dengbêj, sadece sese biçim veren, onu söyleyen değildir, aynı zamanda sesi stran, türkü, müzik haline getirendir de. İşte dengbêj bu: İnsana, insanlığa bir dil; kimlik, tarih, benlik, bellek veren ses, nefes; insanı, insanlığı, insana anlatan, çağlar boyu, zamanlar boyu, kesintisiz bir çağlayan haline getiren kaynak.’

İşte burdan başlayarak o yürek yakan sesleriyle tarihi, o dönemin sosyal dokusunu, sevgilerini, savaşlarını, destanlarını, yaşam kurallarını anlatan hikayelerden gelin bir tanesine göz atalım.

Evvela Serhatın ili olan Van’a uzanalım bir. 1826-1914 yılları arasında Gevaş açıklarında Akdamar dolaylarında yaşanan ‘Metran İsa Destanı’na bir değinelim. Destanı dengbêjlerin dilinden dinlediğimizde bize inançların herşeye rağmen barış ve dostluk içinde yaşayabileceğini anlatır. Bir yandan kahramanlığı ifade ederken bir yandan da sevginin hoşgörüyü nasıl da beslediği ve ortaklaştırdığını, hatta ilmek ilmek örmeye gücünün yettiğini ifade eder. O dönemlerde Kürt, Türk ve Ermeni ilişkilerinin nasıl olduğuna dair de bizlere bilgiler verir. Aynı zamanda Kürt dengbêjlerin Hristiyan bir din adamını bu şarkı ile övmeleri de aslında o dönem açısından önemli bir çözümlemedir.

Fermana Filan (1915 Ermeni Soykırımı) olarak adlandırılan döneme kadar; Kürtler, Ermeniler, Asuriler, Kürt Êzidîler, Müslümanlar aynı köyü, aynı sokağı, aynı ortamı barış ve hoşgörü içersinde ortakça paylaşabilmişlerdir. Ekonomik hayatı Ermeniler idare ederken, idari açıdan Kürtler ve Türkler daha öndedir. Elbetteki anlaşamadıkları noktalar olmuştur. Her biri kendi dininin ve ahlak ölçülerinin daha üstün olduğuna inanmışlarsa da bu düşünce aralarında ne bir kine, ne bir nefrete ne de bir ötekileştirmeye dönüşmüştür. İşte bu ortak yaşamı Metran İsa klamı çok iyi anlatmaktadır. Metran İsa’nın hoşgörülü tavrı, zalime başkaldırması dengbêjlerin övgüsünü ve taktirini almış ve bu klamla ölümsüzleştirmişlerdir.

Metran kelimesi Kürtçe dilinde piskopos anlamındadır. İsa, Akdamar kilisesinin piskoposudur. Olay bu mekanda geçer. 

Van’da Meryem adında güzeller güzeli Ermeni bir kız varmış. O kadar güzelmiş ki, tabiri caizse bu güzellik dilden dile nam salmıştır dört bir yana. Bu güzellik Van valisinin kulağına kadar gider. Bu vali öyle acımasızdır ki, tüm halklar üzerine korku salan bir gaddardır. Tıpkı tüm egemenlerin şimdiye kadar kullandığı korku ve acımasızlıkla yönetim tarzını perçinlemiş. Velhasıl, güzeller güzeli Meryem’i babasından ister. Çünkü Meryem için ‘Ya benimdir ya kara toprağındır’ diyerek tipik bir egemen bakış açısını ve köleleştirilen ve mal durumuna getirilen kadın konumunu devam ettirmek istemiştir.  Babası da korkusundan kızını vermeyi kabul eder. Ancak Meryem öyle kaderine razı olan bir kadın değildir. Asla bu evliliği kabul etmemiş ve isyan etmiş. İsyanı kendine herşeyi hak gören zalime bir başkaldırı ve kuma olarak gitmeye bir isyanmış. Meryem, zalim valiye bir mektup gönderir. Ve mektubunda şöyle der, ‘Ey vali! Eğer ki allah varsa gasp etmek istediğin hayatımın hakkını senden alır. Kaderimi tutsak almaya çalışıyorsun. Buna izin vermem. Elini benden çek. Kaderimden çek. Bırak ki kaderim kendi yolunda yol alsın. Eğer ki bunu yapmazsan gönder bir adamını gelip beni ikna edip alsın. İkna olduğum an seninle evlenirim.’

