Bir cezalandırma yöntemi olarak hapishaneler

Füsun ERDOĞAN

  • 16 Şubat 2018

MANSETİnsanları cezalandırma sistemi içerisinde hapishane uygulamasına 18. Yüzyıl ile 19. Yüzyılların dönemecinde geçildiğini söyler “Hapishanenin Doğuşu” eserinde Michel Foucault. Temelinde suç işleyeni “ıslah etme” vardır. Bireyi ıslah etmenin temel araçları ise; işkence, yalnızlaştırma ve yoksun bırakmadır. Dolayısıyla hapishaneye ihtiyaç duyan egemenler hapishanenin biçiminden, tutsakların hapishanedeki bütün bir yaşamına, tüm ayrıntılarıyla planlarlar. Öyle ki, hapishaneler sistemi içerisinde, mahpusa ait bir zaman dilimi bırakmayacak şekilde “ıslah etme” projelerini uygularlar. Mahpusları birer köle olarak çalıştırmak, verdikleri bir lokma ekmeğin, karşılığını misliyle çıkarmak üzere hesaplarını yaparlar.

Hiç kuşkusuz tarihsel gelişmenin akışı içerisinde özü değişmemek kaydıyla, insanı toplumdan kopararak cezalandırma sistemi içerisinde hapishaneler hem mimari olarak, hem de uygulamalar bakımından değişiklikler göstermiştir. Bazı durumlarda egemenlerin kendi sistemlerinin bekası için uygulamaya koyduğu “iyileştirme”ler olsa da; bu değişimin temelinde, insanlığın özgürlük düşünün peşinde koşarken, mücadele sonucu elde ettiği haklar yatar.

Hapishanesi bol ve çeşitli olan bir coğrafyanın insanıyız. Bu coğrafyada baskının, zulüm politikalarının temel araçlarından biridir hapishaneler. Osmanlı’da cezaevlerine zindan denirmiş. Karanlık, havasız, nemli kale kulelerini zindan olarak kullanırlarmış.

24 tip cezaevi mevcut

CEZAEVI DIRENISTarihi boyunca neredeyse alfabenin bütün harflerine uygun zindanlar inşa etmiş Türk devleti. Cumhuriyet sonrasında 1926’da çıkan Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre cürümlüler ve kabahatliler olmak üzere suçlar ikiye ayrılmış. 1929 yılında da cezaevleri Adalet Bakanlığı’na bağlanmış. Daha sonraki yıllarda da cezaevleri kapalı ve açık olmak üzere ikiye ayrılmış. Ve her yeni hükümetle, iktidarla Türkiye’deki cezaevlerine bir yeni tip eklenmiş. Gelinen noktada ise Türkiye’de tam bir cezaevi enflasyonu yaşanıyor. Değişik suçlara göre, Türkiye genelinde 24 tip cezaevi mevcut. Bunlar alfabenin A’sından T’sine kadar harflerle tarif ediliyor. Tabir edilen harf ile cezaevinin mimarisi arasında tam bir bağlantı söz konusu. Şu an varolan hapishanelerden D, F ve L tipi hapishaneler “yüksek güvenlikli” kurumlar olarak tanımlanıyor. Ve bizzat siyasi tutsaklar için özel olarak inşa edilmiş zindanlar bunlar.

1980 öncesinde genellikle tek ya da iki model üzerinden inşa edilen hapishaneler mevcuttu. 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrasında, hapishanelerin ağzına kadar dolması sonucu, askeri faşist diktatörlük hızla yeni hapishaneler yapmaya yöneldi. Bu süreçte askeri kışlalar ve askeri hapishaneler de, devrimci tutsaklara mekan oldu. “Tek Tip Elbise” uygulaması ise, bu süreçte devrimci tutsaklara dayatılan bir başka yaptırımdı. Amed 5 Nolu Zindanı ve Mamak hapishanelerindeki vahşet ise, yine bu sürecin baskı ve zulüm politikalarının yoğunlaştığı kurumlar olarak tarihe geçti.

1990’ların sonunda F tipi hapishaneler inşa edildi ve devrimci tutsaklar zorla bu hapishanelere konuldular. Bir süre sonra F Tipi hapishanelerin tüm mevcuda yetmediği gerekçesiyle “L Tipi”, “T Tipi” ve “D Tipi” hapishaneleri devreye koydular.

Bugün Türkiye ve Kürdistan hapishanelerinde Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün 2 Ekim 2017 verilerine göre; tutuklu ve hükümlü sayısı 228 bin 983. Bunların 216 bin 180’i erkek, 9 bin 985’i kadın, 2 bin 828’i ise 18 yaş altındaki çocuklar oluşturuyor. Yine aynı verilere göre 40 bin civarında hapishanenin kapasitesinin üzerinde insan tutuklu ve hükümlü. Ayrıca her gün gerçekleşen tutuklamaları dikkate aldığımızda bu veriler sürekli artış gösteriyor. Varolan hapishanelerin kapasiteleri ile tutuklu ve hükümlü sayısı arasında böylesine bir fark olması; tutsakların balık istifi, gayri insani koşullarda yaşamak zorunda kalması anlamına geliyor.

