Demokratik siyaset kadınların öncülüğünde gelişir

Esra BİLGE

  • 17 Temmuz 2017

MANSET-1Toplum, ilk bir araya gelişten bu yana evrilerek değişikliklere uğramıştır. Bu evrilme modernitenin çokça söylediği gibi hep gelişmeye doğru yol almamıştır. Toplum, tarihin her ayrımında farklılaşmış, farklılaştıkça da zaman zaman özgürlükten yoksunluğa uğramış, zaman zaman ise direnişlerin etkisi ile özgürlük eğilimi güçlenmiştir. Toplumsal özgürlük eğiliminin güçlenmemesi için uygarlık modernitesi toplumu sürekli baskı altında tutmuş ve saldırılar geliştirmiştir. Uygarlık modernitesi saldırılarının sürekliliğini sağlayabilmek için kurumlaşmalara da gitmiştir. Bunu gerçekleştirirken, toplumun kendisini yürütmek, beslemek, üremek ve savunmak için inşa ettiği kurumları ve kavramları yutmuş ve insanlığın üzerine kusmuştur. İşte o kustuğu kurumlaşmalardan biri de siyasettir. İşte bu yaptığı şeyi sanki toplumun kendisine çok yabancı, hiç tanımadığı, bilmediği kurumlarmış gibi yutturmaya çalışmıştır. İnşa ettiği algıyı tüm zihinlere kazımaya çalışmıştır. Bu nedenledir ki herkes siyaseti iktidar eksenli düşünür, modernitenin inşa ettiği kurumlaşmaların işi olduğunu bilir ve ona bulaşmamak gerektiğini kulaktan kulağa akıtır. Sakınılması gereken bir şeydir, kendisinin dışında, toplumun üstünde bir yerlerde yapılan işler olarak görür. İçinde yaşadığı, yaptığı günlük olarak uyguladığı toplumsal bir kurumlaşma olarak düşünmez. Çünkü uygarlık modernitesinin insana reva gördüklerinden biri de kendi kendisine yabancı kılınmış olmasıdır.

Esas sorun demokratik siyasetin işlevsiz kılınması ve toplumdan çalınmasıdır

Kapitalist moderniteyi sorgulamaya başlayan sosyal bilimlerin yapmış olduğu tespitlerden biri de toplumun siyasetsiz kendisini var kılamayacağıdır. Bu tespitle birlikte toplumun toplum olarak var olması için temel çalışmalarından birisi de siyaset ile günlük işlerini, geleceğini ve geçmişini sağlamış olmasıdır. Günlük yediği yemeği nasıl bulacağından yemeğini nasıl yapacağına, çocuklarını nasıl eğiteceğinden nasıl koruyacağına kadar yaptığı bütün işleri toplumla tartışarak, kolektivite ortaya çıkararak yapmaya çalışır. Bu da aynı zamanda demokrasi çalışmasının toplumun ilk kurumlaşmasından günümüze kadar işlettiği anlamını taşır. Demokrasi birçok bilimcinin ifade ettiği gibi Atina demokrasisi ile başlamış değildir. Toplumun, toplum olarak yaşamaya başladığı günden beri demokratik siyaset işlevli haldedir. Esas sorun demokratik siyasetin işlevsiz kılınması ve toplumdan çalınmış olmasıdır. Bu nedenle ulus devlet ve bürokrasi elindeki tüm siyaset araçlarını alıp, yeniden ait olduğu iradeye –topluma- kazandırmak gerekir. Demokrasi toplumun günlük yaptığı her işin belli bir tartışma gücüyle ve var olan toplum biriminin ortak tartışmaları doğrultusunda varılan kararlaşmasıdır. İşte bu kararlaşma çabası günlük olarak da birçok yerde görülür. Örneğin aşiretlerde her hangi bir karar alınacaksa o kararın alınabilmesi için tüm aşiret üyeleri olmasa da bir kısım üye bir araya gelir, tartışmalar yürütür, tartışmalar sonucunda bir kararlaşmaya varır. Modernist sistem bu ilişkiyi ilkel, geri ve köylüce ele alarak sadece kadın-namus kararlarının alındığı bir zeminmiş gibi göstererek siyaseti bu mekanizmanın elinden almaya çalışır. Birde esas olarak siyasetin son kalan kalelerinden biri aşiretler olduğu için bu toplumsal yapıyı her yönüyle olumsuzlayarak güçten düşürme çabalarını ortaya koyar. Aşiretler mevcut haliyle de ellerindeki tüm siyasal mekanizmalar ulus devlet ve bürokrasi tarafından çalınmıştır. Üzerinden siyaset yapacakları tek varlık olarak kadın bırakılmıştır. Toplumsal bir örgütlenme olarak aşiretler devletin oluşturduğu sınırları aşıp sadece kadın üzerinden siyaset yapmanın ötesine taşmaya çalışmaktadır. Özellikle Kürdistan coğrafyasına baktığımızda bu gerçeği çok daha güçlü görebiliriz. Parlamenter siyaseti yürüten partilerin içinde Kürdistan’da en çok oyu kadınlar almış ve toplumun kendi kendisini yürütebileceği devlet dışı mekanizmalarda kadın öncülüğünde demokratik, özgür ve öz iradeli kararlar alınmaktadır.  