Vali bu mektuptan sonra Meryem’i ikna etmek için en güvendiği komutanlarından Kürt Ali’yi görevlendirir. Ali yola çıkar ve Meryem’in huzuruna çıkar. Ancak bir birbirlerini gördükleri an ikisi de aşık olur. Bu aşkı birbirlerine itiraf ederler. Ancak Ali, Vali’nin korkusuyla Meryem’i kabul edemeyeceğini söyler. Meryem buna çok üzülür ama karalar bağlamak yerine Ali’yi ikna etmeye çalışır. Ve Ali’ye şöyle der, ‘Eğer ki beni kaçırmazsan seni Vali’ye şikayet ederim ve yine kurtuluşun olmaz.’ Ali korkusunu yener, sevginin gücüne inanır, sevgi için mücadele edilmesi gerektiğine Meryem tarafından ikna edilir. Hatta savaşma gücünün de sevgiyle yaratıcılığına inanır ve Meryem ile beraber kaçmaya karar verirler.

Bir süre arazide saklanarak zaman geçirirler. Sonrasında Meryem, Ali’ye bu şekilde kurtuluşu sağlayamayacaklarını ve en güvenli yerin bir kiliseye sığınmak olduğunu söyler. Tarihte tapınaklar, kiliseler, manastırlar yani tüm inanç kapıları dünyevi hakimiyetler karşısında hep sığınılan yerler olmuşlardır. Herkese korunma hakkı veriyor, hak olarak tabir edilen kurallarla yargılanmayı sağlama özellikleri sunuyor. Toplum da bunu böyle kabul ettiğinden dolayı, oralara sığınan insanlara dokunmayarak o mekanın kuralları çerçevesinde ele alınacağına inanılıyor. Böyle bir toplumsal yasa oluşmuştur insanlık tarihinde. İşte Meryem ve Ali de buna güvenerek sığınıyorlar kiliseye.

3-AKDAMARSonrasını şarkıdan dinleyelim:

Meryem der;

Ali, sabahtır ne güzel bir sabah

Ne nazenin ve ne bereketli bir sabahtır

Haydi, kalk, çöz Metran İsa’nın kayıklarını

Kilisenin ve Metran İsa’nın bahtına sığınırız

Haydi kalk

Ey tanıklar görün, duyun!

Metran’ın yiğitliğini görün

O günden bugüne namı yürümüş Metran İsa’yı görün!

Ali der;

Haydi, gidelim, çözdüm Metran İsa’nın kayıklarını

Gidelim.

Meryem ve Ali bir kayıkçı bulur ve Akdamar Kilisesi’ne sığınırlar. Sığındıkları aynı zamanda Metran İsa’dır. Destanda şöyle anlatır,

”Ez diçûme Wanê, Wan li wêde (Van’a gidiyordum, Van ötede)

De tu rabe kelekvano (Kalksana kayıkçı)

Kelek û qayikê ji me re girêde (Bizim için kayığı bağla)

Emê biçine cem Metran Îsa di bahrê de (Denizin ortasında bulunan Metran İsa’nın yanına gideceğiz)

Delîl delîl delîl secrarî lo dilo (Delil delil delil, bin kere delil)”

Ali kiliseye ulaştığında Metran İssa’ya seslenir.