Eskişehir Tabutluğu’ndan F Tiplerine…

Untitled-1Türkiye’de 1980’lerin sonuna kadar daha çok koğuş sistemi uygulanıyor olsa da, tutsakların birlikte yaşaması ve dayanışmasının önüne geçmek için 1989 yılında “Tabutluk” dediğimiz “Eskişehir Cezaevi” Adalet Bakanlığı’nca açıldı. Devletin amacı hücre tipi hapishaneleri yaygınlaştırmak ve devrimci tutsakları bu hücrelere koymaktı. Tutsakların direnişi sonucu “Eskişehir Tabutluğu” kapatılsa da, devlet sürekli ve sistematik olarak hapishaneler politikasında devrimci tutsakları yalnızlaştırma politikası izledi, tecriti her fırsatta kullandı.

15 Şubat 1999 tarihinde uluslararası bir komplo ile Kenya’dan kaçırılarak Türkiye’ye getirilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı İmralı Hapishanesi’nde tek başına bir hücreye kapatmasıyla Türk devleti, aslında devrimci tutsaklara yeniden tecrit politikasını dayatmanın da startını vermiş oldu. Devletin hapishaneler, bir başka ifadeyle “tecrit politikası”nda İmralı Hapishanesi özel bir yer tutar. Koşulları ise, hiçbir hapishaneyle kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Devlet bu hapishanede Ceza İnfaz Kanunu’nda (CİK) varolan kendi yasalarını bile uygulamaz. Ne görüş hakkı, ne avukat hakkı, ne de telefon hakkını kullandırır. Türkiye’nin tüm dünyanın gözleri önünde uyguladığı tecrite ne yazık ki, uluslararası kurumlar da itiraz etmiyorlar. Türkiye’ye herhangi bir yaptırım uygulamıyorlar.

1999 başından itibaren zamanın Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk tarafından F tipi hapishane sistemine geçişin propagandası yapılmaya başlandığında, devrimci tutsakların yanıtı “Tecrit ölümdür, hücrelere girmeyeceğiz” oldu. Bakanlık tüm itirazlara rağmen, inşaatları henüz bitmemiş F Tipi Hapishane’lere geçiş politikasını hayata geçirdi. Bunun için 19 Aralık 2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş Operasyonu” dedikleri, devrimci tutsakların tutulduğu 20 hapishaneye düzenledikleri saldırı ile 10’u kadın, 30 tutsağı katlettiler. Kimyasal gaz kullandıkları birçok hapishanede tutsakları ağır işkencelerden geçirerek, F Tipi hapishanelere götürdüler.

Mahpusluk zor zenaat!..

CHILD GEFENGNISHapishanede kadın ya da erkek olmak, LGBTİ birey olmak, çocuk olmak şairin dediği gibi zor zenaat! Devlet cezalandırmak istediği mahpusu betonun ve demirin grisine hapsederken sadece tutsağın bedenini çürütmeyi hedeflemez. Aynı zamanda beynini de çürütmek ister. Ve aslında asıl amacı da, önce insanların beynidir…

Adli ve siyasi tutsaklar hapishanelerde ayrı bölümlerde tutulurlar. Kadın mahpuslar genellikle “T Tipi”, “M Tipi” ve “L Tipi” hapishanelere konuluyor. Bunlardan Ankara-Sincan’da bulunan Kadın Hapishanesi üçer kişilik hücre tipindedir. Ayrıca tıpkı erkekler gibi “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası alan kadınlar da tek kişilik hücrelerde tutuluyorlar. Ayda bir kez kapalı, bir kez de açık görüş hakkına sahip olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan tutsaklar, on beş günde bir kez de şayet iletişim cezası yoksa on dakikalık telefon hakkından yararlanabiliyorlar.

Ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılan kadın devrimcilerin sayısı az olsa da, hem kadınların, hem de erkeklerin koşulları, neler yaşadıkları kamuoyunda pek bilinmiyor. Ağırlaştırılmış müebbetliklerin yıllardır günde bir saat havalandırma hakları var. Bazı hapishanelerde bu uygulamanın maksimum üç saate çıkarıldığı biliniyor. Ancak, 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişiminden hemen sonra Erdoğan-AKP diktatörlüğü tutsakların kazanılmış haklarına saldırdı. O güne kadar devrimci tutsakların mücadeleyle kazandığı ne hak varsa hepsini bir bir gaspetmekle kalmadılar, sürgün sevkleri rutine bağladılar.