Demokratik siyasetin yürütücü gücü kadın olarak tanımlamıştır

Kürt Özgürlük HaMANSETreketinin, kadın özgürlük mücadelesinde yönünde yaşadığı deneyimler demokratik siyaset için güçlü bir veri oluşturmuştur. Tabi, kadın özgürlük mücadelesi sadece kendi deneyimleri ile değil, toplumun ilk oluştuğu günden bu güne kadar neler oldu sorusunu da çok yoğun sormakta ve tartışmakta. Bu tartışmaların odağında toplumsal direniş mücadeleleri, dünya kadın hareketleri vb… Bu nedenle hem toplumsal tarihsel alanı inceleme ve araştırma çabaları yürütülmüş ve yürütülmekte hem de kadının öz irade ve kararları ile kendi kendisini yürütebilmesi için güçlü mücadeleler verilmektedir. Halen de Kadın Özgürlük Hareketi yaşadığı bu deneyimleri tüm akademilerinde ve farklı eğitim zeminlerinde bir ders olarak ele almaktadır. Bu deneyimler tartışılırken, güncel anlamda da siyaset içinde kadın nasıl yer almalı soruları da tartışmalara konu olmaktadır. Bunda temel amaç toplumsal hafızanın gelişmesi ve güncelin doğru örgütlenmesidir. Hem toplumsal hafıza hem de güncele ilişkin kendisini güçlü kılan kadın hareketi tüm toplumsal kesimlere önemli düzeyde bir güven vermekte. Bu nedenledir ki Önderlik demokratik siyaseti geliştirebilecek güç olarak kadınları göstermiştir.İktidar ve hegemonya dolu egemen sistem her ne kadar siyaseti kendi mekanizmaları olarak tanımlamış olsa da kadın özgürlük mücadelesi, siyaseti toplum olarak tanımlamıştır. Bu hakikat yürüttüğümüz, yürüteceğimiz ve yürütmemiz gereken yaşam anlayışının temeline oturur. Günümüz sosyal bilim dünyası da bu hakikati çok yoğun tartışmaktadır. Erkeği orijin olarak ela alan kapitalist modernist sistem, siyaset için birçok aracı kullandı. Kullanmadığı toplumların geçmişte en işlevli ama günümüzde ise en işlevsiz konuma düşürdüğü demokratik siyasetti. Düşüşün zirvesini yaşayan kapitalist moderniteye karşılık, şimdilerde en yoğun tartışılan konuların başında da daha küçük birimlerle doğrudan tartışmalar ve radikal demokrasinin mekanizmaları geliyor. Şehirlerin küçülmesi, kentlerden köye dönüşler, devletçi aileden demokratik aile duruşları gündemde. Anlaşılabildiği kadarıyla artık ana akım olarak sistem karşıtı güçler ilgi odağı oluyor. Dünyada kapitalist modernist sistem tartışılırken, Kürdistan Özgürlük mücadelesinin, Ortadoğu’da demokratik siyaseti yürütmek için önemli bir tarihsel bir avantajı var. Demokratik siyaseti yürütmenin mekanizmaları ve zihniyetini Hareket olarak çok yoğun tartıştığımızdan kaynaklı, tarihsel deneyimlerimiz varoluşumuzu çok daha güçlü kılıyor. Çok da öznelciliğe kaçmadan şu ifadeyi kullanmak yerinde olacaktır. Kürt özgürlük mücadelesinin inşa ettiği mekanizmalar tüm yetersizliklerine rağmen, yaşadığımız anı ve geleceğimizi örgütlemek açısından önemli bir veri sunuyor. Bu deneyimsel avantajları değerlendirip, büyütmek ise şimdiyi özgürce yaşama iddiasını ve geleceği örgütlemeye aday olarak kendimizi tanımladığımız biz kadınların üzerine düşmüş oluyor.

Ahlak-siyaset ve entelektüelite bir arada gelişirse toplumsal güç olur

Kadın özgürlük mücadeleleri ve toplumsal özgürlük hareketleri ahlak, politika ve entelektüel yönlerini güçlendirmediklerinden dolayı başarısızlığa mahkum olmuşlardır. Bu nedenle biz kadınlar demokratik siyasetin gelişebilmesi için toplumun bütünlüklü anlamda özgürlüğü, süreklileşmesi ve korunmasını sağlayabilmek için toplumsal ahlakı, demokratik siyaseti ve toplumsal bilinç olarak entelektüel yönümüzü güçlü kılmak durumundayız. Siyasetin ahlak olmadan gelişmeyeceğini her biri Hitlerden bin beter uygulamalarıyla toplumlara kan kusturan yönetim tarzlarında gördük. Bu uygulamaları özelde kadınlar olarak tarihin her evresinde yaşadık, hissettik ve duyduk. Bugün bile en genel haliyle Kürt sorunun çözümü, kadın özgürlük sorununun çözümünü getirmediği gün gibi ortadadır. Bu nedenledir ki Önderliğimiz, Amed Newroz’unda yapmış olduğu açıklamada bu bir son değil yeni bir başlangıçtır dedi. Bu önemli bir misyonu vurgularken sorunların çok derin ve uzun erimli bir mücadele olduğunu yeniden anlamlandırmıştır. Neredeyse her gün, TV’lerde 5 kadın –bu sadece basına yansıyan- cinayetinden bahsedildiği bir coğrafyada yaşarken demokratik siyasetin kurumlarını da geliştirmek elbetteki biz kadınların omuzlarına düşmektedir.

