Çocuk ve cinsellik -I-

Vildan Dirik

  • 23 Aralık 2017

Yazının başlığına bakıp, çocuk ve cinsellik kelimelerini yan yana yakıştıramayanlar olacaktır. ‘Çocuk bu, cinsellikle ne alakası var’ diyenler de. Haklı olarak çocuk tecavüzleri, çocuk yaşta evliliklerin gündemden düşmediği bir süreçte çocuk ve cinsellik sözcüklerinin yan yana kullanılmasına olumlu bakmayanlar da olacaktır.

Ancak unutmamak gerekir ki, çocuğun kendi cinsi ve karşı cinsine doğal ve abartısız, kabul gören bir anlayışla eğitilememiş ve büyütülememiş olması, cinsel tabularla donatılmış olması, bir bütünen toplumun bu konuda yaşadığı sorunların kaynağı olmaktadır.

Ana eksenli toplumlarda cinselliğin yaşam şekli, kadın üzerinde tabusal, sosyal baskı ve namus gibi olguların henüz gelişmemiş olması doğal olarak çocukların yaşamına da yansıyacaktı. Çıplaklığı doğal gören, kendi cinsi kadar karşı cinsi de görebilen çocukların bu konudaki meraklarının doğalında giderilmiş olması, yasaklarla bu meraklarının kamçılanmamış olması o dönem çocuklarının şanslı oldukları şeklinde yorumlanabilir.

Hiçbir çocuk cinsellikten kopuk değildir. Her çocuk ana karnından itibaren kendi cinselliği ile tanışarak ve deneyimler kazanarak büyür. Ancak çocuğun cinselliği yaşama ya da deneyimleme şekli bir yetişkinle asla karşılaştırılmamalıdır. Çünkü çocuk cinselliğinde erotizm ya da herhangi bir sonuca ulaşma yoktur. Çocuk cinselliği bedenini keşfetmeye, öğrenmeye ve tanımaya bağlı olarak gelişim gösterir. Bunu yaparken karşı cinsin farklılıklarını görmesi, onu da tanıma ve keşfetme isteminin doğması bir çocuğun yaşamı ve çevresini öğrenme isteğinden ayrı ele alınamaz. Cinsellik insan yaşamının izole edilemez bir parçasıdır ve tam tersine bedensel ve zihinsel gelişimin bütünleyicisidir.

Dünyaya yeni gelen bir bebek ilk bedensel teması yaşadığı andan itibaren kendi bedenini keşfe çıkar. Henüz gözleriyle algılama gelişmemişken bebekler ağız, cilt ve burun yoluyla kendi dışındaki insanlarla bedensel temas kurarlar. Annelerini emerken ağızla, annenin kokusunu burnuyla hisseden bebekler, banyo ya da alt değiştirme işlemi sırasında dokunma duygusuyla bedensel hazlar ve keşifler yaşar. Bebeklerin ellerinde tuttukları her şeyi direk ağızlarına götürmelerinin nedeni ağız yoluyla cisimleri yoklama, emme ve tatmadır. Soğuk-sıcak, yumuşak-sert, tatlı-tatsız gibi deneyimler ağız yoluyla edinilirler. Emme eylemi bebeklerin içgüdüsel olarak anneleri ile kurdukları ilk aktif bedensel eylemdir. Bu eylemin tamamlayıcıları ise emzik ya da biberondur. Bu denli yaşamsal bir eylemin aynı anda anne ya da baba kucağında yaşanıyor olması, aynı zamanda bebeğin okşanmasını, bedensel kokuların tanınmasını da beraberinde getireceğinden bu eylemin bebeğin yaşamındaki önemi anlaşılırdır. Bu yüzden bebeklerin her şeyi ağızlarına götürmelerine şaşırmamak lazım. “Bebekler dünyayı duyularıyla yaşarlar” demek, bu açıdan oldukça açıklayıcıdır. Yeni doğan bebeklerin bu yüzden sevgiyle ve şefkatle kucakta tutulması, uzun süre yalnız bırakılmamaları, özellikle ağladıklarında kucağa

alınıp sakinleştirilmeleri oldukça önem taşımaktadır. Bedensel doyum bebeğin yaşamında dokunma, emme ve koklama duyularının karşılanması anlamına gelir. Aynı şekilde bebekle konuşma, ninni söyleme ve sevgi sözcükleri fısıldama bebeğe yalnızlık hissi değil, güven içinde olduğu hissini yaratacaktır.

Yaklaşık beşinci ayın sonlarına doğru bebekler artık uzanabildikleri ya da kendilerine uzatılan nesneleri yakalamaya çabalarlar, buna kendi ayakları, giysileri, elleri ve saçları da dahildir. İlk yaptıkları şey yakalayabildikleri nesneleri, oyuncakları direk ağızlarına götürmektir. Aynı şekilde kendi el ve ayak parmaklarını da ağızlarına götürerek, genital organlarına dokunarak kendi bedenleriyle temas kurarlar. Bebeklik dönemindeki bu deneyimler bebeğe kendi bedeninin ne denli önemli ve değerli olduğunu da öğretir. Hem kendi bedeni hem de bebeklik döneminde anne ve babasıyla kurduğu bedensel kontakt çocukların kendilerini güven içinde hissetmelerine, bedensel ve duygusal reaksiyonların hissedilmesine ve duyguların tanınmasına yol açacaktır. Ağlama, gülme, acıkma, susama, ağrı hissetme vb. gerek fiziksel gerek duygusal ihtiyaçların karşılanmasında bedensel temasın ne denli önemli olduğunu bu döneme ait deneyimler belirlemektedir. Özetle bebeklik döneminde yaşanan bedensel keşifler çocuğun kendi cinselliği ile ilk tanıştığı deneyimlerdir. Bu döneme ait en yanlış düşünce fazla ilginin çocuğu şımartacağı düşüncesidir. Bundan dolayı çocuğu kucağa almaktan kaçınmak, yatağında uzun süre yalnız bırakmak, her ağladığında kucağa almamak, konuşmamak, dokunmamak bebeklerin duygusal ve fiziksel gelişimlerine olumsuz etki yapacaktır. Bir sonraki yazımızda ilk çocukluk dönemi olarak da adlandırılan 1-3 yaş çocuklarının cinsel gelişimine değinip, çocukların ilk cinsel deneyimleri nasıl yaşadıklarına ve bunlara karşı nasıl bir tavır geliştirilmesi gerektiğine değineceğiz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page