Ataerkil düzene sanatıyla başkaldıran kadın: Füruğ Ferruhzad

Hazırlayan: Newaya Jin

  • 18 Nisan 2017

FURUG 2Mevlana, Hafız ve Sadi Şirazi gibi edebiyatın kült isimlerini bünyesinde barındıran İran edebiyatının nadir kadın şairlerindendir Füruğ Ferruhzad. Erkek dünyasında çektiği acılar karşısında şiire tutunan ve hüzünlü bir kadın olarak şiirde var olan bir şairdir.

16 yaşından sonraki yaşamında mutsuzluk, acı ve ayrılık hiç eksik olmadı. Ancak bütün bunları asla kader olarak görmedi. Tersine, yaşadıklarını bireyselleştirmeden, bir toplumsal sorun olduğunu görerek, şiirlerinde cins ayrımcılığını ve ataerkil düzeni ele alıp, kadının özgür yaşamını savundu ve ezilen kadının sesi oldu.

Füruğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935’te İran’ın başkenti Tahran’da annesi Turan Veziriteber ile babası Albay Muhammed Ferruhzad’ın yedi çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya gelir. Ailesi Bahaizm mezhebine bağlıdır.

Bu mezhepteki inanışa göre, dinin kaynağının yaşanan gerçekler, insanların yeryüzünde birbirleriyle olan ilişkileri ve yaşamın gerektirdiği davranışlardır. Bahaizm’e göre gerçek din, insan için yaşamaktır.

Babası kızında edebiyat ilgisini uyandırınca, Füruğ ilkokulu bitirdiği 1948 yılında henüz 13 yaşında olmasına rağmen gazeller yazmaya başlar.

Evlilikle kadının düşürülüşünü anlar

Sanata olan ilgisinden sonra mahalle mektebinden sonra kız sanat okuluna gönderilir. Burada resim, dikiş-nakış ve el sanatları öğrenir. 16 yaşına geldiğinde İran’ın ünlü simalarından Pevez Şapur ile evlendirFURUG 4ilir, evli olmasına rağmen eğitimine devam eder ve Kamalolmolk Teknik Okulu’nda okur.

Evliliğinden iki yıl sonra da oğlu Kamyar dünyaya gelir. Ancak Kamyar mutlu bir evliliğin ürünü olarak dünyaya gelmez ve Füruğ evliliği sayesinde kadının toplumdaki düşürülüşünü anlar. O dönem İran’ın katı toplumsal ve siyasal yapısı yüzünden kadınların kolay kolay cesaret edemediği bir şeye imza atar ve eşinden boşanır. Ancak ataerkil düzene karşı çıkmanın bedelini ağır ödemek zorunda kalır, mahkeme Kamyar’ın velayetini babasına verir ve Füruğ oğlunu bir daha göremez. Çocuğunu göremeyişi yaşamı boyunca Füruğ’u derinden etkiler, hep kanayan bir yara olarak acı verir.

Şiirle yaşama tutunur

Aldığı bu darbeden sonra şiir ile yaşama tutunur, Tahran’a döner ve 1955’te ‘Esir’ adını verdiği ilk şiir kitabını yayınlar. 44 şiirden oluşan bu kitapta kadın-eş-anne kimlikleriyle şair kimliği arasında sıkışmış, kimliğini arayan bir kadını anlatır.

Bir yıl sonra da eski eşine ithaf ettiği ‘Duvar’ kitabını yayınlar. Her iki kitabında kadının toplumsal statüsüne karşı çıktığı ve kadının özgürlüğünü savunduğu içiFURUGn büyük tartışmalar çıkar. Aynı sene 9 aylığına Avrupa’ya giden Füruğ, ülkesine döndükten sonra yazar ve yönetmen İbrahim Gülüstan ile tanışır. Ölümüne kadar sürecek olan bu dostluk, sanatsal çalışmalarını da derinden etkiler. Zira İbrahim Gülüstan ile tanıştıktan sonra sinemaya başlar ve oyunculuk, senaristlik, kameramanlık, yönetmen yardımcılığı, dublaj, montaj gibi birçok alanda çalışır. Ayrıca tiyatro ile de ilgilenen genç şair, çeşitli gazetelerde editörlük yapar.

Fars şiirinin tahtına oturur

1958 yılında üçüncü kitabı olan ‘İsyan’ çıkar. Füruğ, daha sonra ilk üç şiir kitabı hakkında ‘genç bir kadının yüzeysel duyguları’ der. Ardından sinema ve İngilizce dil eğitimini almak için İngiltere’ye gider, orada iken temel eseri konumundaki ‘Yeniden Doğuş’ isimli kitabını tamamlar. Artık şiirde olgunlaşma dönemidir ve sanatsal düzeyi de yükselir.

Füruğ bu kitabıyla İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açar. İfade rahatlığı, yalınlığı, geniş görüş yelpazesi ve içtenliği ile insanların yaşadığı sorunları çarpıcı bir dille yansıtarak, çağdaş Fars şiirinin tahtına oturur. Boyalanmamış, tüm açıklığıyla ortaya konulan, dokunaklı, müzikli ve bir yandan da coşku ve heyecan dolu bir anlatıma sahip olur şiirleri.

Sinemaya giriş

1959 yılında ‘Bir Ateş’ filminin yapımına başlayan Füruğ, ardından ‘Su ve Isı’ filminin üçüncü bölümünün yapımı ile uğraşır. Ayrıca ‘Dalga Mercan ve Kaya’ filminin yapımcı yardımcılığını üstlenir, tamamlanan ‘Bir Ateş’ filminiMANSETn üstün başarısından bir kez daha İngiltere’ye gider. İran’a döndükten sonra Cüzzamlılar hakkında film çekmek amacıyla Tebriz’e ilk bir yolculuk gerçekleştirir.

Bitirilemeyen ‘Deniz’ adlı filmde yapımcı ve oyuncu olarak yer alan Füruğ, aynı yılın sonbaharında ikinci kez Tebriz’e gider ve ‘Ev Karadır’ filminin çekimlerine başlar. 1962 yılında yaptığı bir belgeseli ile İtalya’da Belgesel Filmler Festivali’nde birinciliği elde eden genç sanatçı, Tebriz Cüzzamlılar Evi’nde tanıdığı küçük Hüseyin’i evlat edinir. Böylece kendi oğluna sarılamayan Füruğ, annesiz bir çocuğa annelik eder. ‘Ev Karadır’ filmi ile dünyanın çeşitli yerlerinde ödüller kazanır, Oberhausen Film Festivali’nde büyük ödüle layık görülür.

Kökleri toprağa salınır

Füruğ Ferruhzad, 13 şubat 1967’de stüdyoya gitmek için hızla seyir halindeyken karşısına çıkan okul aracına çarpmamak için direksiyonu kırar. Aracından fırlayıp, boynunun kırılmasıyla henüz 32 yaşındayken hayata gözlerini yumar. Ancak ölümü hep bir şüphe bırakmıştır. Ardından durmaksızın yağan bir kar altında ağaçların soyundan olan bir kadın şair olarak kökleri toprağa salınır. Ölümü ile yarım kalan ‘İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına’ adlı kitabı ise 1974 yılında yayınlanır.

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page