Başka yolu yok 

Bese ERZİNCAN

  • 12 Temmuz 2018

Zamanın ruhunu ve mekanını yakalamak ve buna göre mücadele stratejilerini belirlemekDIRENIS-POLIS-BESIME KONCA-AMED sistem karşıtı güçler açısından hayati önemde. Söz konusu kadın özgürlük mücadelesi olunca bu önem iki katına çıkmakta. Çünkü en çok kadın özgürlük mücadeleleri  sistem içileştirme tehlikesiyle karşı karşıya. Kapitalist sistem, günümüzde hegemonyasını Kürdistan, Ortadoğu ve dünya ölçeğinde kadın sömürüsü üzerinden sürdürmenin arayışında. Varolan krizlere yeni krizler eklenerek bir çıkış sağlanmak istenmekte.

Nasıl bir çağda yaşıyoruz? Bu çağın egemen erkek karakterinin kadın kimliklerimize yansıması hangi düzeydedir? soruları en çok biz kadınlar için geçerli. Kadınların kendini tanıması, kendine ait özgür anları yaratabilmesi, bunu toplumsal düzlemde bütün kadınlarla paylaşması mücadelenin başlangıç noktası sayılabilir. Nitekim kendi kişiliğinde özgürlük bilincini, zihniyetini geliştiremeyenler, toplumsallaşmayı yaratamaz. Toplumsallıktan kopan bir özgürlük anlayışı ise kapitalist modernitenin yalancı özgürlük ağlarına takılıp kalır.

KJK Yürütme Konseyi olarak 12-14 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz toplantımızda güçlü analizler yaptık. Kadınlar olarak özgürlüğün neresindeyiz? Varlığımızı, benliğimizi, bilincimizi özgürlük ölçüleri ile ne kadar buluşturabiliyoruz? sorularını kendimize yönelttik. Tartışmaları, kendimize ve çevremize karşı geliştireceğimiz eleştiri ve özeleştirilerin mücadelemizi zindî, dinamik ve doğru bir şekilde yürütebilmemizin esasını oluşturacağı bilinciyle yürüttük.

Kapitalist sisteme karşı mücadele

-Kadın özgürlük hareketi olarak, teorik gelişim kadar, özgür kadın kişiliğini öncelikle kendimizde yapılandırarak özgür geleceğe ilerliyoruz. En büyük farkımız, başarımız, fedai militan çizgide yürüyebilmemizin altın anahtarı; sisteme karşı yürüttüğümüz mücadele, eleştirdiğimiz yaşam tarzıdır.

Kapitalist modernist çizginin sol ve sağ versiyonları biçiminde kendisini gösteren ulusal mücadeleleri, sosyal demokrat hareketleri, reel sosyalist hareket içersindeki kadın yapılanmalarının sonuç itibarıyla sistem içileşmesini derinlikli inceliyor, dersler çıkarmaya çalışıyoruz. Bizi sürekli tek tip bir yaşam tarzına iten, kadını köleleştiren başta evlilik kurumu olmak üzere, özgürlük adına kadın bedenlerinin metalaştırılması gibi hususları kendimize dert etmek durumundayız. Kadın ne kadar kendine aittir? Mülkleştirme olmadan düşünceye, anlam düzeyini yükseltmeye dayalı birliktelikler olabilir mi? Günümüz erkeğini ne denli sağlıklı çözümleyebiliyoruz? Özgürlük mücadelesi verirken, kendimizi geri geleneksel ölçülerden ne denli arındırabiliyoruz? Kadın özgürlük mücadelesi aktivistleri olarak çoğaltabileceğimiz bu soruları en başta da kendimize yöneltmek bizi gerçek sonuca götürecek doğru metod olacaktır.

Evrensel insanlık değerleri tecrit altında

Yürütme Konseyi toplantımızın başlıca gündemlerinden biri Önder Öcalan’a dayatılan kesintisiz tecrit oldu. Önderliğimize karşı uygulanan baskı, izolasyon ve özel savaş yöntemleri özünde halkların özgürlük, adalet ve eşitlik taleplerine dönük. Tecrit sadece İmralı ile sınırlı kalmayıp bütün toplumsal yaşamları, özgür gelecek idealini ve bu uğurda verilen mücadeleleri de kapsamakta. Bu, elbette Önder Öcalan’ın toplum yaşamlarına mal olmuş özgürlük felsefesinin yarattığı etkiyle birebir bağlantılı. Çünkü hiçbir lider bu denli insanlığın evrensel değerlerini kendi şahsında temsil edip halklara mal etmeyi, toplumsal-sistemsel dönüşüm sağlatmayı başaramadı. İmralı adasının özel yönergelerle yönetilmesinin temel nedeni de budur. Bu anlamda tecrit altında olanın sadece Önderliğimiz değil, evrensel insanlık değerlerinin, özgürlük umutlarının kıskaç altında olduğunu söylemek yerinde.