Metrano çi sibeye sibe zûye (Metran bu nasıl bir sabahtır, şafak vaktidir)

Ji xewka şîrîn rabe Metrano (Tatlı uykundan uyan Metran)

Min tiştekî ne qenc di emneta fulehtê de qet nekiriye (Kötü bir şey yaptım ben, Hristiyanlık’ta bunun ifadesi yok)

Min Meryema Fuleh destgirtiya waliyê Wanê revandiye (Van Valisi’nin nişanlısı Hristiyan Meryem’i kaçırmışım)

Ez li bextê te me û tu jî li bextê xwedê be (Ben sana sığınıyorum, sen tanrıya sığın)

Tu were mara min û Meryema Fuleh bibire bi fuletiye (Gel Hristiyan dininin kurallarına göre Meryem ile nikahımızı kıy)

De hayê sed caran li min hayê.

Metran İsa Ali’nin çağrısına şöyle yanıt verir,

Elî yo wiha nakim (Elî yapamam)

Elî yo migot wiha nakim, şerîetê betal nakim (Elî diyorum ki bunu yapamam, şeriatı ortadan kaldıramam)

Dînê Muhemed li hewşa dêra Aqtermanê  rezîl nakim (Muhammed’in dinini Akdamar Kilisesi’nin avlusunda rezil edemem)

Hecî qesta Dêra Aqtarmanê bike bê kuştina xwe (Akdamar Kilisesi’ne sığınan hiç kimseyi)

Sonda Îsayê Nûranî dikim (Kutsal İsa’nın üzerine and olsun ki)

ezê bê mirad ji Dêra Aqtarmanê bernadim (muratsız geri yollamam)

Ezê li gor qewl û dînhe resûlê xwedê (Resullullahın din ve kavli üzerine)

Meryema Fileh li canê Eliyê Qolaxasî mahr kim (Hristiyan Meryem’i, Elî Qolaxasî ile evlendireceğim)

Delîl delîl delîl secarî lo dilo (Delil delil delil, bin kere delil)

Valiye haber gelir ve vali adamlarını toplar iki gencin izini sürer ve gençleri Akdamar adasına götüren kayıkçıyı bularak kaçtıkları yeri öğrenir. Vali, Metran İsa’ya seslenir. Klamda anlatı şöyledir:

Waliyê Wanê bi sê dengan gazî kir û got (Van Valisi Metran İsa’ya sesleniyor)

Lo lo Metrano dîsa, dîsa (Ey Metran yine yine)

Min şeva bûrî di xewna xwe de dîtibû (Dün gece bir rüya gördüm)

Cotek kevok firî hate cem te lîsa (Bir çift güvercin uçup senin yanına konuyordu)

Heger tû Meryema Fuleh û Eliyê Qolaxasî radestî min bikî (Eğer Hristiyan Meryem ile Elî Qolaxasî’yi bana teslim edersen)

Ez ê bidime te bi hezabê zêra hizar kîsa (Altın hesabıyla sana bin kese vereceğim)

Delîl delîl delîl secarî lo dilo (Delil delil delil, bin kere delil)

Metran İsa’nın verdiği cevap ise şöyledir:

Waliyo ez wiha nakim (Ey Vali, dediğini yapamam)

Lo lo Waliyo ez wiha nakim ,Şerî’etê lo lo betal nakim (Hey gidi vali bunu yapamam, Şeriatı yok sayamam)

Ola xwe li nîvê dêrê rezîl nakim (Kendi dinimi kilisenin ortasında rezil edemem)

Hecî qesta Dêra Aqtarmanê bike bê kuştina xwe (Akdamar Kilisesi’ne sığınan hiç kimseyi ölümüme de olsa )

Sonda Îsayê Nûranî dikim (Kutsal İsa’nın üzerine and olsun ki)

Ezê bê mirad ji Dêra Aqtarmanê bernadim (muratsız geri yollamam Akdamardan)

Meryema Fileh li canê Eliyê Qolaxasî mahr kim (Hristiyan Meryemi, Elî Qolaxasî ile evlendireceğim)

Metran İsa kilisenin etrafında mevziler kurarak savaşa hazırlanır. Büyük bir savaş yürütür. Bir anlamda bir kahramanlık destanı yazar. Bu kahramanlıktan dolayı bu kahramanlığın anlatımı destanın her bölümünde nakarat olarak tekrarlanır.

