Necma ile Misto’nun aşkı: Milyonda biri gören göz, kör değildir

KAKTÜS

  • 18 Mart 2017

Necma-MistoGeçenlerde internette ‘kayak’ yaparken bir fotoğrafa rastladım. Güzel editörüm fotoğrafı yayınlarsa sizler de göreceksiniz.

İşte fotoğraf bu. 1970 yılına ait olan bu fotoğraf karesinde yer alan kahramanlar ise Necma ile Misto. Burası kadın katliamlarıyla ünlü Batman şehri. Şaşırtıcı değil mi? 1970’lerde bir kadın ile bir erkek kol kola şehri arşınlıyor ve hiç kimse kadını öldürmeyi düşünmüyor. Tersine, herkes başı dik bu iki insana sevgiyle, hoşnutlukla bakıyor. İki aşığın kol kola gezmesinden mutlular. Fotoğrafı yayınlayan vatandaş (isim veremeyeceğim) şöyle bir dip not düşmüş; “Necma ile Misto, ikisi de hem “deli” hem “âşık” hem de birbirlerine deliler gibi âşıktılar… ‘Akıllıların’, aşksız bırakıp cehenneme çevirdikleri topraklarımızda, delilik âşık işidir, aşk deli işi!” diyor. Hakikat böyle mi? Aşk gerçekten delilikle mi izah edilmeli, deliliğin tarifi aşk mıdır? Ya da onlar deli midir?

Sahi, delilik nedir? Nereden okuduğumu hatırlamıyorum ama delilik için şöyle deniliyordu: Delilik, dahilik ile aptallık arasında ince bir çizgidir.

Fotoğrafı incelerken gözüm bir yazıya takılıyor. “Aşık olmanın da bilimi var!” Yani aşkı matematiksel olarak açıklama çabası, bir başka değişle aşkın kimyasını inceliyorlar. Necma ile Misto’nun aşkın kimyasından haberi var mıydı, bilmiyorum. Yazıda aşkın bilimseliği ve matematiği hakkında şöyle deniliyor, “Saniyeler içerisinde tamamen beş duyumuzu kullanarak karşımızdakine ilgi duyup, duymadığımıza karar veriyoruz.” Buna ilk görüşte aşk deniliyor. Yıldırım aşkı diyenler de var. Tabii bu karşı için de geçerlidir. “Gördüğümüz kişiyi fiziki olarak beğenirsek, ‘istemeyerek’ yakınlaşıyoruz.” Bir şeyler bizi o tarafa iteliyor ya da tekmeliyor. Yani “fiziki olarak beğendimizi bir de koklamalıyız.” Tıpkı hayvanlar gibi… Lakin burnunuzu ter kokusuna dikmeyin, yoksa aşık olma duyularınızdan birini kaybedebilirsiniz. Bir koklayışta aşk yok olabilir! Bir diğer duyumuz işitme. Aşk’a kulak dikme, sesin cazibesi… Sırasıyla dokunma, tatma duyusu… “Tüm bunları gerçekleştirmişseniz artık şunun farkındasınızdır: Karşılıklı uyumu yakalama olasılığı milyonda bir…”

Ne büyük umutsuzluk! Maalesef yazının özeti bu ve umutsuzluk yayıyor. Düşünebiliyor musunuz, o kadar çabadan sonra kimyanızın uyuşma olasılığının milyonda bir olduğunu öğreniyorsunuz. Şaka gibi… İnsan bir an alıklaşıyor. Oysa nasıl da umut bağlamıştık bu beş duyuya… Görüp beğenmiş, koklamış, sesinin esrarına kapılıp, elini tutmuştuk. Peki ne oldu? Nırrçç, uyum yok… Aşkın bilimi ‘bu iş olmaz’ diyor. Matematiği ise eksilerde seyrediyor. Aşık olma olasılığı sıfır bile değil. Oysa sıfır bile bir umuttu. Ne diyorum ben?!? Sanki Matrix filminde “kırmızı Necma-Misto 3mı, yoksa mavi hap mı” seçenekleriyle yüz yüzeyim. Allah kimseyi varlığının bilincinden yoksun bırakmasın. Gerçekten çok zor!

Düşünsenize siz günde kaç insanla tanışıyorsunuz? Kaçıyla sohbet ediyorsunuz?  Milyonda bir olan olasılığa nasıl denk geliyorsunuz? 200 bin kişilik bir şehirde yaşıyorsunuz ve ‘bilimsel’ olarak sizin sevdiğiniz kişiyi bulmanız için bir milyon kişiye ihtiyacınız var. Ne yapacaksınız? Bana aşktan deli olmuş insanlar gibi bakmayın. Amacım işi yokuşa sürmek değil, inilen yokuşun nasıl çıkılacağını kurcalıyorum, hepsi bu. Bildiğim tek şey var, o da aşkın kimyasıyla oynanmaması gerektiğidir. Çünkü kimyasıyla oynanan aşkların sonu, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin’e yol açtı. Tıpkı Necma ile Misto gibi. Görülen aşk, meşk istemez!

Şu fotoğrafa bakın, ne büyük bir gurur ve aşk ile yürüyorlar. O ne ihtişamlı duruş öyle. Bir de bugüne bakın, “Aşk diye bir şey yoktur, aşka inanıyor musun hakikatten?” sorusundaki çirkefliği düşündükçe, şu kendini “akıllı” zannedenlere bir sopa çekesim var. Yemeğe dalgınlıkla fazla tuz atınca, “Sen aşık mısın?” sorusuna, “Evet, ben aşığım” diye çığlık atasım var. Gamsız diyeceklerine, aşık desinler! Bu hayatta gamsızlık kadar kötü bir şey olabilir mi? Tabii ki hayır! Ama tüm güzellikler aşktan doğmuştur ve varsın yemek de biraz tuzlu olsun. Ne yapalım yani?

Şu an her şey Necma ile Misto’da bitiyor. Soruyorum, şimdi sevdiğinizi kolunuza takıp, böyle başı dik, gururla Batman’ın ortasında yürüyebilir misiniz? Cevap veriyorum: Hayır! Ma siz DELİ misiniz? Sahi delilik neydi? Delilik, dahilik ile aptallık arasında ince bir çizgiydi. Çizginin ortasını kabul etmediğinize göre, üstünde de değilsiniz. Eee o zaman ne diyeyim, bu konuda bize laf düşmez. Siz, sizi daha iyi bilirsiniz… Bir şey daha söyleyeyim; milyonda biri gören göz, kör değildir. Kör olan gözün gördüğünü aklın saklamasıdır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someoneDigg thisShare on RedditShare on TumblrShare on LinkedInPrint this page