Hapishane bu… Tutsaklık mahrumiyet demektir! Devletin “ıslah etme” dediği şey ise, gerçekte yıldırma politikasının bir parçası. “Normal” zamanlarda bile çok basit bir talebiniz  “burası hapishane, bu yoklukları yaşayacaksın ki, dışarıdaki insanla aranda olması gereken farkı anlayasın” şeklinde yanıtlanır.

Hapishanelerde direnmenin adı

CEZAEVI 3İnsanın hapishaneye girdiği gibi çıkmasının pek mümkünü yoktur. Ama her şeye rağmen hapishanede bir hayat kurmak, üretmek, kendine ve birlikte kaldığın arkadaşlarına, yoldaşlarına emek vermek şart! Aksi taktirde kısa sürede hem ruhsal olarak, hem de fiziksel olarak hastalanırsınız. Bunun ayırdında olan kadın tutsaklar, bakmazlar hapishanede 10 yıl, 15 yıl ve daha fazlasını yaşadıklarına/yaşayacaklarına. Sanki daha dün tutuklanmış da, yarın çıkacakmış gibi hayatla ilişkilenirler. Cıvıl cıvıldır 6 kişilik, 12 kişilik hücreler. Her bir hücre, her bir koğuş birer işlik, birer atölye gibidir. Devletin baskı ve zulmüne karşı atılan her kahkaha, hapishanelerde direnmenin adıdır.

Devrimci tutsaklar her fırsatta toprak yapıp küçük yoğurt kaplarında, plastik kovalarda çiçek yetiştirirler. Tutsakların bu uğraşı, devletin mahpusları beton ve demirin grisine hapsetmesine karşı verdiği bir savaştır. Hapishanede yaşamak, onurunu korumak ve ayakta durmak direnç ister.

Devletin hapishanelerdeki uygulamalarında hiçbir zaman istikrar olmaz. Zaten bir istikrar da beklememek lazım. Bir sorun karşısında direnirsiniz, mücadele eder, bedel ödersiniz. Sonra hapishane yönetimi ya da Adalet Bakanlığı ile anlaşma sağlarsınız. Ertesi günü yaptığınız anlaşma bir kenara atılabilir! Bu nedenledir ki, tutsaklar devletin yaptırımlarına, hak gasplarına karşı sık sık eylemler yapmak zorunda kalırlar. Bunlar slogan atma, kapı dövmeden, görüşe çıkmama, hastaneye gitmeme ve açlık grevi ve ölüm orucuna kadar uzanır.

“Tek Tip”e karşı toplumsal mücadele 

DEMIRPARMAKLIKLARGemi azıya alan Erdoğan-AKP diktatörlüğü 2017 yılını yeni KHK’ler ile kapattı. 12 Eylül askeri faşist cuntasının giydirmeye çalıştığı ve devrimci tutsakların giymeyi reddederek tarihin çöp sepetine attığı “Tek Tip Elbise” dayatmasını 696 Sayılı KHK ile yeniden gündeme getirdi. Üstelik hamile kadın ve çocuklara giydirilecek “Tek Tip Elbise” modelinin henüz belli olmadığını söyleyerek, kadın tutsaklara da “Tek Tip Elbise” giydireceklerini açıklamış oldular. Kadın ve erkek tutsaklar aileleri aracılığı ile “Tek Tip Elbiseyi geldiği yere, tarihin çöp sepetine atacaklar”ını açıkladılar. Direneceklerini söylediler!..

Peki ya biz?! Dışarıdakiler devrimci tutsakların direnişinin neresinde olacağız? Bütün bir topluma giydirilmek istenen “Tek Tip” karşısında nasıl bir mücadele hattı oluşturacağız?! Bütün mesele gelip burada düğümleniyor.

Son bir not: İçerideki bir tutsağın dışarıdakiler tarafından aranıp-sorulması her zaman büyük bir moral olur mahpusa. İki satırlık bir kart yazmak, dışarının havasını içeriye taşımak, en önemlisi de, iyisiyle-kötüsüyle içerideki bir tutsağın yaşamını paylaşmanın insana büyük bir katkısı olduğuna inanıyorum. Bir tutsakla yazışmak için, fazla bir zamana da ihtiyaç yoktur.  Okuma yazması olan herkes bunu rahatlıkla yapabilir… İçerideki bir tutsağı mektup arkadaşı olarak seçebilir. Bu adımı attıktan kısa bir süre sonra, emin olun tıpkı içerideki tutsak gibi, sizler de posta yolu gözlemeye başlarsınız. Her Newaya Jin okuru kadın duyarlılığı göstererek bir kadın tutsağı mektup arkadaşı seçse tek kelimeyle harika olur.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page