Hak ihlalleri rekor düzeyde

TURKEY-POLITICS-UNREST-KURDSGüncel olarak yaşadıklarımız Önderliğimiz; “Türk devletinin İmralı’da bana yaklaşımına bakarak, Kürt sorununa, özgürlük ve demokrasi sorununa yaklaşımı değerlendirebilirsiniz” tespitini ve öngörüsünü birebir doğrulamakta. Tecritin işkenceye vardığı şu zamanlarda; Kürt halkına dönük soykırım politikalarının, kadın katliamlarının, halklar arası kin ve nefretin, işsizlik ve yoksulluğun, doğa kırımının, hak ihlallerinin rekor düzeyde tavan yaptığına şahitlik ediyoruz.  İmralı tecridinin diğer bir tercümesi; kadın özgürlüğünün, Mezopotamya halklarının, inançların, hak mücadelelerinin de tecrit altında tutulması, dolayısıyla soykırım politikalarının adım adım hayata geçirilmek istenmesidir. Buna karşı elbette ki sessiz ve tepkisiz kalmayacağız. Sadece tecritin kırılması değil Önderliğimizin özgürlüğüne kavuşması için mücadeleyi yükseltmeye dönük yeni planlama ve kararlaşmaya ulaştık.

AKP-MHP faşist ittifakının giderek ağırlaştırdığı tecrit ve soykırım saldırılarıyla Önderliğimiz ve özgürlük hareketimize sistem içileşmeyi dayattığının bilinciydeyiz. Önderliğimiz ile hareketimiz arasındaki bağı koparma, mümkünse suni çelişkilerle karşı karşıya getirme çabası, yıllardır uygulanan ama hiçbir sonuç vermeyen bir girişim olmuştur. Çünkü hareketimizin üzerinde şekillendiği sac ayakları sağlam ve sarsılmazdır.

Özgür yaşam bilincinin evrenselleşmesi

TURKEY-POLITICS-UNRESTÖnderliğimizin paradigmasının içeriğinde yer alan demokratik modernite, demokratik ulus, kadın özgürleşmesi projeleri hareketimizi sistem karşıtı bir cephe olarak geliştirmiştir. Bu cephenin dinamik öncüsü de kadın mücadelemizdir. Kadın özgürlüğü evrensel özgürlüğün şah damarıdır. Dünya ölçeğinde varlık gösteren birçok kadın hareketine nazaran Kürt kadın hareketi olarak içersinde bulunduğumuz pozisyon ve görevlerimiz çok daha kapsamlı ve bütünlüklüdür. Cins, ulus ve sınıf mücadelesini iç içe yürütmek kadar, alternatif yaşamı inşa etme görevi ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla; Önder Öcalan’ın özgürlüğünü hedefleyen eylemsellikler kadar, O’nun şekillendirdiği özgür yaşam bilincini kadınlara, tüm topluma, insanlığa yaymak, evrenselleştirmek birincil görevlerimiz arasındadır.

Bunu başarabilmek için en başta  gündelik hayatın her anı ve alanında geriliğini dayatan zorba erkeğin geriletilmesi ve özgürlük alanları yaratabilmeyi başarmaktır. Çünkü faşizme varan erkek şiddetinin gerçekleştirdiği kadın cinayetleri kırım/katliam boyutlarında. Kadınların buna karşı iletişim ve örgütlenme ağlarını genişletmesi, kolektif irade ve gücünü büyütmesi ve harekete geçmesi elzemdir. Kadınların politik,  eğitim, öz savunma, kolektif ekonomi gibi alanlarda varlık göstermesi, demokratik kültür ve toplumsal inşa mücadelesine öncülük etmesi zorba erkek rejimini adım adım zayıflatacak, bertaraf edecektir.

Kadın kırımına son

FASIZM PROTESTOŞahitlik ettiğimiz üzere faşizmin insafı ve sınırı yoktur. İnsana reva olan en küçük bir hak talebini terörize ederek gaddarca saldırmakta, parçalayıp yok etmekte. Tersinden gelişen bu gidişatı biz kadınlar durdurabiliriz. Çünkü tarihten bu güne cesaret ve direniş konusunda erkeğe nazaran en çok da kadınlar rüştünü ispatlamıştır. Bu faşizan politikaları engellemek için daha çok bütünlüklü ve ortak çalışma ihtiyacımız var. “Namus cinayetleri”ni, çocuk yaşta evlilikleri, cinsel istismarı, kadın intiharlarını, fuhuşu, çok yönlü kadın kırımını ancak beraber sonlandırabiliriz. Kadın yaşamlarımızın ipotek altına alınmasına, denetlenip yönlendirilmesine artık izin vermeyelim. Kadın hareketimizin başlıca ilkesi olan örgütlülüğü yaşamın her alanında geliştirmek biz kadınlar açısından ekmek ve su değerindedir. Toplantımızın da tespitlerinden olan; “Zorba, sömürgen erkek hegemonyacılığına karşı örgütlenmek, kolektifleşmek, harekete geçmek” kadınca yaşamın lehine başarıyı sağlatacaktır. Çünkü özgür yaşamı yeniden kadın eliyle yaratmaktan başka bir yol ve seçeneğimiz yok.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page