Devletçi siyaset araçları iktidar salgılamanın ötesine geçemiyor

MANSET-3İktidar ve devlet ile donatılarak inşa edilen erkekliğin yürüttüğü siyaset bugün sadece kadınlara değil tüm topluma acılar yaşatıyor. Bu nedenle kadın hem kendisini hem toplumu hem de siyasetin araçlarını bütünlüklü olarak inşa etmek durumundadır. Mevcut siyaset araçları iktidar salgılamanın ötesine geçemiyor. Hangi demokrat birey olursa olsun, devletli mekanizmaların içerisinde iktidarcı siyaseti yürütmenin dışında bir seçeneği yoktur. Çünkü her devlet kurumu iktidar salgılar. Bu salgının dışına çıkabilmek için devlet dışı örgütlenme mekanizmalarını inşa etmek bir ihtiyaçtır. Burada karşımıza şöyle bir soru çıkıyor; tüm dünyada ana akım olarak ulus devlet halen varlığını korurken bunun dışında ki seçenekler ne kadar ciddiye alınacaktır ve yaşam imkanı bulacaktır? Anarşizm de kurguladığı dünya görüşü ile bu noktada kaybetmişti. Mevcut haliyle bu otoritelerden bir anda kurtuluş hayal gibi görünmektedir. Bunun yerine özgür tercih olarak toplumsal dokuda siyaset mekanizmalarını örgütlemek ve devletle sınırları dışında ilişkiler içinde olmak: Birde ulus devleti bu mekanizmaya zarar vermeyecek düzeyde, siyasetende sınırlamak önem kazanıyor. Ki dikkat edersek Kuzey Kürdistan ve Rojava da devlet dışında siyaset mekanizmaları örgütlenmiştir. Kadınlar olarak, Özgürlük Mücadelemizle inşa ettiğimiz bu mekanizmalarımızın ne denli devlet dışı olduğunu ve demokratik siyaseti nasıl yürüttüğümüzü sorgulamak, eleştirmek-özeleştirisini vermek ve oluşumuna dahil olmak durumundadır. Hatta temel sorumluluğumuz oluşum süreçlerini örgütlemektir. Nasıl ki felsefi olarak mutlak, durağan, kesin ve katı bir dünya anlayışına sahip değilsek siyaset mekanizmalarında da bu yaklaşımı esas almak durumundayız. Mekanizmalar sürekli hareketli, değişime açık ve oldu-bittiye getirmeden sürekli değişime tabi tutan bir yaklaşımla ele almak en sağlıklı sonuçlara götürecektir. Bulunduğumuz tüm alanlar, yaşamımızın tümü, siyasetle yürür. Girilen her toplumsal ilişkide ne kadar devlet siyaseti (!) ne kadar demokratik siyaset felsefesi ile ilişkileniyoruz? Devlet dışı dediğimiz toplumsal mekanizmalarda, ne kadar iktidar ve devlet üretiyoruzu sorgulamak durumundayız. Çünkü sorun fiili ve resmi anlamda devlet dışında mekanizmalar kurmak değil, zihniyet anlamında ne kadar devlet dışında bir işlev kazanıyoruz? Kendimizi siyaset mekanizmalarının içinde konumlandırırken inşa edilen erkeğin yürüttüğü siyaset sınırlarını aşıp, özgürleşen kadın konumuyla yaşama dahil oluyoruz? Bu sorular özgürlük sosyolojisi –anda özgürlüğü inşa eden- kapsamında yaşamımızı sorgulatır. İşte bu sorgulamanın sağlıklı yürütülebilmesi için mevcut demokratik siyaset mekanizmalarına yenilerini eklemek ve demokratik siyaset akademilerini örgütlemek önem taşıyor. Şimdiye kadar gündemimizde olmasına rağmen belki de en zayıf kaldığımız konuların başında da siyaset akademileri geliyor. Demokratik siyaseti yürütmek toplumsal cinsiyetçiliğin inşa ettiği tüm kadınlık kimliklerinden de sıyrılmayı gerektirir. Çünkü devlet demokratik siyaseti inşa edemeyecekse toplumsal cinsiyetin inşa ettiği kadınlar ve erkeklerinde demokratik siyaseti geliştirmesi mümkün değildir.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page