Were li min û şerê vî Metranî (Şu Metran’ın verdiği savaşa bakın)

Vî horgucî vî beranî (Bu koçun, bu yiğidin)

li ber Dêra Aktarmanê kemîn danî (Akdamar Kilisesi önünde pusu kurdu)

Metran Îsa ji wî zamanî heta vî zamanî (Metran İsa o günden bu güne)

Navê xwe ji devê dengbêjan her deranî (İsmini dengbêjlerin dilinden düşürmedi)

Klamdan aldığımız alıntılardan da anlaşıldığı gibi bu destanın sadece bir aşk destanı olmadığı; insana saygı, halkların kardeşliğine verilen önem, dinler arası olması gereken hoşgörü, haksızlığa ve zulme karşı her dinin ahlak ölçülerinin aynı olduğunu anlatır 2-AKDAMAR KILISESIaslında. Tüm haksızlıklara ve zalimlere karşı mazlumdan yana olan insanın tasviridir aslında Metran İsa, kahramanıdır aslında bu destanın. Kendi inandığı dinden bir kızın başka dinden birine kaçmasına dahi hoşgörüyle yaklaşıp, ölümüne koruyacak kadar geniş ve yüce gönüllüdür. Öyle ki, umutsuzluğa düşüp din değiştirmeyi dahi düşünen Ali’ye ‘inandığın dine leke getiremem’ diyerek her dine hoşgörüyle yaklaşmanın en üst mertebesini gösterir. Üstelik Metran İsa’nın dini bilgisi o kadar derindir ki, İslami kurallara göre gençlerin nikahlarını kıyıyor. Diğer yandan Van valisinin önerdiği bin kese altını red ederek kiliseye, din alimlerine duyulan güveni para karşılığı yıkmayacağını, kendilerine sığınan hiç kimseyi muratsız geri göndermeyeceğini ifade ediyor.

Sosyolojik olarak o dönemde halkaların ve inançların nasıl barış ve hoşgörü içerisinde yaşandığını çok net anlatır bu destan. Kutsallıkların, insani duyguların nasıl da kıymetli olduğunu bu destanda bir kez daha görürüz. 

Hikayenin sonu ne oldu merak ediyorsunuz değil mi! Farklı söylenceler var. Ancak şunu vurgulamak gerekir ki, Kürdistan’da dengbêjlerin okuduğu aşk klamları günümüze kadar gelmişse, emin olun ki asla mutlu sonla bitmemiştir. Bu destanda da güçlü bir kahramanlık savaşını görüyoruz. Ama sonunda ölüm gelip buluyor bu kahramanlarımızı. İşte bir yıl sonrasında zaten Osmanlıların Ermeni Soykırımı başlıyor. Sonrasında da Kürt kırımı… Halklar arası kin ve nefret tohumları bu komplolarla daha bir derine ekiliyor.

Diğer yandan Kürdistan’da mutlu aşk pek yaşanmamıştır. Çünkü egemenin elinin kol gezdiği, kölelik felsefesinin hakim kılınmaya çalışıldığı toplumlarla aşklar mutluluğa ulaşmaz, ulaşamaz. Ancak aşklar toplumsal bir öz kazanır, mücadele gayesine dönüşür ve özgür ortamlar yaratılırsa, aşklar da hak edildiği şekilde yaşanır.

İşte o dönemde dengbêjlerin sesine dönüşen bütün yaşanmışlıklarda, aşk hikayelerinde, kahramanlıklarda iyiye, doğruya, güzele dair mücadele çabasını okuruz. Ve şöyle deriz; gerçekten Kürtlerin tarihi hep bu güzellikleri yaratma mücadelesinin toplamıdır. Dengbêjlerin yanık seslerine yansıyan işte bu mücadelenin emareleridir….

Kaynakça:

1- Avaşin Yorulmaz IMP News sitesindeki yazısından

2- Cewat Mervani

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page